Güney Kıbrıs ateşle oynuyor

Doç. Dr. İsmail Şahin / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
4.02.2022

Rumlar EOKA döneminden kalma militan örgütlenme tecrübesini, bu defa PKK üzerinden gerçekleştirme gayretinde. Özellikle PKK'nın ada yapılanmasında Kilise aktif rol oynuyor. Bu bağlamda Öcalan'ın verdiği ifadede Rum kesiminde örgüte aktarılan paraların kiliseler aracılığıyla verildiğini söylemesi önemli. GKRY, Türkiye'nin terörle mücadelesini sağlıklı okumalıdır. Bilhassa Türkiye'nin son yıllarda benimsediği "kaynağında yok et" prensibini iyi etüt etmelidir. Ada genelinde üniversite yapılanmasına önem veren PKK'nın üniversitelerde okuyan Kürt öğrenciler ile aşırı sol düşünceye sahip gençleri bir şekilde örgüte kazandırmaya çabaladığı bilinen bir gerçek.



PKK'nın bir terör örgütü olduğu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) tarafından da kabul edilmektedir. Ancak şimdiye kadar ne ABD ne de AB ülkeleri PKK ile mücadelede etkin bir tavır ortaya koymuştur. Türkiye'ye PKK ile mücadelede destek vermedikleri gibi kendi ülkelerinde PKK ve uzantılarının faaliyetlerine göz yummuşlardır.

Müttefiklik ruhuna aykırı

Şüphesiz bu vaziyet hem uluslararası hukuka hem de müttefiklik ruhuna aykırıdır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk kamuoyunun ABD ve AB'ye duyduğu güveni ziyadesiyle zedelemektedir. PKK'nın Avrupa çapında geniş bir ağa sahip olduğu çok iyi bilinmektedir. Kuşkusuz bu ağın inşasında Avrupalı devletlerin sağladığı aktif desteğin önemi bir hayli büyüktür. Günümüzde konuyu yakından takip eden birçok uzman, PKK'nın Türkiye'ye karşı yürütmüş olduğu terör kampanyasında Avrupa'dan sağlanan toplumsal, ekonomik ve siyasi desteğe işaret etmektedir. Terör örgütü olarak kabul edilen PKK'ya bu denli kapsamlı bir destek sunulması işin en tehlikeli yönünü oluşturmaktadır.

Öyle ki Aralık 2016'da AB Komisyonu Sözcüsü Maja Kocijancic bu durumu açıkça itiraf etmiştir. Kocijancic yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK ile mücadelede başarılı olamadıklarını ve PKK'nın Avrupa'daki faaliyetlerini bir türlü engelleyemediklerini ifade etmiştir. Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinin neredeyse PKK'ya kaynaklık eden bir ülke konumuna geldiği rahatlıkla görülebilmektedir. Silah ve insan kaynağı tedarik etme, finansal destek sağlama, meşruiyet kazanma, siyasal lobi faaliyetleri yürütme, Kürt diasporası üzerinde hâkimiyet kurma ve Avrupa kamuoyunu etkileme yönünde kampanyalar yürütme şeklindeki faaliyetler PKK'nın Avrupa genelindeki sıradan etkinlikleri haline gelmiştir. AB kurumlarının ve üye ülkelerinin PKK'nın Avrupa genelinde yapılanmasına müsamaha göstermesi, Türkiye'yle siyasi sorunları bulunan Yunanistan, Ermenistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) gibi ülkeleri PKK'ya siyasi, ekonomik ve askeri destek vermek hususunda cesaretlendirmektedir.

PKK lideri Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya'nın başkenti Nairobi'de Yunan Büyükelçiliği'nde yakalandığında, üzerindeki sahte kimlikte "Lazaroz Mavros" yazıyordu. Bu kimlik, Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından 1995 yılında 10 yıllık süreyle düzenlenmişti. Lazaroz Mavros, Rum tarafının tanınmış köşe yazarlarından biriydi. Aynı zamanda Güney Kıbrıs'taki faaliyetleriyle meşhur Rum-Kürt Dostluk Derneği Başkanı idi. Öcalan'a uluslararası seyahatlerinde kolaylık sağlaması için bu sahte kimliğin düzenlenmesi uygun görülmüştü.

Yunanistan, Ermenistan ve GKRY, PKK'nın terör eylemlerine başladığı 1984 yılından bugüne, bu örgüte aktif yardım eden ülkelerin başında gelir. Türkiye'yle tarihi sorunları olan bu üçlünün PKK, ASALA ve DHKP-C gibi terör örgütlerine sağladıkları lojistik yardımla Türkiye'yi doğu, batı ve güney olmak üzere üç yönden tazyik etmeye çalıştıkları görülür. Kıbrıs, jeopolitik önemi dolayısıyla ilk yıllardan itibaren PKK'nın üstlenmeye çalıştığı bir adadır. Zira Kıbrıs, PKK'nın Avrupa, Türkiye ve Ortadoğu sacayağını yönetmesinde elverişli bir konuma sahiptir. Kıbrıs vasıtasıyla rahatlıkla silah, mühimmat, para ve militan tedarik etmeyi umuyordu. Ayrıca adanın güneyindeki Rum hâkimiyeti, PKK'nın burada yerleşmesini kolaylaştırabilir ve ona güvenli bir barınak sunabilirdi. Rumlarla PKK'lıları birbirine yaklaştıran itici güç, Türk ve Türkiye düşmanlığıydı. Ortak düşman algısı, Türkiye'ye karşı iş birliği yapmalarında ana motivasyondu. Bunun yanı sıra, Rum kesiminde güçlü bir Marksist-Leninist siyasi yapının varlığı, aynı ideolojiye sahip PKK'ya sempati duyulmasını sağlıyordu. Dolayısıyla Rum kesimindeki mevcut siyasi konjonktür PKK'nın hem sağ hem de sol kanattan rahatlıkla destek alabilmesine müsaitti. Öyle ki 1988 yılında kurulan "Kıbrıs Kürdistan Dayanışma Komitesi" ile PKK'nın Rum kesimindeki faaliyetlerinin tırmanışa geçtiği görülür.

Sivil toplum maskesi

Sivil toplum kuruluşu maskesi PKK yandaşlarının kullandığı en bilindik yöntemdi. Kısa zamanda adanın güneyinde örgütlenen PKK, Avrupa, Kıbrıs, Kuzey Irak, Suriye, Lübnan ve Türkiye arasında önemli bir lojistik üs elde etti. PKK bu üs sayesinde yurtdışından tedarik ettiği silahları ve mühimmatı Limasol ve Larnaka limanlarından Lazkiye ve Beyrut limanlarına ve oradan da Kuzey Irak'taki Kandil Dağı'na rahatlıkla sevk edebiliyordu. Bu güzergâh sadece silah sevkiyatında kullanılmıyordu. Aynı zamanda insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kara para aklama ve militan taşıma işlerinde de tercih ediliyordu. Ayrıca PKK'nın Trodos Dağları'nda ideolojik ve askeri eğitim kamplarında yetiştirdiği teröristleri Türkiye'ye gönderdiği görülüyor. Kıbrıs'ta PKK'nın yapılanmasında ve tüm ihtiyaçlarını karşılamada Rum tarafının kayda değer bir rol üstlendiği çok açıktır. Rumların EOKA döneminden kalma militan örgütlenme tecrübesini, bu defa PKK üzerinden gerçekleştirme gayreti dikkatlerden kaçmamıştır. Özellikle PKK'nın ada yapılanmasında Kilise'nin oynadığı aktif rol hatırda tutulmalıdır. Bu bağlamda Öcalan'ın verdiği ifadede Rum kesiminde örgüte aktarılan paraların kiliseler aracılığıyla verildiğini söylemesi önemlidir. Benzer şekilde PKK'ya ait kampların kiliseye ait arazilerde bulunması ve bir zamanlar EOKA militanlarına ev sahipliği yapması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. PKK'nın sesini dünya kamuoyuna duyurmak için yürüttüğü kampanyalara ve propaganda faaliyetlerine GKRY'nin açık desteği söz konusudur. Bu doğrultuda özellikle Rum hükümet organlarının, siyasi partilerin, kilise teşkilatının ve sivil toplum kuruluşlarının propaganda ağını PKK'ya açtığı belirtilmelidir.

İdeolojik eylem birliği

Rum tarafıyla PKK arasında Türkiye'ye karşı ideolojik eylem birliği olduğu su götürmez bir gerçektir. PKK, Rum tarafının Türkiye ve Kıbrıs Türklerine yönelik tüm tezlerini aynen kabul etmektedir. Örgüte göre Türkiye, doğuda olduğu gibi Kıbrıs'ta da "işgalci" "emperyalist" bir güçtür. Yine PKK nazarında adada "Kıbrıs Cumhuriyeti" dışında herhangi bir yasal otorite söz konusu değildir. Dolayısıyla PKK KKTC'nin varlığını asla kabul etmez. Öte taraftan hiçbir devlet kurumunun veya Rum siyasetçinin bugüne kadar PKK'yı terör örgütü olarak tanımladığına şahit olunmamıştır. Dahası Rum yönetimi, PKK ve benzeri terör örgütlerini Türkiye'ye karşı şantaj, tazyik ve tehdit oluşturma bakımından kullanışlı bir araç olabileceklerini varsaydığından sürekli bu örgütleri destekleme ihtiyacı hissetmiştir.

Son yıllarda bazı Avrupa ülkeleri gibi GKRY'nin de PKK için kaynak ülke olma konumuna hızla ilerlediği müşahede edilmektedir. Başka bir ifadeyle PKK için GKRY artık yalnızca transit bir ülke değildir. GKRY, PKK'nın militan devşirdiği, kazanç elde ettiği, çatışmalarda yaralanan örgüt mensuplarını tedavi ettirdiği, Lefkoşa, Larnaka, Limasol gibi büyük şehirlerde örgütlendiği, işletmeler açtığı bir ülkeye dönüşmüştür. Kısacası PKK GKRY'nin tüm altyapısını kolaylıkla kullanabilme olanağına kavuşmuştur. Bunun yanında PKK, kumarhane, fuhuş, uyuşturucu, çocuk ve organ ticareti, tütün ve insan kaçakçılığı gibi tüm kirli işlerde ada genelinde GKRY üzerinden etkin bir ağ kurmaya başlamıştır. Belki de daha önemlisi hem güneyde hem de kuzeyde faaliyet gösteren üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde ideolojik ağını genişletmesidir. Örgüt, üniversiteler ve dernekler vasıtasıyla kendisine hem insan kaynağı hem de toplanan bağışlar veya yardımlar üzerinden gelir temin etmektedir. Ayrıca bu kurumlar, örgütün propagandasının yapılmasında elverişli mekânlar ve araçlar sunmaktadır. Ada genelinde üniversite yapılanmasına önem veren PKK'nın üniversitelerde okuyan Kürt öğrenciler ile aşırı sol düşünceye sahip gençleri bir şekilde örgüte kazandırmaya çabaladığı bilinen bir gerçektir. PKK'nın dünyadaki etki alanı ve sempatisini genişletmek amacıyla adadaki üniversitelerde okuyan uluslararası öğrencilerle de yakından ilgilendiği yayılan haberler arasındadır. Son yıllarda en dikkat çekici olanı da KKTC'de faaliyet gösteren üniversitelerde eğitim alan çok sayıda öğrencinin, adanın güneyinde bulunan PKK kamplarıyla irtibatlandırılarak militan temini yapıldığıdır. Bununla birlikte terör örgütünün KKTC'deki örgütlenmesini üniversite öğrencileri üzerinden tamamlama gayreti içerisinde olduğu da bir vakıadır.

Tehlikeli oyun

GKRY ve Yunanistan'ın Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Libya ve Karabağ'da elde ettiği başarıların ardından Türkiye'yi hem ulusal hem de uluslararası düzeyde meşgul etmek amacıyla terör kartını yeniden devreye sokmaya çalıştığı bilinen bir konudur. Karabağ Savaşı'nda PKK/YPG mensuplarının varlığına ilave olarak bir Rum Korgeneralin Ermenistan saflarında yer alması, Türkiye karşıtı illegal cephenin çerçevesini çizmesi bakımından önemli bir veridir. O nedenle GKRY'nin PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD/YPG'ye adanın güneyinde temsilcilik açma izni vermesi, şaşırtıcı bir karar değildir. PKK/PYD'nin Türkiye'yi çevreleme adına Kıbrıs'taki gücünü ve varlığını artırmaya çalışması bir dereceye kadar anlaşılabilir. Ancak Rum tarafınca böyle bir riskin üstlenilmesi rasyonel değildir. Türkiye karşıtı terör gruplarına kucak açmak ve onlara her türlü desteği sağlamak, GKRY için tehlikeli bir oyundur. Çünkü Türkiye'nin sınır ötesi askeri operasyonlar yapmasının ana nedeni, PKK ve uzantılarının Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik eylemleridir. GKRY topraklarından Türkiye'yi veya KKTC'yi hedef alan silahlı bir saldırı veya eylem durumunda Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakkını kullanacağı aşikârdır. GKRY, Türkiye'nin terörle mücadelesini sağlıklı okumalıdır. Bilhassa Türkiye'nin son yıllarda benimsediği "kaynağında yok et" prensibini iyi etüt etmelidir. Bu yüzden buna fırsat verici tutum ve davranışlardan dikkatle kaçınmalıdır. Ayrıca GKRY'nin terörle münasebeti, adadaki Türk-Rum ilişkilerine de ağır bir yük getirmekte ve böylelikle adayı çözümden daha da uzaklaştırmaktadır. Dahası GKRY'nin bu tavrı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin "ilgili taraflar, durumu ağırlaştırıcı davranışlardan kaçınmalıdır" kararına da aykırıdır.

[email protected]