Her şey çok net: Fluflix tehlikesi

Ozan Demiralp / Eğitimci
07.08.2020

“İsteyen izler isteyen izlemez”, “Abone olma, evine sokma”, “Çocuk şifresi koy”, “Sen de çocuğunu kontrol et” gibi beylik laflar ile olan biten engellenecek gibi durmuyor. Tamamen yasaklamak da bilinçsiz kullanımı teşvik eder. Peki ne yapmalı?



Yaşadığımız yıllar hızla geçerken teknolojinin gelişim hızı yılların ilerleyiş hızından çok daha fazla olunca teknolojik gelişmeler özümsenemeden yaşanmaya başladı. Sosyal medya ile herkesin zevkine göre farklı platformlar bir anda sosyal hayatın içine girdi. Fikir üretenler için ayrı bir platform, kendini beğenenler için ayrı bir platform, yaş gruplarına göre ayrı ayrı platformlar derken sosyal medya insanlığın kontrol edemediği bir mekanizmadan öte insanlığı kontrol eden bir mekanizma haline geldi. Bilimsel olarak bakacak olursak sosyal medya kullanımı tamamen insan beynindeki ödül sistemi üzerine kurulu bir sistemdir ve başkalarının kabul iletileri, takipçi sayısı gibi mutluluk oluşturan bir ödüllendirme mantığı ile çalışmaktadır. Paylaşılan fikrin, fotoğrafın, şiirin güzel olması başkaları tarafından beğenildikçe beynimizin ödül sistemi uyarılmakta ve mutluluk hormonu dopamin salgılanmaktadır. Bu durum uyuşturucu madde kullanımı sonucu oluşan bağımlılık için de geçerlidir. Kişinin ödül merkezinin uyarılması, bu sistemin uyarılma alışkanlığının gelişmesi ve kişinin artık bu uyarılma olmaksızın kendisini yoksun hissetmesi bağımlılığı oluşturmaktadır.

Dopamin sorunu

Bu konuda 1953 yılında J. Olds ve P. Milner, bir fare üzerinde deney yapmışlardır. Deneyde farenin beynine yerleştirilen bir elektrotla beynin dopamin salgılayan bölümü uyarılıyordu. Farenin bulunduğu kafeste pedallı bir sistem kurulmuştu. Fare pedala bastıkça elektrot ile beynin mutluluk hormonu salgılayan bölümü uyarılıyordu. Bir zamandan sonra farenin yemek yemekten dahi vazgeçerek pedala basma sıklığını arttırarak sürekli pedala bastığı, yorgunluktan halsiz düşene kadar pedala basmaya devam ettiği gözlendi.

Günümüz insanı da artık dışarıdan gelecek beğenilme uyarıları için sosyal medyada yorgun düşene kadar kendisine yapay bir mutluluk ekranı oluşturmaktadır. Sosyal medyada toplumsal ve kişisel manipülasyonlar yapılabilirken fotoğraf paylaşımlarının da teşhircilik sınırlılarını zorladığını söyleyebiliriz. Özellikle çocuklara ve kadınlara taciz ve zorbalığın en fütursuzca yapıldığı alan da sosyal medya haline gelmiş durumda. Eskilerde anne babalar belli bir yaşa kadar çocuklarının gece sokağa çıkmasına izin vermezken şimdi çocukların ellerindeki tabletler, sosyal medya o korkulan karanlık sokaklardan çok daha tehlikeli bir hal almış durumda. Ebeveynler çocukları ile aynı odada olsalar da çocuklarını korumak istedikleri tehlikeli insanlar sosyal medya ile evlere girebilmekte. Elbette ki polisiye önlemlerden öte yetişkin rehberliği bu sokakları aydınlatabilecek önemli bir çaredir. Her anne/babanın ve öğretmenin çocukların internette ne yaptıklarını takip etme sorumluluğu vardır. Bu süreçte hiç kimsenin “Ben zaten sosyal medya kullanmıyorum.”, “O şarkıyı çocuğum seviyor ama klibini bilmiyorum.”, “Bizim çocuk o diziyi izliyor ama nedir bilmiyorum.” gibi cümleler kurmaya hakkı yok. Kaldı ki bu tür cümleler kurmak günümüz aile ve okul hayatında çocuklar ile aynı dilin konuşulmadığının delilidir.

Eskilerdeki tek televizyonu olan eve bütün mahalle toplanırken internete ulaşılabilirliğin artması ve her odada hatta cepte bir ekranın varlığı ile şimdilerde her evde üç tane televizyon anne, baba ve çocuklar ayrı odalarda… Üstelik aynı odada olunsa da elde telefon, herkes ayrı dünyalarda… Teknoloji ve bireyselliğin birleşimi ile tüketimin tam da istediğini yaşıyoruz. Bu durumun son yıllarda evlerin içerisine televizyon ile giren bir başka boyutunu değerler eğitimi içerisinde ele almak ve gözden kaçırmamak gerekiyor. Günümüzde her videoya ulaşabildiğimiz internet sitelerini, şarkı aralarında karşımıza çıkan reklamları, internet üzerinden yayın yapan televizyon platformlarını da sosyal medyanın ortaya çıkış mantığından ayrı düşünmemek ve dünya geleceğine yön verme çabasında olan küresel güçlerin manipülasyonu olarak tanımlamakta fayda var. “İsteyen izler isteyen izlemez”, “Abone olma, evine sokma”, “Çocuk şifresi koy”, “Sen de çocuğunu kontrol et” gibi beylik laflar ile olan biten engellenecek gibi de durmuyor. Önümüzdeki bir kazanın oluşunu gözlerimizi kapatarak engelleyemeyiz, duyarsız olmak kazanın oluşuna katkıda bulunmak manasındadır.

“Flix” kelimesi Amerika’da günlük kullanımda “filmler” anlamında kullanılır. İnternet üzerinden ve herhangi bir kontrol mekanizmasından geçmeden yayınlanan filmlerin ve dizilerin içeriklerinin çok da “net” olmadıkları ve her geçen gün daha fazla belirginsizleşerek “fluflix” oldukları görülüyor. Burada dikkatimizi çeken en önemli nokta yayınlanan bütün film ve dizilerin tek bir kalemden çıkmışçasına aynı temalar ile senaryo edilmiş olması. Mesela kültürel motifler yakalanarak o ülkede izleyici sayısı arttırmak stratejisi ile ülkemizde Göbeklitepe içindeki bir mağaradan zaman yolculuğu yapılabilirken Almanya’da zaman yolculuğunun adresi bir kasabadaki mağara olabiliyor. İnternet üzerinden yayınlanan film ve dizileri gözden geçirdiğimizde genel olarak dinlerin bütünleştirilmesi, zamanda yolculuk, eşcinsellik, bir insanı öldürmek ve yakalanmamak, dünyanın sonunun gelmesi temaları öne çıkmakta. Bu unsurları bir araya getirdiğimizde büyük resimde nihilizm (hiççilik) fikri ile boş vermiş, tutunacak milli ve manevi değerlerden yoksun adeta yapay zekaya sahip bir neslin oluşturulmaya çalışıldığı görülmekte.

En güçlü silah

Tüm bunları göz önüne aldığımızda gençleri korumaya ve tehlikeleri önlemeye yönelik davranışsal çözümler bulma vakti geldi de geçiyor. Tabii ki bunun için elimizdeki en güçlü silah her zamanki gibi “eğitim”! İnternet dünyasının getirdiği tehlikeleri görmezden gelmek ya da tamamen yasaklayıp illegal yollar ile sosyal medyanın kullanılmasının peşine düşmenin sonucu aynı olacaktır; “bilinçsiz kullanım”.

Görünen o ki bu yüzyıl, gerçek dünyada yaşanan her şeyin dijital halini keşfederek yaşayacağız. Okulda ve mahallede çocukların karşılaştığı şiddet, küfür, çeteleşme, haraç kesme gibi her türlü akran zorbalığı, dijital dünyada yerini sosyal medya ve whatsapp gibi uygulamalar üzerinden küfür, tehdit, aşağılama, yalnızlaştırma gibi yöntemlerle siber zorbalığa bırakmış durumda. Normal hayatta akran zorbalığına karşı olumlu iletişime, empatik yaklaşıma dair davranışsal çözümler arıyorsak, gençlerin siber zorbalık duygusunu/davranışını önlemek için de günümüz çocuklarının siber empati becerisini artırmamız gerekiyor.

Arkadaşları ya da tanınmayan insanları takip ederken yapılan yorumların, olumsuz/argo içerikte olmaması gerektiği, sanal arkadaşlıklardaki dilin sadece siber dünyaya ait olmadığı ve buradaki iletişimin normal hayat normlarında saygıyla yürütülmesi gerektiği, sanal alışverişlerde ailenin maddi imkanlarını zorlamamak gerektiği ve maddi sınırların aşılması durumunda kendisinin ve ebeveylerinin zor durumda kalacağının fark edilmesi, herkesin hayat biçiminin/tarzının farklı olduğu anlayışıyla sosyal medya kıskançlığının kontrol altına alınması ve dijital dünyanın pornografi gibi çocuklar için zararlı içeriklere sahip olabileceği bilincinin çocuklara kazandırılması çok önemli.

Tehdit unsurları

Dijital dünyada çocukların bağımlılık, zorbalık, youtubber olma/takip etme, internet alışverişi, sosyal ağ kıskançlığı, pornografi, tanımadığı kişilerle tanışma, sürekli konum paylaşma gibi içeriği tehdit barındıran unsurlarla karşı karşıya oldukları aşikar. Ebeveynler olarak öğretmenleriyle irtibatta olmak, bilgisayarlarını/tabletlerini kontrol etmek, girdikleri siteleri yazılımla izlemek, bilgisayara saat kısıtlaması getirmek ya da birlikte kurallar belirlemek hatta interneti ders dışında hiç kullandırmamak gibi önlemler de alabiliriz. Kısıtlamaya ve kontrole yönelik bu önlemler, çocukları tehlikelere karşı koruma amaçlıdır.

Çocuklarımıza, zamanı ve kendini yönetmeye dair temel yaşam becerileri kazandırmak aslında teknolojik bağımlılığının da önemli düşmanlarıdır. Ev içerisinde yapılması gereken bazı temel işlerin sorumluluğunun küçük yaşlardan itibaren çocuklara verilmesi ve zamanı yönetmek adına birlikte hazırlanan yaşam çizelgeleriyle hareket edilmesi önem kazanabilir

Yapay mutluluklar

Çok izlenen bir dizinin izleyicisi olmak, onu başkalarından önce izlemek/tüketmek böylece başkalarının ona “spoiler” vermesinin önüne geçmek en önemlisi de popüler olmak yukarıda bahsettiğimiz sosyal medyanın ödül mekanizmasını işletme sisteminden başka bir şey değil. Asıl amaç sosyal medya beğenilerine ve yapay mutluluklara alıştırılan insanların sosyal medyadaki yaşam biçimlerini gerçek hayatta yaşam biçimi olarak kabul etmelerini sağlamaktır. Temelde yeni normlar oluşturarak yeni dünya normalinde dinlerin bütünleştirilmesi, zamanda yolculuk, eşcinsellik, insan öldürmek ve hiççilik fikri oluşumu yatmaktadır. Ödül sisteminin uyarılmasına alıştırılmış olan genç ait olma ihtiyacı ile kendisini yeni normların temsilcisi olmaya zorlayacaktır. Bu yayınların kontrol altına alınması sansür değil sistemini devam ettirmek isteyen devletin görevidir. Düşünce özgürlüğüne uygulanan yasak sansürdür. Ekrandaki sapkın çıplaklığın normalleştirilmesini eleştirmeyi ahlak savunuculuğuna indirgemek aynı fikre hizmettir. Kültürel değerlerin çalınarak yapılan hırsızlıkta devletin vatandaşına yapacağı “Sen camını kapat, hırsız girmesin.” uyarısından öte yasal önlem alması gerekir.

Geleceğin şekillenmesi geçmişten getirdiğimiz ve görünür olmayan köklerimizden alacağımız güce bağlı. Sosyal medyayı yöneten küresel güçler ağacın dallarına değil köklerine doğru değerleri ortadan kaldırmak amaçlı saldırıyorlar. Ağacın kökünü güçlendirmek için mevcut tehlikenin farkında olmak, görmezden gelmemek ve gençleri eğitmek şart. İnternetin yapay zekasına karşı insanın vicdani değerlerini güçlendirme vaktidir. Aksi durumda gelecek nesillerin beyinlerine elektrot bağlı fareden farklı olmayacaktır.

ozandemiralp@hotmail.com