HDP, kapatılma davası ve öç sosyolojisi

Doç. Dr. Âdem Palabıyık / Bitlis Eren Üniversitesi
26.03.2021

Diyarbakır anneleri, HDP'nin Kürt kadını tezini, birlikte yaşayabilme tezini, heterodoks İslam tezini ve demokrasi, özgürlük gibi Avrupai kavramlar üzerinden oluşturdukları tezlerini geçersiz kılmış, annelik üzerinden siyaset üretmesine izin vermemiştir. Bölgenin önemli sosyolojik vakalarından biri olan kan davası yani öç sosyolojisi pratiği de bu süreçte değerlendirilebilir. Çünkü HDP, PKK aracılığı ile halk ile devlet arasında bir kan davası olgusunu canlı tutmak ve bunu öç sosyolojisine çevirmek derdindedir. Fakat yaşatılmaya ve dayatılmaya çalışılan öç sosyolojisinden artık halk bıkmıştır.



Optimar araştırma şirketinin yaptığı araştırmaya göre HDP tabanının bir kısmının HDP'nin kapatılmasına sıcak baktığı ortaya çıkmıştı. Elbette bu sonucun siyaset ve sosyoloji açısından bazı gerekçeleri vardır lakin Optimar'ın sonuçları içinde, bunun sebeplerine dair veri elde edilecek sonuçlar bulunmamaktadır. Temel argümanlar, HDP'nin siyasi tutumundan kaynaklanan bir tercihin olduğu ve yönelimin kapanmaya dahi sıcak bakıldığına kadar geldiğidir. Peki, HDP tabanının bir bölümü HDP'nin kapatılmasını neden istemektedir? Çünkü HDP, varlığını diğer siyasi partilerin tavır ve tutumlarında göre değil PKK'nın dinamiklerine dayandırmaktadır. Şimdi HDP'nin kaybını sağlayan sebeplere bir göz atalım.

Dindarlık karşıtlığı

Kürt siyasi hareketlerinin genel doğası, birbirleri ile yaşadıkları ciddi muhalefetlerle süregelmiştir. Kürt tarihinde en çok karşımıza çıkan husus, geleneksel değerlerin neden olduğu bu türden karşıtlıklardır. Tarihsel açıdan bakıldığında, Kürtlerin siyasal kültürden yoksun oluşları, kendi yasalarını kendi geleneklerine dayandırmalarına sebep olmuş ve toplum bu dinamiklerle birlikte dizayn edilmiştir. Geleneklerin Kürt tarihindeki yeri ve öneminin ana kaynağı ise din, yani İslam'dır. Özellikle toplumsal ve siyasi ilişkilerin din merkezli olması ve bu perspektifte dizayn edilmesi, Kürtlerin geçmişteki tutumlarının günümüz bağlamında yeniden tartışılmasına sebep olmuştur. Dindarlık ve Kürtlük son zamanlarda birbirine karşı konumlandırılan iki olgu olarak ifade edilmeye çalışılsa da Kürtlerin din merkezli bir toplumsal inşa sürecine sahip olduğu gerçeği değişmeyecektir lakin HDP, dindarlık ve HDP'liliği birbirine düşman haline getirmiştir. Bizim üzerinde durduğumuz esas nokta HDP'nin bir bölge partisi olarak heterodoks sekülerleşmeye yaptığı vurgudur. Demokratik İslam, sivil cumalar, kurban bağışı gibi pratiklerin dini ontolojisi ortadan kaldırılmış hatta namaz ritüel olarak kabul edilmiştir. Bu olgunun, tabanın istediği bir süreç olduğunu kabul etmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır lakin bazı çevrelerin, HDP üzerinden anlatmaya çalıştığı geçmiş ve öç sosyolojisi pratiği, HDP tabanının önüne bir tuzak olarak sunulmuş ve maalesef HDP, bu tuzağı kullanmıştır. HDP, esas olarak devlete karşı nefreti olan bütün söylemlerin, bir üst söylemi haline gelmiş, tabanın sesinin yerini daha çok bu söylemler almış ve HDP, öze dönmekten ziyade özünün dışındaki seslere kulak vermiştir. Örneğim Birikim dergisindeki çoğu yazı HDP'yi mevcut iktidarı güçsüzleştirmek için bir tercih olarak sunmuş ve sürekli cilalayarak parlatmıştır. HDP'nin bir tercih olarak kabul edilişi muhalif bağlamda doğal görünse de bu durum Bourdieu'nün, Weber üzerinde vurguladığı "hukuk peygamberliği" düzeyine gelmemelidir. Türk solu adı altında siyasal mücadele zeminine hizmet eden aydın diye nitelendirilen kesimlerin yaşadığı bu sefalet, aslında aydınların ihaneti olarak yorumlanabilir ve bu ihanet HDP üzerinden inşa edilmiştir. Türk solu tarafından, İslami kesime karşı bir ket olarak sunulan HDP, hiç beklemediği halde İslamcıların eleştirisine maruz kalmıştır. Bu bir tuzaktır ve yine maalesef HDP, bu tuzağın içine düşürülmüştür.

Heterodoks Kürt kadını tezi

Kadın ve siyaset kavramlarının birlikte ilk tartışılmaya başlandığı 19. yüzyılda temelde koşulların ekonomik açıdan iyileşmesi ve ekonomik durumları iyileşen kadınların daha aktif hale gelmesi, siyasete dâhil olmak isteyen kadınların ekonomik olarak güçlü olmasını da beraberinde getirmiştir. Lakin HDP siyasetinde belki de en yerine oturmayan kavram olan "demokratikleşmeyle" birlikte yeni bir statü kazandırılmaya çalışılan Kürt kadını, en sonunda geleneksel bağlarından koparılarak demokratik olmayan ama modernleşen, dindar olamayan ama kültürel dindarlığı benimseyen, anne olmayan ama milli annelik rolünü üstlenen, adaletli olmayan ama eşitliği tercih eden, eylemci olmayan ama aktivistleşen ve en önemlisi sekülerleşen bir olguya başarıyla(!) dönüştürülmüştür. Kürt kadınının kültürel genlerindeki bu dönüşüm onun gelecek Kürt gençliğinin nasıl şekilleneceğini de önemli oranda izah etmektedir. YDG-H ya da "Apo'nun Fedaileri" gibi güncel aktivist(!) gençler, işte bu bahsettiğimiz dönüşümün en somut örnekleridir. Bu olguları destekleyen kadınların ise sürekli bir düzenlilikle Kürt siyasi hareketinin partileri içinde yer alması da bu açıdan tesadüf değildir. Vazgeçilmez bir devamlılıkla herkese cevap yetiştiren Emine Ayna; "PKK laikliğin garantisidir" diyen Aysel Tuğluk ve şimdi de "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz" diyerek, gücünü ona oy veren vatandaşlardan değil başka yapılardan aldığını açıkça beyan etmekten çekinmeyen Figen Yüksekdağ analıktan yoldaşlığa, yoldaşlıktan tanrıçalığa gelmeden, yaptığı tutarsız siyasi söylevleriyle birlikte yollarına devam etmektedirler. Yine heterodoks modernleşme ile birlikte Kürt kadınlarının vizyonlarını kendi varlıklarıyla temsil etme çabasına girişen bu siyasetçiler, geleneksel Kürt kadınlarının yapabilecekleri tercihleri de ortadan kaldırmakta ve böylelikle moderne ait olan kavramlarla hayatlarını devam ettirmelerine sebep olmaktadırlar. Bu modernlik melankoliktir ve melankoli tehlikelidir. Tabii bunlar arasında Leyla Zana'nın dışlanması da unutulmamalıdır.

Anneler hizaya çekti

Sivil bir toplumsal hareket olarak ortaya çıkan Diyarbakır Anneleri belki de HDP'ye hiçbir yapının etki edemediği kadar etki etmiş ve HDP'yi neredeyse köşeye sıkıştırmıştır. HDP il binası önünde ve en fazla oy aldığı Diyarbakır'da konumlanan Diyarbakır Anneleri, HDP'yi hizaya çekmiş ve adeta sınırlarını çizmiştir. İktidar nefreti sebebiyle Diyarbakır Anneleri'ni görmezden gelen HDP, toplumsal tabanına karşı artık siyasi tez üretememeye başlamış ve önceki ezberlerine geri dönmüştür. Hala HDP'nin ortaya koyduğu birçok tez PKK ve Öcalan'ın tezidir. Diyarbakır Anneleri, HDP'nin Kürt kadını tezini, heterodoks İslam tezini ve birlikte yaşama, demokrasi, özgürlük, vb Avrupai kavramlar üzerinden oluşturdukları tezlerini geçersiz kılmış ve annelik üzerinden siyaset üretmesine izin vermemiştir. Bunu farkeden HDP tabanının, Diyarbakır Anneleri'ne karşı tavır daha da yumuşamış ve HDP'yi, Kürt halkından ziyade PKK savunucusu olarak görmeye başlamışlardır.

Öç sosyolojisi

Belki de bölgenin önemli sosyolojik vakalarından biri olan kan davası yani öç sosyolojisi pratiği de bu süreçte değerlendirilebilir. Çünkü HDP, PKK aracılığı ile halk ile devlet arasında bir kan davası olgusunu canlı tutmak ve bunu öç sosyolojisine çevirmek derdindedir. HDP'nin canlı tutmaya çalıştığı öç sosyolojisine göre devlet ile halk arasındaki anlaşmazlık kan üzerinden yürütülecek, baş aktörü PKK olacak ve PKK, öç alacaktır. Yaşatılmaya ve dayatılmaya çalışılan öç sosyolojisi vakasından artık halk da bıkmıştır ve yine Diyarbakır Anneleri, öç sosyolojisinin işlevsizleşmesine de vesile olmuştur. HDP'nin bir tezi daha annelik karşısında iflas etmiştir.

HDP'ye verilen desteğin muhakkak bir gün sona ereceği açık olmasına rağmen, HDP'nin bu tavrından neden vazgeçmediğini anlamak oldukça zordur ama bu duruma sosyolojik olarak anomi denilebilir. Çünkü HDP ne olduğu belli olmayan bir kaosun içindedir, savunusu da kendi savunusu değildir. HDP'nin, bu kadar parlatılarak AK Parti'ye karşı bir koz olarak sunulması en başından beri net olarak görülmesine rağmen tehlikenin farkına varılmaması ciddi bir teorik eksikliktir. Kürt siyasi hareketi, hala kendi dinamikleri üzerinden üretemediği politikalar ya da PKK'nın baskıcı tutumundan dolayı temsiliyet açısından yaşadıkları bulanıklık yüzünden, teorik açıdan başka kesimlerin etkisi altında kalmıştır. Özellikle Birikim, BirGün, Evrensel, Kamfplatz, vb. çevrelerden gelen bu teorik destek, PKK'nın işe karışmasından sonra ise yalpalamaya başlamıştır. Belki temel çaba, Kürtlerin PKK'dan bağımsız bir ontolojik mücadele vermesi ile alakalı olabilir ama Türk solunun ya da sosyalistlerin teorik anlamda bu kadar masumane bir tavır takınacakları da inanılacak gibi değildir. Oluşan nefret yüzünden, düşmanımın düşmanı benim dostumdur mantığı, bugün HDP'yi güçsüz bir parti konumuna getirmiştir.

Trajik hikaye oluşmamalı

Öyle görünüyor ki HDP'nin tabanı bir süre sonra HDP'den vazgeçebilir ama bu vazgeçiş HDP'nin yaşadığı vizyon sorunu ile ilişkili olabilir. HDP tabanı, derin HDP'nin gizil bir teorik düzlem içinde HDP'yi ortadan kaldırmasını bekler gibidir. Çünkü HDP yerine gelecek bir siyasal parti HDP'nin başarısızlığını ortadan kaldırabilir. İşte tam bu sebepten HDP hala çok katı duruyor ve neredeyse kapatılmaya can atıyor. Oluşturmak istediği mağdur sosyolojisine imkân verilmemelidir. Bölge halkına sunulacak trajik bir hikâye sosyolojisi HDP'nin işine yarayabilir, çünkü yeni oluşum için bir zeminin aranmaktadır. Şu an bölgede başlayan AK Parti kara propagandasının da amacı tamamen budur. HDP tabanı HDP'nin kendilerine karşı sadakatini iyi sorgulamalıdır. Ayrıca HDP'ye neden kapatılma davası açıldığı halka iyi anlatılmalı ve kapatılma davasının sosyolojisi mutlaklaştırılmalıdır. Tıpkı epeyce bir süredir Öcalan'ın, Allah'a inanmadığını anlattığımda beni dinleyen gençlerin "Bunu hiç bilmiyordum, kimse bana anlatmadı, iyi ki öğrendim hocam" yanıtını vermesi gibi...

adem.palabiyik@hotmail.com