Güvenli bölge için sona doğru

Doç. Dr. Ramazan Erdağ / Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
19.10.2019



Suriye krizinin iç savaş haline dönüşmesinden en fazla etkilenen ülke Türkiye oldu. Suriye’nin neredeyse kuzey bölgesinin tamamı bir şerit halinde terör örgütlerinin kontrolüne geçti ve Türkiye’nin güney sınır güvenliğine büyük bir tehdit oluşturdu. Neredeyse her gün yeni bir isim ve görünüm ile ağırlıklı olarak PKK terör örgütlerinin Suriye uzantıları ile 2014 yılında Musul’da ismini duyuran DEAŞ terör örgütü doğrudan Türkiye’yi ve sınır illerinde yaşayan sivilleri hedef almaya başladı. Türkiye’nin Suriye krizinin başlangıcından itibaren uluslararası topluma net bir çağrısı ve önerisi oldu; bu bölgede (Suriye’nin kuzey bölgesi) güvenli bir alan oluşturmak. Şayet Türkiye’nin 2012 yılından itibaren gündeme getirdiği güvenli bölge erken dönemde oluşturulabilseydi hem sığınmacı krizinin derinleşmesi önlenecek hem de bölgede terör örgütlerinin alan bulması engellenmiş olacaktı. 

Güvenlik tehditleri 

Suriye’nin kuzeyindeki terör tehdidine karşı önlem almak için yürütülen diplomasi uluslararası alanda karşılık bulmayınca Türkiye bölgedeki terör örgütlerinin temizlenmesi ve kendisine yöneltilen güvenlik tehditlerini bertaraf etmek için önce Cerablus-Azez bölgesine Fırat Kalkanı Harekâtı sonrasında Afrin bölgesine Zeytin Dalı Harekâtı başlattı. Türkiye her iki harekâtta da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte hareket etti ve operasyonları son derece başarılı şekilde tamamladı. Böylece her iki harekâtın sonucunda Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoru engellenerek bölgede bir yaşam alanı oluşturuldu. 

Her iki bölge de terör örgütlerinden temizlendikten hemen sonra imarı çalışmalarına başlandı ve yerel yönetim unsurlarının oluşturulması sağlandı. Türkiye alt yapısını sağladığı eğitim, sağlık ve güvenlik kuruluşları ile her iki bölgeyi yeniden yerleşim alanı haline getirdi. Her iki harekât bir başka boyutuyla Suriye krizinin kalıcı çözümüne ilişkin iki rol model oluşturdu. 

Güven bunalımı 

Türkiye benzer kaygılarını uzun zamandır Fırat Nehri’nin doğusunda kalan bölge için de dile getirmiş ve bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi çağrılarını yinelemişti. Bu kapsamda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile uzlaşılan Münbiç Yol Haritası doğrultusunda öncelikle Münbiç’in terör örgütlerinden temizlenmesi ardından Münbiç’in demografik yapısının 2012 öncesine dönüştürülmesi ve yerel yönetimin oluşturulması hedeflenmişti. Ancak Münbiç Yol Haritası uygulanamadı ve Türkiye ile ABD arasında bir güven bunalımı oluştu. ABD’nin Türkiye’yi oyalama taktiği olarak görülen bu süreç Suriye sorunun kalıcı olarak çözümünde uluslararası aktörlerin isteksizliğini ve ikircikli tutumunu bir kez daha ortaya çıkarmış oldu. 

Tek başına müdahale 

Türkiye Fırat’ın doğusundan kaynaklanan güvenlik tehditleri devam ederken uluslararası toplumun dikkatini bu konuya çekmeye çalıştı. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturma amacıyla Ağustos ayında ABD ile birlikte Birleşik Müşterek Harekât Merkezi oluşturulmasına karar verildi. Türkiye ABD’nin Münbiç’teki oyalamasına benzer bir durumla karşılaşmamak için kaybedecek vakit olmadığına vurgu yaptı ve süratle güvenli bölgenin oluşturulması talebini yineledi. Bu dönemde Türkiye’de başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere karar alıcı aktörler ABD’nin olası oyalama taktiğine yönelik olarak alternatif plan ve hazırlıkların yapıldığını ve gerekirse Türkiye’nin kendi başına harekete geçeceğini ifade etti. Bölgede Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden PKK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin terör eylemlerinin artması, söz konusu terör örgütlerinin sivil halka yaptıkları zulüm ve bölgede otonom yapı oluşturma çabaları karşısında Türkiye’nin müttefiki olan ülkelerin gerekli adımları atma konusunda isteksizliği Türkiye’nin tek başına müdahalesini beraberinde getirdi. Türkiye daha önce Cerablus ve Afrin’de olduğu gibi ÖSO ile birlikte Fırat’ın doğusunda birlikte adım atarak 09 Ekim 2019 Çarşamba günü saat 16.00’da Barış Pınarı Harekâtını başlattı. Barış Pınarı Harekâtı başlamadan beş gün önce 04 Ekim 2019’da ÖSO unsurları yeniden yapılandırılarak Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığına bağlı Suriye Milli Ordusu-SMO (Ceyşül Vatani) adı atında birleşmişti. Bu kapsamda Barış Pınarı Harekâtı Türkiye’nin SMO ile birlikte gerçekleştirdiği ilk harekât oldu.

Türkiye Barış Pınarı Harekâtı ile Suriye’nin kuzeyinde Tel Abyad ve Rasulayn ilçeleri ile iki ilçe arasındaki yaklaşık 120 km’lik alanı terör unsurlarından temizlemeyi hedefledi. Harekâtın iki temel amacı var: Bölgeyi terör örgütlerinden temizlemek ve Türkiye’deki Suriye sığınmacıların gönüllü olarak ülkelerine geri dönmelerini sağlamak. Türkiye Suriye konusunda dünyada en fazla sorumluluk üstlenen ülke oldu. Gerek Suriye’nin yeniden barış ve istikrara kavuşması için ortaya koyduğu çaba gerekse dört milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yapması Türkiye’nin tarihi bir sorumluluk üstlendiğini gösteriyor. Dünyadaki birçok ülke nüfusundan daha fazla sığınmacıya yedi yıldan fazla süredir ev sahipliği yapan, üstelik iskan ve iaşelerinin neredeyse tamamına yakınını kendi bütçesinden karşılayan başka bir ülke yok. Türkiye’ye sığınmış olan Suriyelilerin de ortak beklentisi ülkelerinin barış ve istikrara kavuşması ve yeniden güvenli bir şekilde memleketlerine ve yurtlarına dönmeleri. Bunun sağlanabilmesi için terör örgütlerini bölgeden temizlemeyi amaçlayan askeri harekâtın yanında şehirlerin yeniden imarı da gerekiyor. Türkiye Barış Pınarı Harekâtı ile Fırat’ın doğusunda 30-35 km derinlikte ve sınır hattı boyunca güvenli şehirler (ilçe ve köyler) inşa etmeyi hedefliyor. Böylelikle sığınmacıların gönüllü geri dönüşleri hızlanmış olacak ve olası yeni bir göç dalgası durumunda Suriyelilerin ülkelerini terk etmeleri yerine güvenli bölgede barınmaları sağlanacak. 

Askeri ve istihbari hazırlık 

Barış Pınarı Harekâtı son derece başarılı bir şekilde icra edilerek birinci aşamada hedeflenen Tel Abyad ve Rasulayn ilçelerinin terör örgütlerinden temizlenmesi ve kontrolünün sağlanması kısa sürede gerçekleşti. Bu başarının arkasında üç önemli unsur yer almakta. Birincisi, Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere ortaya konan siyasi kararlılık. Türkiye bölgede bir terör koridoruna asla izin vermeyeceğini en yüksek tondan uluslararası kamuoyuna duyurdu ve müttefik olduğu ülkelerden destek görmese bile ulusal güvenliği için kendi imkânları ile uluslararası hukuka uygun olarak Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşmasının 51 inci maddesindeki meşru müdafaa hakkı ve BM Güvenlik Konseyi’nin daha önce almış kararlar doğrultusunda harekete geçeceğini ilan etti. İkincisi, yürütülen yoğun diplomasi ile uluslararası alanda Türkiye’nin harekâta ilişkin haklı ve meşru gerekçeleri anlatıldı. Karar alıcı aktörler kendi seviyelerindeki muhataplarına bölgedeki son durum, terör örgütlerinin saldırıları ve Türkiye’nin amaç ve hedeflerini açıklayarak bir kamuoyu oluşturdu. Harekâtın başarısındaki üçüncü unsur ise harekât öncesi yapılan askeri ve istihbari hazırlık. Türkiye harekât öncesinde terör hedeflerini ve mevzilerini tek tek tespit edip, hava ve kara unsurlarını bölgeye konuşlandırarak harekâtın başlanmasıyla birlikte tek bir sivile bile zarar vermeden nokta atışı operasyonlarla ve en az zaiyatla bölgeyi terör örgütlerinden arındırdı. 

Burada Türkiye’nin savunma sanayinde gelişimini de vurgulamak gerekiyor. Türkiye kendi ürettiği silah ve sistemlerle harekâtta oldukça önemli bir başarı elde ediyor. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) istihbarat etkinliği. MİT daha önceki iki harekâtta olduğu gibi Barış Pınarı Harekâtında da oldukça başarılı bir şekilde terör hedeflerini tespit edip harekâtın rotasını belirledi. Adeta bölgenin röntgeni çekilerek nokta atışlarla terör hedeflerinin imha edilmesi sağlandı. MİT’in operasyonel kapasitesinin ve istihbarat yeteneğinin gelişmesi Türkiye’nin başarısına oldukça önemli katkı sağlıyor. Bu başarının arka planında yer alan MİT Başkanı Sayın Hakan Fidan ve ekibini canı gönülden kutlamak gerekiyor. 

Türkiye Barış Pınarı Harekâtı’nda bir yandan da kara propaganda ile mücadele etmek durumunda kaldı. Her seferinde Türkiye’ye sivil hassasiyet ve itidal çağrısı yapan ülkeler terör örgütlerinin dokuz aylık bir bebeği dahi katlettiklerini görmek istemedikleri gibi yalan ve çarpıtma haber ve görsellerle Türkiye’nin sivilleri hedef aldığı algısını yürütmeye çalıştılar. Türkiye bu konuda da gerek sosyal medya gerekse yazılı ve görsel medya aracılığıyla yalan ve çarpıtma haberleri, görüntüleri ve görselleri açığa çıkardı. Türkiye’nin yürüttüğü kamu diplomasisi rahatsız etmiş olacak ki örneğin TRT World kanalının resmi twitter hesabı sansürlenmeye ve engellenmeye çalışıldı. Her olayda Türkiye’ye basın özgürlüğü uyarısı yapan çevreler Türkiye’nin uluslararası alanda yayın yapan haber kanalına uygulanan sansür ve kısıtlamayı da görmezden geldi ve samimi olmadıkları bir kez daha ortaya çıkmış oldu. 

Küresel terörizm 

Barış Pınarı Harekâtı’nda Türkiye’ye desteğini gösteren ülke ve aktörler Türkiye’nin haklı güvenlik kaygılarını teyit etmekte. Türkiye’nin güvenlik kaygıları ve açık tehditler ortadayken harekâtı kınama, engelleme ya da farklı bir nitelikte sunma gayretleri uluslararası güvenlik ve istikrarın sağlanması ve küresel terörizm ile mücadelede ciddi bir güven bunalımını ve samimiyetsizliği ortaya koydu. Bununla birlikte ABD’nin de DEAŞ ile mücadelede desteklediği ve yerel ittifak oluşturdukları PKK/PYD-YPG Tel Abyad’da cezaevinde tutulan DEAŞ militanlarını serbest bıraktı. Bu durum bir terör örgütünü başka bir terör örgütü ile ortadan kaldırmanın ve mücadele etmenin mümkün olmadığını gösterdiği gibi ABD’nin PKK/PYD-YPG’ye verdiği siyasi, askeri ve ekonomik desteğin de yanlış olduğunu bir kez daha teyit ediyor. 

Türkiye haklı güvenlik gerekçeleri ile meşru, uluslararası hukuka uygun, gerekli ve yerinde bir harekât yürütüyor. Son derece iyi planlanmış ve hesaplanmış harekatın birinci aşaması tamamlandı. Varılan mutabakat gereği terör örgütü mensuplarının güvenli bölge dışında çıkıp çıkmayacaklarını beklemek gerekiyor. Türkiye Barış Pınarı Harekâtı’nı engellemeye çalışan, kara propaganda yapan çevrelere rağmen bölgesel bir güç olarak harekâtın hedeflerini gerçekleştirmedeki siyasi kararlılığını sürdürecektir. 

ramazanerdag@hotmail.com