‘Haddini bil!' deme merakı bitmedi

Tarkan Zengin / AYBÜ Öğretim Görevlisi
22.08.2020

Eğitim, siyaset ve çalışma hakkı ellerinden alınan kadınların uğradığı ayrımcılığı anlatmalarını bile “mağduriyet edebiyatı” olarak gören bir zihniyet var. Ancak aynı düşünce yapısı yıllardır somut herhangi bir şey olmamasına rağmen “yaşam tarzlarına müdahale edilme ihtimalini” öne sürerek kendilerine ayrımcılık yapıldığını söyleyebiliyor.



Geçtiğimiz yıl içinde başörtüsü üzerinden kadınlara yönelik çeşitli saldırılar, ayrımcılık sayılan uygulamalar ve nefret söylemlerine rastladık. Sokakta, metroda, işyerlerinde ve televizyon yayınlarında başörtülülere yönelik birtakım fiziki ve sözlü saldırılar oldu. Hatta pandemi sürecinde EBA üzerinden eğitim veren bir öğretmenin başörtülü olması bile sözlü saldırılara neden oldu. Bu konuda son bir yıl içinde yaşanan olaylardan bazılarını değerlendirdiğimizde ayrımcılık yapan zihniyetin devam ettiğini görüyoruz. Siyasette, eğitimde, çalışma hayatında ve hayatın birçok alanında başörtülü kadınların varlığı toplumun önemli bir bölümünde kabul görüyor. Ancak fırsat bulduklarında dünün yasakçı ve ayrımcı tutumlarını devam ettirecek bir kesimin varlığını çeşitli vesilelerle görüyoruz. Bu çerçevede son bir yılda yaşadığımız bazı olaylar ve tartışmalar bunu bize yeniden gösterdi.

Yasaklar mücadeleyle aşıldı

Uzun bir dönem kadınların eğitim, siyaset ve çalışma hakları engellendi. Başörtülü kadınların “mağdur edebiyatı” yaptıklarını söyleyenlerin, onların medeni mücadelesini hangi tarihlerde kazandıklarına bakmaları bile meselenin “edebiyat” olmadığını göstermektedir.

2008 yılında üniversitelerdeki başörtüsü yasağı 411 milletvekilinin kabul ettiği yasal düzenlemeyle kaldırıldı. Ancak CHP Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirdi. Üniversite öğrencilerine özgürlük Hükümetin duruşuyla sağlandı.

2013 tarihinde “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personele” başörtülü çalışma imkanı verildi.

Avukatlar 2012 Danıştay kararı ve 2014 AYM kararıyla başörtülü mesleklerini icra etme hakkı elde ettiler.

2015’te Hakim ve Savcılara Başörtüsü serbestisi geldi.

11 Kasım 2016’da askeri işyerlerinde çalışan sivil memur ve işçilerle ilgili yönetmelik değiştirildi.

27 Ağustos 2016’da Emniyet Hizmetleri Sınıfı Mensupları Kıyafet Yönetmeliğinde polislerin başörtüsü kullanmasını engelleyen madde kaldırıldı.

21 Ocak 2017’de “Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Yönetmeliği” değiştirilerek başörtülü çalışma özgürlüğü getirildi.

22 Şubat 2017’de ise “Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği” değiştirilerek başörtüsü yasağı kaldırıldı.

Hata olarak bile görmediler

20 Kasım 2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile ilgili AK Parti ve CHP arasında bir gerginlik yaşanmıştı. CHP Grup Başkanvekilinin “Bu kadına haddini bildiriniz” sözleri yıllar önce yaşanan Merve Kavakçı olayını akla getirmişti. 18 Nisan 1999 seçimlerinde Merve Kavakçı milletvekili seçilmişti. Ecevit o günlerde TBMM’de yaptığı konuşmada “Burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!” demişti. Ecevit’in konuşmasına partisinin milletvekilleri “dışarı, dışarı” temposuyla eşlik etmişti. Köprünün altından çok sular geçmesine rağmen başörtüsü karşıtı zihniyetin hiç değişmediğini bu vesileyle bir kez daha gördük. Sadece siyasette değil, süregelen bu zihniyetin işyerlerinde, sosyal hayatta ve hayatın birçok alanında olduğunu üzülerek görüyoruz.

28 Şubat’ın yasakçı rektörlerinden biri olan Kemal Alemdaroğlu 2017 yılında bir televizyonda verdiği röportajda “Başörtüsü yasağını hiçbir zaman hata olarak görmedim” demişti. Bugün olsa yine aynı şeyleri yapacağını söyleyen yasakçı zihniyetin kolay değişmeyeceği bilinmelidir.

Kadın hakları konusunda çok duyarlı olduğunu söyleyen kesimlerin gündemine başörtüsü yasağı hiçbir zaman girmemiştir. Ülkemizde uzun yıllar kadınlara karşı ayrımcılığın ilk sırasında yer alan başörtüsü yasağı belli kesimler tarafından görülmemiştir. Bugün ise uzun yıllar eğitim, siyaset ve çalışma hakkı engellenen kadınların yaşadıkları ayrımcılığı anlatması bile bu kesimleri rahatsız etmektedir.

Kadınlara yönelik ayrımcılığın tartışıldığı ortamlarda başörtüsü yasağıyla ilgili cümle kurduğunuzda ‘Bu konuyu burada açmayalım’ diyerek bastırıldığını çok yerde gördük. Bugün yaşadığı zulümlerini anlatan başörtülü kadınlara yapılan saldırılar ve onları küçümseyici yaklaşımlar aynı zihniyetin mıh gibi yerinde durduğunu gösteriyor. Yakın zamanda akademisyen Fatmanur Altun’un başörtülü kadınlarla ilgili paylaşımları nedeniyle aynı kesim tarafından örgütlü bir sosyal medya linçine uğraması bu duruma örnek teşkil eder niteliktedir. Eğitim, siyaset ve çalışma hakkı ellerinden alınan kadınların uğradığı ayrımcılığı anlatmalarını bile “mağduriyet edebiyatı” olarak gören bir zihniyet var. Ancak aynı düşünce yapısı yıllardır somut herhangi bir şey olmamasına rağmen “yaşam tarzlarına müdahale edilme ihtimalini” öne sürerek kendilerine ayrımcılık yapıldığını söyleyebiliyor.

Halen bugün bile başörtülü olduğu için işten çıkaran, başörtülü CV’leri kabul etmeyen, medyada başörtülülere karşı nefret dili kullanan ve imkan bulduğunda aynı şeyleri yapacağını söyleyen bu grup, yaşadıkları haksızlıkları hatırlatanları suçlu ilan etmekten ise geri durmuyorlar. Özellikle alaycı bir üslupla “başörtüsü mağduriyetiniz bitmedi” diyerek kendilerinin oluşturdukları mağduriyetleri görmezden geliyorlar. Kendi oluşturdukları mağduriyetlerin dile getirilmesinden ve başörtülü kadınların haklarını aramasından rahatsızlık duyuyorlar. Rahatsız olsalar da yaşanan haksızlıkları dile getirmek gerekir.

Stajyer öğretmen alınmıyor

Temmuz 2019 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 3. Sınıfta okuyan başörtülü bir öğrenci staj için özel bir Okul Öncesi Eğitim Kurumuna staja kabul ediliyor. Staja başlayacağı sabah, özel eğitim kurumundan yetkililer tarafından aranıyor. Kendisine “Gelmene gerek yok, kurumun prosedürü gereği kapalı stajyer almıyorlarmış, veliler istemiyormuş” deniliyor. Yasaya açıkça aykırı olmasına rağmen bu tür ayrımcı uygulamaları sürdürmeleri anlaşılır gibi değil.

‘Türbanlı çalışan istemiyoruz’

Üniversite mezunu üç genç kadın 28 Nisan 2020’de firma yetkilisi ile görüştükten bir gün sonra İstanbul Akmerkez’de şubesi bulunan market zincirinin şubesinde sabah saat 9 itibariyle çalışmaya başlıyor. Başörtülü fotoğraf ve CV ile başvurup işe kabul ediliyorlar. Bu üç genç kadın, çalışmaya başladıktan 8,5 saat sonra firmadan telefonla aranarak mağazanın türbanlı çalışan istemediğini ve bu nedenle işten çıkartıldığını söylüyor. Mağaza müdürünün yanına gittiklerinde başörtüsünü çıkartırlarsa çalışabilecekleri söyleniyor. Genç kadınlar durumu kabul etmeyerek dava açtılar. Bir yayınevi muhasebe ve finans bölümüne eleman alımı yapmak için bir kariyer sitesine iş ilanı veriyor. İnternet sitesinde yayınlanan ilanda, “Erkek adayların ve türbanlı adayların CV’leri dikkate alınmayacaktır. Önemle belirtiriz.” ifadesine yer veriliyor. Birçok şirketin örtülü olarak uyguladığı başörtülü ayrımcılığı bu ilanda çok net bir biçimde ifade ediliyor. Ayrımcılığa yoğun bir tepki gösterildi.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), konuya ilişkin resen inceleme başlattı. Kurum, yayınevi, internet sitesi ile ilanı hazırlayan çalışanın konuya ilişkin beyanlarını alarak yaptığı değerlendirmelerin ardından “ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine” hükmetti. TİHEK, inanç ve cinsiyet temellerinde ayrımcılık yasağının ihlali nedeniyle yayınevine 3 bin, ilanın yayınlandığı internet sitesine de bin lira idari para cezası verilmesini kararlaştırdı.

Yasal haklar kullanılmalı

Geçmişte kamuda rastlanan başörtüsü ayrımcılığına şimdi özel sektör işyerlerinde rastlanıyor. Ayrımcılığa uğrayanlar yargıya başvurarak haklarını arayabilirler. Çünkü İş Kanunu’nda eşit davranma ilkesi var. Buna göre “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz.” Yine İş Kanunu’nda “Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenlerle iş akdinin feshinin geçerli bir sebep oluşturmayacağı” hükmü vardır.

Din özgürlüğünün ihlali

Anayasa mahkemesi, 18 Temmuz 2018 tarihinde başörtüsü konusunda yasakçıların öne sürdüğü tüm gerekçeleri boşa çıkaracak çok önemli bir karar verdi. Kararda başörtüsü yasağının “Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğünün ihlal ettiğine” hükmedildi. Yasakçılar, başörtülü üniversite öğrencilerine gerekçe olarak yıllarca Anayasa mahkemesi ve Danıştay kararlarını gösterdiler. Çalışma hayatında yasaklarına gerekçe olarak laiklik ilkesinin ihlal edileceğini, kamu çalışanları arasında kargaşa çıkacağını ve başörtülü çalışanların tarafsız olamayacağını öne sürdüler. Yaklaşık yedi yıldır kamuda başörtülü çalışma özgürlüğü olmasına rağmen bu iddialara ilişkin hiçbir somut olay yaşanmadı. Mahkeme, bir dinin herhangi bir dışa vurum davranışının tek anlamının laik devlete dini bir meydan okuma olduğu şeklindeki bir yorum ise bu dinin mensuplarının kendi eylemlerini tanımlama kapasitesini yok saymak anlamına geldiğini, Anayasa’da güvence altına alınan herhangi bir hakka yönelik sınırlandırmanın meşru kabul edilebilmesi için kaygılar ve varsayımlarla değil yalnızca tartışılmayacak olan gerçekler ve hukuki olarak şüphe götürmeyecek nedenlerin ortaya konulması ile mümkün olabileceğini değerlendiriyor. Mahkeme ayrıca, doğru yargılama ilkesi gereğince bir din veya inancın dışa vurum davranışının laikliğin çoğulcu anlamına aykırı olduğunu somut delillerle kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya değil bu gerekçeyle sınırlandırma yapan devlete düştüğünü, hukukun olanı esas alması gerektiğini, kuşkuya ve gelecekteki olasılıklara göre karar veremeyeceğini söylüyor.

@TarkanZengin