Havaalanında yolcu kısmının halleri hakkındadır

Mustafa Çiftçi / Yazar
22.01.2021

Bir hacı amcanın uçak hikayesi geldi aklıma. Kendisi torununa kocaman bir oyuncak ayı almış. Kucağına zor sığan ayı ile binmiş uçağa. Hostes ayıyı yukarı el bagajı bölmesine almak istemiş. Hacı amca vermemiş. Hostes ısrar etmiş. Hacı amca inat etmiş. Sonunda hacı amcanın inadı galip gelmiş. Yol boyu kucağında ayı ile gelmiş.



Havaalanı dış hatlar terminaline giden yolcular kısım kısım olur. “İç hatlar nasıl olurmuş?” demeyin bir yazımızda da onu anlatırız. Dış hatlar terminali dediğin zaman aklına hemen gurbetçi vatandaşlarımız gelecek. Nedenini izah etmeye gerek var mı? Ekmek parası peşinde tren garlarından yolcu ettiğimiz gurbetçiler artık mal mülk sahibi olmuş, orada iş veren pozisyonuna gelmiş kişilerdir. Onların yıllarca emek vererek yaptıkları kazanıma hürmet etmek gerekir. Almancılar olarak da anacağımız gurbetçiler havaalanında eskiden çoluk çocuk kalabalık bir halde bulunurlardı. Geniş aile olduklarından izne gelip giderken havaalanında kavimler göçünü andıran sahneler sergilerlerdi. Havaalanı personeli böylesi kalabalıklara alışmışlardır. Gurbetçi kalabalığı diye bir şey var. Gurbetçiler göç mevsimi gelmiş gurbet kuşları gibi gurbetten sılaya yol alırlardı.

Bir kıyamet sahnesi

Havaalanında ikinci en kalabalık kafile umreciler ve hacılardır. Dış hatlar terminaline ömürlerinde ilk ve son kez gelecek olanlar için havaalanı tam bir gözlem sahasıdır. İçlerinden biri çıksa ve “...şu koca havaalanı bir kıyamet sahnesidir. İnsanlar gelir ve geçerler. Bu hiç bitmez bir devirdir. Dolar boşalır ama her yolcu kendini biricik sanır.” dese. O kalabalıkta onu dinleyen olur mu meçhul. Ama giderken “hacı adayı” dönüşte “hacı” olanların çocuksu heyecanları ve telaşları görülmeye değerdir. Ben eminim bu telaşa kaybolma korkusu, yanlış bir şey yapma tedirginliği de eklenir. Bir hacı amcanın uçak hikayesi geldi aklıma. Kendisi torununa kocaman bir oyuncak ayı almış. Kucağına zor sığan ayı ile binmiş uçağa. Hostes ayıyı yukarı el bagajı bölmesine almak istemiş. Hacı amca vermemiş. Hostes ısrar etmiş. Hacı amca inat etmiş. Sonunda hacı amcanın inadı galip gelmiş. Yol boyu kucağında ayı ile gelmiş. Bunu duyunca ben hacı amcaya gülemedim. Aksine haline hüzünlendim. Oyuncağın başına bir şey gelmesinden korktuğu içindir ki hostesle tartışmayı göze almış ve oyuncak ayıyı vermemiş. İşte bu hacı amca ve teyzeler için yolculuğun ne kadar külfetli ve tedirgin edici olduğunu anlatır güzel bir sahnedir. Bir keresinde de hava alanına elinde pekmez kavanozu ile gelen bir teyzemizin haberini izlemiştim. Uçağa pekmez ile almadılar onu. Anlatmaya çalıştılar ama zannetmem ki anlamış olsun. “Bir kavanoz pekmez hiç oldu...” diye üzülmüştür. Keşke imkan olsaydı da teyzemizin pekmezi güvenlik engeline takılmasaydı. Ve muhtemelen hediye götürdüğü pekmeziyle yola devam edebilseydi.

Şakacı bayi

Havaalanında bir diğer kalabalık grup iş gezisine gidenlerdir. Bayi toplantısı , resmi ziyaret veya türlü sebepten toplu halde çıkılmış gezilerin yolcuları hacı amcalar kadar olmasa da telaşlıdırlar. Hele bayi toplantısıysa ülkenin her yerinden bayi bir araya gelmiş. Yolculuğun heyecanı var, uçağa ilk kez binmenin tedirginliği var derken bayi gezileri her zaman renkli olur. Bir keresinde bir araba markasının bayileriyle yolculuk etmiştim. Ne kadar neşeliydiler anlatması zor. Belli ki içlerinde bir isim şakalarıyla öne geçmişti. Her yöne laf yetiştiren bu isim sayesinde uçağımızın yarı resmi havası bir anda dağılmış ve otomobil bayilerinin yurt dışında neler yaşadığını hep birden öğrenmiştik.

Bu toplu halde havaalanı gruplarından aynı iş yerinde olup da iş gezisine çıkanların halleri de benim için ilginç tablolar oluşturur. İş yerinde pek anlaşamayan, hatta iş dışında hiç görüşmeyen insanlar iş gereği aynı uçakta belki yan yana gidecek. Aynı otelde kalıp, birçok saatlerini beraber geçirecekler. Sıkıcı bir durum. Hele ki iş arkadaşınız gıcık biriyse, bu seyahat eziyet olur ki tarifi zordur. Ama ne yaparsınız ki memleketimizde her geçen gün dünyaya açılan, dışarısıyla iş yapan şirket çoğalıyor ve iş gezisi yapmak rutin haline geliyor. Ve kimse sizin iş arkadaşınızla geçinip geçinemediğinize bakmıyor. İş varsa gidilecek o kadar yani. Ha bu arada iş gezisini hem ticaret hem ziyarete çevirmek isteyen ve toplantılardan kaçıp kaçıp sağa sola kaçamaklar yapmak isteyenler de olabilir ki onlarla baş etmesi pek zor olur. Çünkü gezmeye meraklı olanı durdurmak pek müşkil bir iştir. Gezmeyi seven kişi için beş dakikalık mola bile bir fırsattır. Şahsen ben gezmekten hiç hazzetmem. Bıraksalar oturma odasından mutfağa bile gidesim yoktur. Benim yanıma gezmeyi seven birini vermek demek. O kişiye zulüm olur. Tecrübeyle sabittir ki ben güzel bir kahvaltı sonrası eş dost ile muhabbet etmeyi yeni yerler keşfetmeye tercih ederim. Bence gezilecek çok yer yok ama keşfedilecek çok insan var. Her insan ayrı bir dünya. Hele bir de iyi dostlarınız varsa dost muhabbetini hangi keşif gezisine tercih edersiniz?

Havaalanında kalabalık gruplar içinde bazen spor kafilelerine de rastlarsınız. Son seyahatimizde oğlum bir meşhur futbolcu görmüş de heyecanlanmıştı. Kendi takımından olsa fotoğraf da çektirirdi ama karşı takımın oyuncusu olduğu için uzaktan seyretti. Sporcu kısmının eşofman dışındaki kıyafet tercihleri ilginç olur. Üniforması dışında elbise bilmeyen memurlar gibi eşofman onların çok eksiklerini kapatır ama eşofman dışında düzgün bir şeyler giymek her sporcunun becereceği bir şey değildir. Sporcuların takım elbise altına halı saha ayakkabısı benzeri acayip ayakkabılar giydiğini görmedik değil.

‘Atarsa elli’

Bir de asker kafileleri var. Onlar yurt dışı yolcusu değildir. Devletimiz güvenlik endişesi olan yerlerde Mehmetçiği hava yoluyla birliğine teslim eder. İşte o gencecik çocukların bir çoğu için uçakla seyahat bir ilktir. Gözlerinde okursunuz heyecanı. Zaten hepsi tek tip çanta taşırlar. Tıraşlarından ve duruşlarından anlarsınız asker olduklarını. Onları görünce hemen herkesin aklına “...şafak kaç?” sorusu gelir. Soranlar da çıkar. Asker zaten alışmıştır bu soruya. Ve asker jargonuyla cevap verir. “Atarsa elli...” der mesela. Yani şafak atarsa geriye kalan günü söyler.

Havaalanında benim dikkatimi en çok çocuklar çeker. Yolculuk onlar için ne kadar yorucu olabilir görmeye mahsustur. Kucaklarda uyuyanlar, bankların üzerine sızıp kalanlar hepsi bize, “...yol demek yorgunluk demektir...” diye hatırlatırlar. Tabii hiç yorulmak bilmeyen ve sağı solu talan edenler de vardır. Onlarla baş etmek ne zordur. Onlar uçağa binince de rahat durmazlar. Hostes ve kabin görevlisi kısmı yaramaz çocuklara alışkındır. Beki kendi çocukları gelir akıllarına ve sabrederler yol boyu çocuklara. Zaten çocuklar uçak içi anonslarında da söyleniyor artık. Ne ince bir uygulamadır.

Yol bitmez. Ömür geçer gider. Bu yazımızda da havaalanında dış hatlar yolcularının hallerini yazmaya çalıştık. Bir diğer yazımızda da iç hatlara bakarız. O zamana kadar kalın sağlıcakla. Hanımlar, beyler ve sevgili çocuklar...

mustafatoros@gmail.com