Henry Kissinger'ın mirası ve bölgesel kaosun anatomisi: Ya hızlı koş ya da rakibini yavaşlat

Dr. Erkan Oflaz/ Akademisyen, Yazar
24.01.2026

Kissinger'ın kuralsız dünyasında Türkiye ya hızlı koşacak ya yavaşlatılacak, üçüncü bir seçenek yok. İttifaklar sistemi ne sona erdi ne de saflar netleşti. Oldu bittilere maruz kalmadan kültür ve tarihimize uygun bir pozisyon inşa ederek bu mevziiyi savunmalıyız.


Henry Kissinger'ın mirası ve bölgesel kaosun anatomisi: Ya hızlı koş ya da rakibini yavaşlat

Dr. Erkan Oflaz/ Akademisyen, Yazar

Türkiye'nin dış politikasına bakış açımızı iç dinamikler ile sınırlı tutmamamız gerekmektedir. Sadece bir siyasi aidiyet üzerinden ele alınan tüm analiz ve tutumlar yakın geleceğimize dair riskler içermektedir. Siyasi tarafgirlik ile realist düşünceden sapmak günümüzde çokça karşımıza çıkan sorundur. Bu durum bir güç kaybını işaret etmektedir. Sağın sağında veya solun solunda konumlanan ve romantizm içeren aşırı ve savrulmuş düşünceler ile takipçileri merkezi tahkimatı zayıflatagelmiştir. Son dönemde ise gerçek manada Türkiye'nin yüzleştiği riskleri görmezden gelerek üretilen propaganda daha büyük bir sorun haline gelmektedir. İç barışın sağlanmasına ve ulusun kenetlenerek, yakın ve uzak hedeflere ilerlemesine izin vermeyen asıl etkinin ne olduğunu yeniden düşünme vaktidir. Dış politikanın hedefi; çevre ve geniş çevredeki riskleri bertaraf etmek ve ülkenin temsilinde tüm güç unsurlarını kullanarak ulusun prestijini tahkim etme temeline oturur. Uluslararası normatif kurallar ve idealizm temelinden kavramsallaştırılan tezler birer ikişer yıkılmaktadır. Tek ve en baskın uluslararası kural koyucu ise güç olmaktadır.

Bir ulusun güçlenmesine engel olmak, en az ülke içi güç unsurlarını geliştirmek kadar önemlidir. Nihayetinde en güçlü olmak net bir amaç olsa da daha güçlü olmak da yeterli bir hedef olarak göz ardı edilmemelidir. Her müdahalenin (savaş dahil) bir bedeli vardır. Sonuç ne olursa olsun ödenmesi gereken bedel karar vericiler için bir kaygı alanıdır. Daha az bedeli ödemek ise nihai hedef değildir. Etki kabiliyetini arttırarak bir müdahaleye gerek kalmadan istenilen politika setini kabullendirmek ya da rakibin müdahalesine imkân vermeyecek seviyede onu zayıflatmak daha makul bir fayda düzeyidir.

Realizm görünümlü kaos

Örneğin İsrail'in bölgede uyguladığı politikalara göz atalım; Suriye'de Dürzilere PKK/YPG üzerinden silah sevkiyatı, Somaliland'a tanınma hamlesi, Lübnan pager patlamaları... İsrail'in son dönemde sergilediği bu taktikler, Henry Kissinger'ın dış politika felsefesini andırıyor: "Ya hızlı koş ya da rakibini yavaşlat."

Soğuk Savaş'ın mimarlarından Kissinger, Vietnam'dan Şili'ye kadar vekalet savaşları ve güç dengesi oyunlarında ahlakı değil, gücü esas aldı; kuralsızlığın egemen olduğu bir dünya tasarlarken "Realizm" kisvesi altında kaos tohumları ekti. Marksist ve Leninist terör örgütleri, döneminde (60-90'lar) her ne kadar özgürlük ve eşitlik propagandası yapmış olsa da bu terör örgütleri çoğunlukla Amerikan hegemonyasına müdahale şansı vererek nihai amaca hizmet etmiştir. Süreçte (Soğuk Savaş dönemi) SSCB müdahale ederek kimi örgütleri Amerikan hedeflerinden saptırmış olsa da nihayetinde oyunun kuralları bozulamamıştır. Günümüzde toplumsal değişime en güzel örnek Vietnam'dır. Vietnam sokakları ABD'ye karşı kazanılan savaşı temsil etmemektedir. Halkın izlediği dijital içerikler, TV Showları, sokaklardaki tabelalar, fastfood zincirleri vs...

Kissinger doktrini ve kuralsız dış politika

Kissinger'ın Vietnam sonrası "détente" politikası, ahlaki normları hiçe sayarak rakibi yıpratmayı önceliyordu; İsrail de bugün aynı reçeteyi uyguluyor. Suriye'de Esad sonrası entegrasyon sürecini baltalamak için hava saldırıları ve ayrılıkçı kartlar (Dürziler, SDG), İran ve Türkiye'yi yavaşlatma stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ahlak yerine güç: Gazze'de Popular Forces'a silah yardımı veya Hizbullah'a pager tuzağı, BM kınamalarına rağmen "savunma" diye pazarlanıyor; tıpkı Kissinger'ın Pinochet darbesi gibi... Sonuç odaklı pragmatizm olarak niteleyebileceğimiz bu zemin, asıl olarak bölgede sıralı ve planlı bir stratejinin ayak sesleridir.

Mearsheimer ve Walt'ın Matternicht uyumu

Bölgesel jeopolitik, çağımızda küresel güç dengesinin vazgeçilmez parçası olarak; John Mearsheimer ve Stephen Walt'ın "The Israel Lobby"deki offensive realism (saldırgan realizm) analiziyle açıklanabilir.

İsrail, Matternicht sistemindeki kurasız bir aktör olarak ABD hegemonyasını pekiştirirken Ortadoğu'yu şekillendiriyor. Suriye'de devam ettirilmeye çalışılan kaos dikkatleri üzerine toplarken, Somali hamlesi, Türkiye'nin Afrika yayını zayıflatmak için tasarlanmış ideal bir politika olarak karşımıza çıkıyor. Bu uyum, lobi gücüyle küresel dengeleri etkiliyor; Türkiye-İsrail rekabeti Şam'da düğümlenirken, ABD'nin sessiz onayı ise dengeleri belirliyor.

Türkiye'nin etki kabiliyetini arttırması ve bölgede kendi kuralları ile ilerlemek için gerekli gücü toplaması ise vazgeçilemez bir politika önceliği. Bu nedenle iç barış söylemi yani Türk-Kürt ve Arap kardeşliği vurgusu önem kazanmaktadır.

Bölgesel kaosun yansımaları

Türkiye son dönemde pasif kalmadı; aksine proaktif adımlarla yanıt verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Aralık'ta İsrail'in Somaliland'ı tanımasını "gayrimeşru" ilan etti ve Somali karasularında 2026 hidrokarbon sondajına başlama sözü verdi.

Dışişleri Sözcüsü Öncü Keçeli, "Somali iç işlerine müdahale" olarak nitelediği tanıma kararını kınadı.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, hassas dengeleri kırılganlaştırdığını vurguladı. Suriye'de MSB, Şam'ın birlik inisiyatifine destek sinyali verdi.

Somali Cumhurbaşkanı ile görüşmeler, Ankara Süreci'yle Etiyopya arabuluculuğu, TURKSOM üssü genişletmeleri ve daha birçok tarafını belli eden gelişmeyi sıralayabiliriz. Bu hamleler iç siyasette de yankı bulmaktadır. Örneğin; Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın sert çıkışları AK Parti tabanında coşku, milliyetçi kesimlerde ise destek bulurken, Fidan'ın "soykırımcı İsrail" söylemi Dışişleri'ni kahramanlaştırdı. Ancak muhalefet karışık: CHP, Bogota Bildirisi gecikmesine tepki verse de genel olarak Filistin-Somali duruşunda birlik var gibi anlaşılıyor. En azından Özgür Özel bile İsrail'i kınadı.

Sosyal medyada "Türkiye oyun kurucu" kutlamaları hakim, fakat bazı liberaller "aşırı tepki" diyor. Gerçekten düşündürüyor: İç gerilimler (Hamas açıklamalarına tepkiler gibi) varken bu jeopolitik sınav bizi birleştiriyor mu?

Samimiyetle paylaşmalıyım ki Kissinger'ın kuralsız dünyasında Türkiye ya hızlı koşacak ya yavaşlatılacak üçüncü bir seçenek yok. İttifaklar sistemi ne sona erdi ne de saflar netleşti. Bir yağlı güreş arenası gibi uluslararası sistem. Tüm oyuncular henüz el ense çekmekle meşgul. Oldu bittilere maruz kalmadan kültür ve tarihimize uygun bir pozisyon inşa ederek bu mevziiyi savunmalıyız.

Suriye'de PKK/YPG koordinasyonu, Somali'de ayrılıkçı tuzak karşısında Fidan'ın teknik temasları, Erdoğan'ın BM çağrıları umut verici. Ama iç politikamızda birlik şart; yoksa kaos kazanır. Bölgesel jeopolitik küresel aynamız ve periferimiz düşündüğümüzden daha da geniş, yeter ki uyanık kalalım. Hızlı koşmaya hazır mıyız?