Günde bir elma, dert alma!

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut / Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü
22.01.2022

Dede Korkut Destanı'nda, Dirse Han, eşinin al yanaklarını "güz elmasına" benzetmiş, Battal Gazi rüyasında Şah-ı Merdan tarafından kendisine verilen elmayı yiyerek bütün dilleri konuşmaya başlamıştır.



Bektaşî geleneği tarafından bize taşınan bir rivayete göre, Cebrail Aleyhisselam bir gün Peygamber Efendimize cennetten bir elma, bir nar ve bir ayva getirmişti. Allah'ın elçisi bu cennet meyvelerini çok sevdiği torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'e verdi ve onlara, meyveleri yemeden önce her birinin birer parçasını saklamalarını öğütledi. Torunlar, dedelerinin öğüdünü tutarak kendilerine verilen her bir meyvenin birer parçasını sakladılar. Peygamberimizin kızı ve Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in anneleri olan Hz. Fâtıma vefat ettiğinde narın, Hz. Ali bir Hâricî suikastçı tarafından şehit edildiği zaman ayvanın ve son olarak da Hz. Hüseyin Kerbela'da susuz bırakılarak acımasızca katledildiği vakit ise elmanın saklanmış parçası kayboldu. Anlatılanlara bakılırsa, Kerbela'da susuz bırakılan Hz. Peygamberin sevgili torunu, bizzat kendisinin saklamış olduğu elma parçası ile susuzluğunu gidermişti. Bundan sebeptir ki bugün halen Hz. Hüseyin'in makberi elma kokar ve Bektaşî ayinlerinde tekbirler getirilerek bu meyve kurban edilir.

Kültür yapan meyve

Türk kültüründe köklü bir yeri olup "alma" şeklinde telaffuz edilen elma ile ilgili söz konusu rivayet bir yana, Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın cennette kendilerine yasaklanmış olmasına rağmen "sonsuz bir hayata kavuşmak için" yedikleri "yasak meyvenin" elma olduğuna ilişkin değerlendirmeler de vardır. Dolayısıyla hem bizim kültürümüzde hem de bazı Batı kültürlerinde elmanın gençlik, güzellik ve ölümsüzlük ile ilişkilendirilmesi bununla ilgili olmalıdır.

Elmaya biçilen bu rolün coğrafi alanı çok geniştir ve Avrupa'daki kadîm efsanelerden (örneğin Kelt mitolojisi) Uzakdoğu dinlerine kadar hemen her bölgede elmaya atfedilen gençleştirme, uzun yaşam sağlama ve ölümsüz kılma rolleri dikkat çekicidir. Bu bakımdan elmanın özellikle de Anadolu coğrafyasında bolluk, zürriyet, ebedîlik, gençlik, güzellik, kuvvet ve sağlamlık simgesi olarak görülmesi tesadüf değildir.

Türklerin "alma" ile ilgili kültürel birikimlerinin temelleri İslâm öncesi dönemlere kadar dayanmakta ve Ortaya Asya'ya dek gitmektedir. Eski Türk dininin merkezi figürleri olan kâmların elinde bir elma asası (koruyucu özelliği bulunan elma ağacı, kendisinde kötü ruh olmayan sihirli bir ağaçtır) olduğu söylenir. Birçok destan, hikâye ve masalda Hızır Aleyhisselam tarafından nesillerini devam ettirebilmeleri için "çocuğu olmayanlara" verilen bir meyve olarak görülen elmanın Türk kültüründeki izleri, bugün Özbekistan sınırları içerisinde bulunan tarihî Almalıg kenti, Kazakistan'daki eski bir şehrin adı olmasına ilave olarak meşhur bir Türk alpının da ismi olan Alma-Ata ve Manas Destanı'nda geçen Almalı Dağ gibi ananevî unsurlar üzerinden takip edilebilmektedir. Dede Korkut Destanı'nda, Dirse Han, eşinin al yanaklarını "güz elmasına" benzetmiş, Battal Gazi rüyasında Şah-ı Merdan tarafından kendisine verilen elmayı yiyerek bütün dilleri konuşmaya başlamıştır. İlave bir örnek olarak, mesela Karapapak Türklerinde rüyada elma görmenin "kız çocuğuna delalet etmesi" bu kültürel mirasın bir parçası olarak zikredilebilir. Elma ile ilgili olarak Türklerin yaşadığı coğrafyalarda o kadar çok öykü, destan, mani, türkü ve inanış vardır ki, bunların özet bir listesini yapmak bile bu metnin sınırlarını fazlasıyla aşar. Bununla birlikte, özellikle de Anadolu'daki elma kültürüne ilişkin birkaç örnek vermeden de geçmemek gerekir.

Niğde'nin elmalarının iyi olması, buraya yolu düşen ve bir çoban tarafından kendisine verilen elma ile karnını doyurup susuzluğunu gideren bir Allah dostunun duasının yüzü suyu hürmetinedir. Eskişehir bölgesinde, çocuğu olmayan bir kadının, doğum sancısı çeken bir kadının ısırdığı elmayı yediği takdirde çocuk sahibi olacağına inanılmaktadır. Yalova civarında anlatılan bir hikâyede elma yiyen çirkin bir kız güzelleşmekte, Yozgat'ın Yıldızeli ilçesinde anlatılan bir hikâyede kırk yıl önce ölmüş insanlar elma ile diriltilmekte, Elazığ'da anlatılan bir hikâyede ise uyuyan bir çobanın ağzından giren yılan zavallı adama elma yedirilerek çıkarılmaktadır. Sivas'ta damadın damdan attığı elmayı kapanın oğlunun olacağına inanılmakta, Artvin'de evlilik çağına gelmiş kızlar elmanın kabuğunu tek parça halinde soyup yastıklarının altına koyduklarında düşlerinde evlenecekleri erkekleri göreceklerine inanmakta, Gürün'de rüyasında elma yiyenin evlilik vaktinin yaklaştığı söylenmektedir. Elazığ yöresinde ölmüş kimsenin arkasından "Hayret, bugün elma da yemişti!" yahut "Elma yiyen, o gün ölmez" ve "Günde bir elma, dert alma!" gibi atasözleri kullanılmaktadır. Yalnızca birkaçını aksettirdiğimiz bu örnekler bile, elmanın geleneğimizde nasıl bir kültürel öğe haline geldiğini açık bir biçimde göstermesi bakımından yeterlidir.

Gülgiller (Rosaceae) familyasına mensup olmasının yanında armut ve malta eriğinin de yakın akrabası olan elma, besin değeri çok yüksek olup eskiden beri yapılan kültür çalışmaları ile binlerce türünün yetiştirildiği ileri sürülen bir meyvedir. Türkiye'de ise hâlihazırda beş yüze yakın türünün mevcut olduğu kayda geçmiştir ki, bunun oldukça yüksek bir rakam olduğu belirtilmelidir. Firavun II. Ramses döneminde (M.Ö. 13. yüzyıl) eski Mısır'da var olduğu düşünülen elmanın anavatanı Anadolu, Kafkasya ve Türkistan'dır. Önce Yunanlar ve Romalılar, daha sonra ise Haçlılar aracılığıyla Batı Asya'dan Akdeniz ve Batı Avrupa'ya yayılan, Amerika'ya ise Avrupalı göçmenler tarafından 16. yüzyılda götürülen elmanın kurak ve sıcaktan hoşlanmayan, ayrıca bodur, sarmaşık ve sarkıcı gibi muhtelif türleri bulunan ağacı beş ila on iki metreye kadar ulaşabilmektedir. Aşılama, çelik ve kök sürgünleri ile üretilen elma ağacı özellikle serin ve ılıman iklimlerde yetişmekte, bol ışık alan güneşli alanları sevmektedir. Türkiye'nin hemen her bölgesinde onlarca elma türü vardır ve bunlar genellikle bulundukları bölgelerin karakteristiğini yansıtmaktadırlar. Malatya Doğanşehir ilçesinde de yetişen elma aynı zamanda havası ve suyu soğuk olduğundan lezzeti de diğer türlere göre daha farklıdır.

Kişi başına tüketiminin en fazla olduğu ülkelerden biri olan Türkiye'de öncelikle Amasya elması olmak üzere birçok çeşidi ile bilinen meyve, ekonomik getirisi yüksek bir ürün olup çiftçisine iyi bir kazanç getirebilmektedir. En yüksek miktarda üretimin gerçekleştiği Isparta'ya ilave olarak Niğde, Karaman, Antalya, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde hatırı sayılır ölçüde elma kültürü yapılmakta, ayrıca Türkiye'nin hemen her tarafında muhtelif elma türleri yetiştirilmektedir. Coğrafyamız, en çok elma ağacının bulunduğu bölgeler arasında yer almaktadır. Dünyadaki elma üretiminde Çin'in ardından gelen Amerika ve İran ile birlikte başı çeken Türkiye'nin şu ya da bu bölgesindeki yerel elma türlerinin ticarileştirilmesi için çalışmalar yapıldığını da not edelim. Bu ise önümüzdeki yıllarda ülkemizin elma hasadında daha yüksek miktarlara erişme olasılığının uzak olmadığına ilişkin bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

Kanserle savaşıyor

Bir İngiliz atasözünde de dendiği gibi günde bir elma doktoru uzak tutuyor. Yazlık, kışlık ve güzlük türleri olsa da genellikle soğuk kış günlerinin vazgeçilmez meyveleri arasında yer alan ve yüzde seksen beşe yakını sudan meydana gelen elma, esas itibarıyla taze meyve olarak kullanılsa da, ilaveten kurutularak, meyve suyu, komposto, marmelat, pekmez ve sirke yapılarak da tüketilmektedir. Mide ve karaciğer ağrılarına sebep olabileceği için haddinden fazla soğuk olarak ya da çabuk bir şekilde yenilmemesi, küçük parçalara ayrılıp ağır ağır ve iyice çiğnenerek yenmesi tavsiye edilmektedir. Bol miktarda vitamin, organik asit ve mineral içmekte, özellikle de içeriğinde bulunan yüksek orandaki A ve C vitaminleri ile dikkat çekmektedir. Öte yandan muhtevasında belirli miktarlarda B, G, E, K ve PP vitaminleri, protein, yağ, şeker, sakkaroz, tanen, lif, kül ile daha düşük miktarlarda azotlu maddeler, manganez, demir, çinko, fosfor, bakır, kükürt, flor, sodyum, magnezyum, selenyum, silisyum, kalsiyum ve potasyum gibi maddeler de vardır. Elma, zengin içeriğiyle hem ilaç hem de kozmetik sektöründe yoğun bir kullanım alanına sahiptir.

İçeriğinde bulunan yüksek miktardaki fenolik bileşikler ile kusersetin, kateşin, epikateşin, prosiyanidin, kumarik asit, klorojenik asit, gallik asit ve floridizin gibi kuvvetli antioksidanlar dolayısıyla DNA hasarını azaltan elma, aynı zamanda ve özellikle de ilginç bir şekilde kadınlarda kanser riskini düşüren bir meyvedir. Bedensel ve zihinsel yorgunluklara iyi gelmekte, hafızayı kuvvetlendirmekte, ağız kokusunu gidermekte, bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Binlerce insan üzerinde yapılan uzun süreli araştırmalar, elmanın bağırsak, prostat, kolon, meme ve akciğer kanserinin yanı sıra diş çürümeleri ile mücadele ettiğini, büyüme çağındaki çocukların boylarının uzamasını sağladığını ve kan şekerini düşürdüğünü ortaya koymuştur.

Diyabet riskini azaltıyor

Meyvenin başka birçok önemli etkisi de vardır. Örneğin Avustralya'da 1600 yetişkin insan üzerinde yapılan bir araştırmada, elmanın astım hastalığını azaltarak akciğer sağlığına olumlu katkılar sağladığı, benzer şekilde Finlandiya'da 10 bin kişi ile yapılan bir araştırmada ise diyabet hastalığı riskini azalttığı tespit edilmiştir.

İnsan sağlığı açısından eşsiz bir şifa kaynağı olan elmanın solunum rahatsızlıklarının giderilmesinde olumlu katkısının olduğu, cildi güzelleştirdiği, ishal, grip, öksürük, kabızlık gibi sorunları giderdiği, kilo verdirdiği ve yüksek tansiyonu olumlu etkilediği, zengin lif muhtevası ile de kalın bağırsağın faaliyetlerini destekleyip sindirim sistemini düzene soktuğu, reflü sorununa iyi geldiği, aneminin etkilerini azalttığı, maruz kalınan radyasyonun olumsuz sonuçlarını ketlediği, kanı temizleyip kan dolaşımını iyileştirdiği, kalp hastalıklarından kolesterol dengesine kadar birçok sağlık sorununun giderilmesinde etkili olduğu gösterilmiştir. Kabukları ile birlikte yenilmesi durumunda daha faydalı olan (meyvenin kabuğundaki C vitamininin miktarı etli kısmından altı kat daha fazladır ve oranlar arasında farklılıklar olmakla birlikte meyvedeki antioksidanlar için de aynı durum geçerlidir) meyvenin yine dişleri beyazlattığı, yaşlanma belirtilerini azalttığı, Parkinson ve Alzheimer gibi beyin hastalıkları karşısında koruyucu olduğu, sinirleri yatıştırarak örneğin uykuya dalmayı kolaylaştırdığı bilinmektedir.

[email protected]