Güncel siyasi kültürde köy enstitülü yazarlar

Asım Öz/ Yazar
19.06.2021

Tipik olsun olmasın köy enstitülü yazarların "kültür savaşçıları" figürü kimliğiyle ortaya koydukları anlayışın ve bu doğrultudaki ödüllerin siyasi/kültürel boyutlarıyla ve günümüzdeki yeni kavranma biçimleriyle daha derinlikli bir şekilde tartışılması gerekmektedir.



Türkiye'de kültürel iktidar 1970'li yıllarda olduğu gibi toplumcu-gerçekçi yahut köy enstitülü yazarların eserlerini önemseyen yayıncılarda olmasa da belli siyasi yatkınlıkların bazı yazarları öne çıkarmaya matuf bir tutuma sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Siyasi kültür eksenli bakıldığında dönemler, yazarlar ve eserlerin kopmaz bağlarla birbirine bağlandığı da düşünülebilir. Yazıldıkları dönemin havasını, toplumsal ilgi alanlarını, tartışma başlıklarını, yazarların bu bağlamdaki konumlarını yansıtan bazı eserlerin yıllar sonra tekrar gündeme getirilip yayımlanması üzerinde dururken bile meseleyi siyasi kültür eksenli bir çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.

Bir dönemin alametifarikası

Türkiye'de solun toplumsal bir güç olduğu 1960 ile 1980 arasındaki yirmi yılda en belirgin konular arasında köy enstitüleriyle bu okullarda okuyan yazarların eserlerinden oluşan köy edebiyatı yer alır. Aynı zamanda dönemin sol toplumsallığının oluşumunda etkili olan enstitülü ilk ve ortaokul öğretmenlerinin ilerici-gerici aydınlanmacı-bağnaz karşıtlıkları üzerinden kurdukları siyasi ikiliklerin öne çıktığı görülmektedir. Ağırlıklı olarak 1970'li yıllarda gündeme gelen ve adı toplumcu-gerçekçilik içinde değerlendirilen köy enstitülü yazarlardan Ümit Kaftancıoğlu'nun hikâyeleri ve romanları üzerine yazılanları hatırlamak bu açıdan gerçekçi olabilir. Dönemin Varlık, Yeni Ortam, Milliyet, Yeni Gazete, Türk Dili gibi yayınlardaki metinlerle Rauf Mutluay'ın 1973 ve 1975 yıllarında çıkan Varlık Yıllığı'ndaki iki değerlendirme yazısını da bu çerçevenin içine katarsak meseleyi daha net anlayabiliriz. Köy enstitülerine mesafesi bilinen Tahir Alangu'nun Kaftancıoğlu'nun Dönemeç adlı ilk kitabını "Son yıllarda iyice tıkanıp daralan gerçekçi hikâye anlatımına yeni bir ufuk açıyor." diyerek karşılamasını da. Çünkü Kaftancıoğlu'nun eserine adını veren ve 1970 yılında, öykü dalında TRT Büyük Ödülü'ne değer görülen "Dönemeç" hikâyesinde Cılavuz Köy Enstitüsüne girebilmek için gerçekleştirilen zorlu yolculuk anlatılır. Yazarın siyasi bir cinayete kurban gitmesinin ardından geçen on yıllar boyunca unutuluşa terk edilmesi soldaki temel edebî doğrultunun değişmesiyle alakalıdır.

Esasında köy enstitülü yazarlara ilişkin tartışmalar Türk solu bakımından her daim "stratejik" nitelikte olmuştur. Sosyalistlerin köy romancılarına dair yaklaşımı 1980'ler öncesinde salt bir entelektüel merak, romancılara yönelik bireysel ilgiler olarak değil, sol kitleselliğin önemli bileşenlerinden biri şeklinde kavranmalıdır. Kurtuluş Kayalı'nın Türkiye Notları dergisinin 10. sayısındaki Tahir Alangu odaklı yazısında da işaret ettiği gibi köy enstitülü yazarlar o yıllarda günümüzdeki gibi romantik bir bakışla değil âdeta solculuğun alametifarikası şeklinde değerlendiriliyordu. Elbette bunun altında yatan temel duygu bu yazarların eserlerini siyasi ve fikrî mücadelenin tam ortasından yazdıklarının kabul edilmesiydi. Bu yüzden Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Abbas Sayar, Hasan Kıyafet, Dursun Akçam gibi isimler öne çıkmıştı. 1970'li yıllarda kültürel iktidarın toplumcu-gerçekçi anlayışa sahip yayınevlerinde olduğu ne kadar doğru ise diğer sol yayıncıların yahut onlara yakın duranların da bu anlayıştan uzak kalmadığı bir o kadar doğrudur. Köy enstitülü yazarların kitaplarının peynir ekmek gibi satıldığı yıllarda kitaplarını yayımlamaya niyetlenen Ümit Kaftancıoğlu'nun ödüllü dosyasının Remzi Kitabevi'nden çıkması ancak Fakir Baykurt'un 12 Mart Muhtırası günlerindeki tavassutu ile gerçekleşir. Böylece 1972'de Dönemeç adlı hikâye kitabı basılan Kaftancıoğlu'nun talihi yaver gitmiş, aynı yayınevinden iki yıl sonra Tüfekliler romanı yayımlanmıştır.

Otobiyografik anlatılar

Köy enstitülü yazarların üslupları, meseleleri ele alış biçimleri, roman/hikâye türündeki yetkinlikleri, bilgi birikimleri ve beslendikleri kaynaklar arasında farklılıkların göz ardı edilmemesi gerektiği çoğu araştırmada vurgulanan bir noktadır. Bununla birlikte onları köy edebiyatı bağlamında değerlendirmeyi mümkün kılan temel problem neredeyse tümünde aynıdır. Aydınlanmacı ideallere sahip öğretmenlerin görev yaptıkları çevreyi değiştireceklerine dair ideal hemen her birinde şu ya da bu biçimde okurun karşısına çıkar. Ümit Kaftancıoğlu'nun yaşadığı bir dönemi anlattığı Tüfekliler adlı romanı mesela anlatımının dağınıklığının ötesinde hem yazarın Cılavuz Köy Enstitüsünü bitirdikten sonra üç yıl görev yaptığı ilçenin nasıl kavrandığını hem de 1950'lerin ikinci yarısından itibaren belirginlik kazanan sol duyarlığı gözler önüne sermesi bakımından önemlidir. Otobiyografik ögeli anlatımda 1950'ler sonrası 1940'lı ve 1930'lu yıllara göre daha kötü denilmekle kalınmaz, Demokrat Parti'nin ve ardıllarının "gerici toplumsal güçlerle" (ağa, eşraf, tarikatlar, şeyhler) ittifak kurması farklı yönleriyle eleştirilir.

Romanın teması, memleketlerinden uzak bir diyara atanan genç öğretmenlerin, çağın gerisinde kalmış ağalık düzenine baş eğen toplumu yeni bir düzene kavuşturma arzusudur. Cumhuriyet devrimlerinin bölgeye gelmemesi, feodal düzen gibi pek çok olguyla yüzleşen ve Fevzi karakterinin kendini nasıl gördüğünü şu satırlar ortaya koyar: "Fevzi kendini; ülke sorunlarını çözüme götürmeyi, mutlu bir ortam yaratmayı amaçladığını sanan basına benzetiyordu. Ne yapıyordu Fevzi? Birçok olayı görüp izlemek, belki bugün bunları çok çok yazıp ortaya koymak, dökmek." Hâliyle Türkiye İşçi Partili bir portreyi de akla getiren Fevzi öğretmen ve yanındakiler Mardin Derik insanını çağın seviyesine getirebilme mücadelesiyle öne çıkarlar. Ağa çocuğu olmasına rağmen, ağalığa karşı çıkarak eski düzeni yıkmak isteyenlerle birlikte hareket ederler. Bu yüzden soruşturma geçirirler. Ortalığı karıştırdıkları, bir esnafın dükkânında örgütlenip devlet aleyhinde iş çevirdikleri iddiasıyla ayrı ayrı şehirlere sürülürler. Zaten devletin doğuda görevlendirdiği "öncü" öğretmenlerden oluşan köy enstitülü yazarların çeşitli türlerdeki eserleri bir yönüyle yeni güç merkezlerini gözler önüne sermeye ve buradan bir çıkış yolu bulmaya matuftur.

Romanda olay zamanı yıl olarak açıklanmasa da Adnan Menderes döneminin sonlarına doğru başlar, 1970'lerin ilk yarısında sona erer. Anlatıda ortaya çıkan öz, mevcut düzenin radikal şekilde sorgulanması ve yeni bir düzen için hevesle çalışmalar yapılmasıdır. Dönemin ruhuna mührünü vuran belli yaklaşımları kendine mülk edinmiş Tüfekliler'in yayımlandığı dönemde geniş çevrelerce okunup okunmadığı, satış rekoru kırıp kırmadığı belirgin değildir ama solun "Doğu Sorunu" çerçevesindeki bakışının o yıllarda hangi noktalara vurgu yaptığını gözler önüne serer. Sok kertede okuryazar merakını kaşıyan, polemik yaratan yönleriyle Tüfekliler, Türkiye'de solun Demokrat Parti ile özdeşleşen 1950'li ve Adalet Partisi ile özdeşleşen 1960'lı yılların ikinci yarısında yaşananları "Doğu Sorunu" özelinde nasıl yorumladığını anlamak isteyenlerin muhakkak başvurması gereken eserlerden biridir.

Sol kültürel ortam

Vakti zamanında çok yankı uyandırarak önemli bir okur kitlesine ulaşan yazarların arka planlarında değişik zamanlarda yaşanan tecrübeleri, gözlemleri yansıtan kitaplarının siyaset, kültür, ideoloji, birey ve toplum tartışmaları bakımından taşıdığı değere veya hâlâ okunup okunmadıklarına dair farklı yaklaşımlar söz konusu. Köy enstitülü yazarların kotardığı romanların sanattan uzaklıkları, tematik darlıkları, klişelere yaslanan tezleri ve öğretmen kahramanları üzerine çokça yazıldı çizildi. Bu meseleleri çeşitli boyutlarıyla ortaya koyan Erkan Irmak'ın Eski Köye Yeni Roman (2018) kitabının girişinde zikrettiği bir karikatür sol kültürel ortamın dönüşümünü tasvir eder niteliktedir. Semih Poroy, çoğu kişinin atladığı ama aslında kültürel ortam okuması sunan "Feklavye"de 5 Ekim 2017'de yayımlanan "çizgi-sosyolojisinde" köy romanlarının ilgi görmediğini belirtir. Poroy, geleneksel kıyafetleri içindeki yaşlı bir karı kocayı tarlalarında toprağı çapalarken gösterir. İlk karede kocası karısına şöyle der: "Biliyo musun Raziye, bizim hayatımız roman olur be..." İkinci karede terini silen adama karısının cevabıysa "de get şur'dan Kâzım efendi!.. Köy romanını kime satcan bu devirde?!" şeklinde olur.

Kemalizm'in sola göz kırpan belli başlı simgeleri arasında yer alan köy enstitüleri odaklı romanlara ilişkin yakın tarihli bu tasvir özellikle son on yılda biraz değişti sanki. Zira kültürel alan daima sabit kurda kalmadığı için yenileri yazılmasa da eskileri bir şekilde tekrar çeşitli gerekçelerle tedavüle sokulurlar. Bu açıdan geleceğin de aslında bir geçmiş zaman olduğu söylenebilir kolaylıkla. Türkiye'de okuryazar çevrelerin önemli bir kısmı 2010'lardan sonra mecburiyetler yahut el yordamıyla 1960'lı yılların biçimlendirdiği tartışma alanlarına dönüş yaptı. 1980'lerin, 1990'ların şekillendirdiği okuma yatkınlıklarıyla dışarıda tutulan pek çok yazarın yeniden hatırlanması ve gündeme gelmesi de doğrudan bununla bağlantılı aslında. Bunun Fakir Baykurt'un CHP'li bir belediye tarafından yılın yazarı seçilmesinden yahut onun adına yine aynı partili başka bir belediye tarafından ihdas edilen ödülün dokuz yılı geride bırakmasının ötesinde anlamları söz konusu. Dönem aynı zamanda Kemalizm'in türevlerinin, Kürt siyasi hareketinin ve sosyalist solun iç içe geçme sürecini belli noktalarda daha da somutluk kazandırdığı için eklektik tercihleri de çoğaltıyor. Dikkatli bir bakış söz konusu beraberliklerin hiç olmadığı kadar yeni olgularla doğrulandığını sınayabilir. Bu çerçevede Ümit Kaftancıoğlu'nun uzun yıllar basılmayan kitapları ile ilgili dikkate değer bir gelişme yaşandı. Yazarın Tüfekliler, Dönemeç ve Kardeşim Dorutay kitapları görünürde pek bir bağdaşır tarafları olmayan Ayrıntı Yayınları tarafından basıldı. Bunlar bir on beş yıl önce aynı yayınevinin etiketiyle okurlarla buluşur muydu, doğrusu çok şüphelidir. Elbette bunun yayınevindeki dönüşümle de bağlantısı var fakat "stratejik" diyebileceğimiz zekâları, onları buluşturmaya fazlasıyla yetiyor herhâlde. Sözlü kültür temelli çocuk kitapları dışındaki eserleri yıllardır pek hatırlanmayan Ümit Kaftancıoğlu'nun roman ve hikâyelerinin toplumcu gerçekçilik kutsamasıyla yayımlanmasıyla son yıllardaki siyasi ittifakların yayın dünyasına akisleri arasında ciddi paralellikler var gibi. Fakir Baykurt, Talip Apaydın gibi köy enstitülü yazarlarca baş atacı edilen söz konusu eserlerin edebiyat anlayışı günümüzde ne kadar etkili kestirmek zor, ancak sembolik siyaset açıdan tesirli olduğu da bir gerçek. Ümit Kaftancıoğlu'nun "bozuk ve haksız düzeni" anlatan Tüfekliler romanını yayımlanışından on yıllar sonra sempatik bir şekilde okuyanlar muhtemelen kendilerini Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde romanında madeleine kurabiyesini çayına batırmış da ıslanmış kurabiyenin kokusuyla geçip giden yılları hatırlamış ve kaybedilen yılları kazanmış gibi hissediyordur. Yazarın sınıf ve ulus kavramını aşan sol popülizme yakın duran halkçılık anlatısıyla belirginlik kazanan anlatı düzeni yalnız gerçekçi bir tanıklıkla yetinmemeyi, gerçeği değiştirmekle yükümlenmeyi de içerdiğinden aynı zamanda günümüzdeki siyasi cepheyi de tahkim ediyor gibidir.

Görebildiğim kadarıyla Tüfekliler romanının yeni basımına dair henüz bir inceleme yapılmamış. Önceki yıllarda yapılan toplumcu gerçekçi veya onun eteğine yerleştirilen köy romanı kanonu odaklı incelemelerde ise görmezden gelinmişti. Yazarın adıysa köy enstitülü yazarlar panteonuna yerleştirilerek geçiştirilmişti. Yazıldığı yıllardan farklı ama benzer ideolojik eklemlenmelerin görüldüğü siyasi cepheye katkısının ise hem romandaki Ahmet Türk ve aşireti hem de yazarın soyadında belirginlik kazanan hısımlık bakımından hayli fazla olduğu düşünülebilir. Bu yönüyle "nevi şahsına münhasır" romanın on yılların ardından merkezdeki yayın mecralarından biri aracılığıyla tekrar okurla buluşması soldaki kuşaklar arası kopukluğu gidermenin yanında genel anlamda sosyalist sol, CHP ve HDP arasındaki atkıları güçlendiren bir işleve sahip. Gerçi bugünün dünyasında günlük düşünüşlerini, duyuşlarını, eleştirilerini, tepkilerini sosyal medya hesapları üzerinden ileri süren çoğul sol cephedekilerin paylaşımlarının romancının söyleminden çok farkı da yok aslında. Tüm bu nedenlerle tipik olsun olmasın köy enstitülü yazarların "kültür savaşçıları" figürü kimliğiyle ortaya koydukları anlayışın ve bu doğrultudaki ödüllerin siyasi/kültürel boyutlarıyla ve günümüzdeki yeni kavranma biçimleriyle elbette daha derinlikli bir şekilde tartışılması gerekmektedir.

ozasim76@yahoo.com.tr