Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Faruk Önalan / Yazar
07.11.2020

47 yıl önce senatör olan, iki dönem ABD Başkan yardımcılığı görevinde bulunan Biden'ın, 36 yıldır kesintisiz senatör olduğu dönemde Kıbrıs ve Ermenistan sorunu başta olmak üzere birçok konuda Türkiye'nin karşısında yer alması kimseyi tedirgin etmemeli zira Türkiye artık o eski Türkiye değil.



Tarafsız olması gereken Pensilvanya Başsavcısının seçmenlere Demokrat partinin adresini işaret etmesi, seçmen sayısından daha fazla kullanılan oylar, yazıcının mürekkebi bittiği için oy sayımının ertelendiği bölgeler… Dünyanın yakından takip ettiği Amerikan Başkanlık seçimleri büyük tartışmalarla bitti. Her fırsatta demokrasiden dem vuran ABD, seçim sürecini tabiri caizse yüzüne gözüne bulaştırdı. Bugün bile gerçekte Trump mı kazandı yoksa Biden mı, belli değil.

Gün sayıyorlardı

Cumhurbaşkanı Erdoğan 26 Kasım 2011 tarihinde Başbakan olduğu dönemde laparoskopik yöntemle, başarılı bir sindirim sistemi ameliyatı geçirmişti. Bu tarihten üç gün sonra dönemin Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden sürpriz bir kararla önce Bağdat’ı ardından Erbil’i ziyaret etmiş ardından İstanbul’a gelmişti. 10 km hızla köprüden ağır ağır geçtikten sonra nekahet dönemindeki Erdoğan’ı ziyaret etti. Asıl ilginç olan bu ziyaret sonrası bazı gazetecilerle buluşmasıydı şüphesiz. Bu konu ile ilgili dönemin DSP Genel Başkanı Masum Türker şunları söyledi: “Joe Biden Türkiye’ye geldiğinde ne açıkladı? Başbakan’ı ziyaret ettiği gün hangi 10 gazeteci ile beraber olup onlara bir yıl daha Ak Parti ile gideceğiz dedi? Kim ona “Bir yıl daha mı tahammül edeceğiz” dedi? ” FETÖ’cü hainler Erdoğan’dan kurtulmak için gün sayıyorlardı hatta o günden yaklaşık üç ay sonra şu an firari olan FETÖ mensubu biri, “İş karaciğere dayandı, Temmuz ayında tepede değişiklik olacak” diye paylaşım yapmıştı. Evet o gün ABD Başkanı Obama’nın yardımcısı olan Biden bugün Demokratların Başkan adayı olarak seçime girdi. 2011 yılındaki görüşlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı 16 Aralık 2019 tarihinde New York Times’a verdiği röportajda açıkça görülüyordu.

“Bence yapmamız gereken ona (Erdoğan’a) karşı farklı bir yaklaşım izlemek. Muhalefet liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyler hakkında sesimizi çıkarmalıyız. Yaptıklarının bedelini ödemeli. Ama hâlâ, geçmişte yaptığım gibi, muhalefetle doğrudan iletişimde olup, hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onları Erdoğan’ı mağlup etmeleri için cesaretlendirebiliriz. Çok endişeliyim, çok endişeliyim. Hava sahalarımız ve onlara erişimimiz konusunda da çok endişeliyim. Bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek onun bölgedeki faaliyetlerini tecrit etmek bizim için çok çaba gerektiren bir iş. Özellikle de Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetleri gibi uğraşması çok uzun süren birçok diğer konu… Ama cevabım şu; evet endişeliyim.”

DEAŞ iftirası

Biden 2014 yılında da Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada DEAŞ konusunda Türkiye’ye iftira atmış, Erdoğan ”Bakın bu konuda eğer Biden bu tür ifadeler kullandıysa benim için tarih olur. Sayın Biden eğer Harvard’ta böyle bir şey söylediyse bizden özür dilemesi lazım. Öyle ufak tefek çevresinden dolaşarak yapılacak açıklamalar bizim kabulümüz değildir” diyerek çok sert bir açıklama yapmış çok geçmeden Beyaz Saray resmi sitesinde özür metni yayınlanmıştı.

“Başkan Yardımcısı, Türkiye ya da bölgedeki diğer müttefik ve ortak ülkelerin, kasıtlı olarak DEAŞ’ın veya Suriye’deki diğer şiddet yanlısı aşırıcı grupların büyümesini sağladığı ya da kolaylaştırdığı yönündeki her türlü imadan ötürü özür dilemiştir.”

Dış politikaya etkileri

Joe Biden Başkanlığında Amerikan Dış Politika anlayışında şüphesiz önemli değişiklikler olacaktır. Trump, İran’a karşı çok sert ambargolar uygulamasına rağmen Ruhani ile görüşme konusunda ılımlı mesajlar da verdi. 2018’de İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu. Biden ise nükleer anlaşmaya geri dönecek ve ambargoları hafifletecektir. İran her ne kadar Amerikan seçim sonuçlarının kendilerini ilgilendirmediğini söylese de Biden’ın kazanması yönünde güçlü beklentileri var.

Oy sayım sürecinin ilerleyen saatlerinde Trump’ın başkanlık seçimlerinde favori durumuna geçmesiyle Çin para birimi Yuan ve İran Tümeni aşırı değer kaybetti, Biden tekrar toparlayınca durum normale döndü. İran ve Çin’in yanında Avrupa Birliği ülkeleri de Joe Biden’ın Amerikan Başkanı olmasını memnuniyetle karşılayacaklar şüphesiz. Trump, Başkan olmadan önce vaat ettiği üzere Suriye’den çekilme konusunda iki defa hamle yapmaya kalktı ancak Pentagon’un, Centcom’un direnç göstermesiyle bu vaadini tam anlamıyla gerçekleştiremedi. Biden’ın başkanlığında Suriye’de PKK/SDG’ye destek daha da artacaktır. Zaten, PKK/YPG ilişkisinin alenileşmesi Obama’nın ikinci döneminde başladı. PKK’ya “Suriye Demokratik Güçleri” adı altında kılıf giydirilerek meşru hale getirilmeye çalışıldı. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, 2017 yılında ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından Aspen Enstitüsünün yıllık güvenlik toplantısında terör örgütü PKK/YPG ile ilgili itiraflarda bulunmuştu:

“Onlar kendilerine resmi olarak YPG diyorlardı ki Türkler, bunun PKK ile aynı olduğunu söylüyor ve ‘Benim terörist bir düşmanımla muhatap oluyorsunuz, bunu müttefik olarak nasıl yapabilirsiniz?’ diyordu. Biz de bunun üzerine onlara isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Mesela, YPG dışında kendinizi nasıl adlandırmak istersiniz? Bir gün sonra adlarının ‘Suriye Demokratik Güçleri’ olduğunu ilan ettiler. Adlarının ortasına ‘demokratik’ ifadesini koymalarının zekice bir hamle olduğunu düşündüm. Bu, onlara bir miktar itibar sağladı.” Irak’ın mezhepsel ve etnik olarak ayrıştırılmasının odağında Biden vardı. Bu noktada Brett McGurk’ın da önemli etkisi olduğunu da belirtmemiz gerekir. Biden başkanlık koltuğuna oturursa McGurk’ı Dışişleri Bakanlığı bünyesinde etkin bir makama getirmesi ihtimal dahilinde. 2006 yılında hazırlanan Kürt Bölgesel Yönetimi anayasa taslağında özellikle PKK’lıları kollamak adına; “Siyasi sığınma talebinde bulunan kişilerin, kaçtıkları ülkelere iadesi mümkün değildir” ifadesinin olduğu bir madde de yer almıştı. Biden aynı stratejiyi Suriye için de hayata geçirmek istiyor. Dolayısıyla sınırlarımız boyunca sözde PKK/PYD devleti kurulması için daha fazla destek verecektir.

Karabağ sorunu

Dağlık Karabağ sorununda Trump yönetimi işgalci Ermenistan’a sadece “ateşkes” çağrıları yapmakla yetindi. Ancak Biden daha fazla Ermenistan yanlısı politika yürütecektir. Hatta sözde soykırımın (Obama döneminde “büyük felaket” olarak nitelendirilmişti.) tanınması için gayretli olacaktır. Obama’nın birinci döneminde Başkan Yardımcısı olan Biden’ın, Harvard Üniversitesi Siyaset Enstitüsü’nde sarf ettiği sözler bir nevi Dağlık Karabağ’da izleyeceği yol haritasının da ipuçlarını veriyor: “Kıbrıs sorunu konusunda tüm kariyerim boyunca Kongre’de diğer herkesten daha derin çabaları olan isimlerden biriyim. Hatta arkadaşlarım bana “Joe Bidenopoulos” diye hitap ederler. Nerden geldiğimi biliyorsunuz. Şaka değil.” Yine aynı doğrultuda hem Kıbrıs hem de Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye baskı yapmaya çalışacaktır.

Trump döneminde bir nevi haraç vererek ayakta kalmaya çalışan Körfez ülkelerinde işler Biden Başkanlığında eski seyrinde gitmeyebilir. Cemal Kaşıkçı davası, 9/11 davası Suudi Arabistan’ın epey başını ağrıtacaktır. BAE gerek Obama gerekse Trump döneminde lobi faaliyetlerini Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe aracılığı yürütüyor, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed Bin Selman’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki görüşmelerini bile el-Uteybe ayarlıyordu. Biden döneminde bu lobi faaliyetleri kaldığı yerden devam edecektir. Vel hasılı kelam, Körfez ülkeleri Trump ile bir dört yıl daha çalışmayı daha çok arzu ediyorlardı. Ha keza İsrail. Ancak Biden da İsrail yanlısı bir politika izleyecektir. Örneğin, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanıyan Trump yönetiminin attığı adımların karşısında bir hamlede bulunmayacaktır.

Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yaşanan sert ve zorlu süreçlere rağmen ikili arasındaki iletişim kanalları açıktı. Obama döneminde Türkiye’ye satılmayan, hep engeller çıkarılan Patriot hava savunma sisteminin yerine önce Çin CPMIEC firması tarafından üretilen FD-200 HSS’ye talip olunmuş ancak teknoloji transferi dahil bazı anlaşmazlıklar sebebiyle görüşmeler bitirilmişti. Hemen akabinde Rusya ile ortak paydada buluşularak S-400 hava savunma sistemlerini alındı hatta sistem aktive edilerek deneme atışları yapıldı.

Beyaz sayfa stratejisi

Trump bu noktada, Obama döneminden yapılan yanlışlar yüzünden Türkiye’nin Ruslarla anlaşmak zorunda kaldığını belirterek CAATSA yasasını (Amerika’nın Hasımlarını Yaptırım Yoluyla Cezalandırma) devreye girmesine engel oldu. Biden da bu yasayı direkt devreye sokmayacaktır. İlk zamanlarında, bölgede her geçen daha da güçlenen bir Türkiye ile yeni beyaz sayfa açma yolunu tercih edecek muhtemelen. İsrailli yöneticiler açıkça dillendirmese de kendilerine yakın olan düşünce kuruluşları aracılığıyla dile getirdiği “Akdeniz’de Türkiye ile işbirliğinin önemli olduğu” tezi ön plana çıkacaktır. Libya ile imzalanan “Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırası” sonrası Türkiye’nin içinde olmadığı müddetçe bir anlam ifade etmeyen Eastmed boru hattı projesine dahil olmamız için görüşmeler hız kazanacak muhtemelen. İsrail hükümetine yakın bir düşünce kuruluşunda yayınlanan analizde şu ifadelere yer verilmişti: “EastMed boru hattı projesi neredeyse imkânsız hale geldi. Türkiye-İsrail boru hattı yakında inşa edilmeyecek olsa bile, Türkiye bu gelişmenin açık kazananıdır. Erdoğan, Doğu Akdeniz’deki hamlesiyle bir dereceye kadar haklı çıktı, çünkü sonuç elde ettiler.” Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen bir enerji koridorunun olamayacağını ABD de, Avrupa da, İsrail de, Körfez ülkeleri de çok açık ve net olarak farkında.

47 yıl önce senatör olan, iki dönem ABD Başkan yardımcılığı görevinde bulunan Biden’ın, 36 yıldır kesintisiz senatör olduğu dönemde Kıbrıs ve Ermenistan sorunu başta olmak üzere birçok konuda Türkiye’nin karşısında yer alması kimseyi tedirgin etmemeli zira Türkiye artık o eski Türkiye değil. Göreve başlarsa eğer, perde arkasında gölge Başkanın Barak Hüseyin Obama olacağından kimsenin şüphesi yok. Bir plan dahilinde DEAŞ’ın büyümesine izin veren karşısına koyduğu PKK’ya kılıf giydirerek desteği kendilerince meşrulaştıran (!) Obama... Türkiye, o gün yürürlüğe konan planı, 15 Temmuz hain darbe girişiminden hemen sonra başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı ile yırtıp attı. Dönemin Dışişleri Bakanı John Kerry’e ait sızdırılan ses kaydında, “Obama Deaş’ın büyümesini istedi. Esed’in Rusya’dan yardım talep edeceğini hesaplayamadı. Büyüdüğünü biliyorduk ve izliyorduk” sözleri CNN’de de yayınlanmış daha sonra orada bulunanların güvenliği tehlikede olacağı savıyla kayıt silinmişti.

Ne olduysa ondan sonra oldu

16 Mayıs 2013 tarihinde Beyaz Saray’da yapılan toplantıda Esed’in kimyasal silah kullandığını, Suriye’deki hareketlenmeleri delilleriyle masaya koyan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın sözünü iki kez “biliyoruz, biliyoruz” diye kesen Obama’ya, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan parmağını sallayarak çok sert çıkıştığı Amerikan basınında yer almıştı. Zaten ne olduysa o tarihten sonra oldu, Gezi olayları, 17/25 Aralık emniyet yargı darbesi girişimi, MİT tırlarının durdurulması ihaneti ve nihayetinde 15 Temmuz hain darbe kalkışması. Ama Türkiye her kalkışmada daha da güçlendi ve bugün Suriye’de, Irak’ta kirli projeleri bozan, Somali’de, Katar’da, Libya’da, Karabağ’da yaptığı müdahalelerle gidişatı tersine çeviren Türkiye’nin bu gücü tüm dünyanın dikkatini çekti. WSJ’de yayınlanan bir analizde mevcut durum şu ifadelerle anlatılıyordu: “Osmanlı’dan beri Türk ordusu bu kadar geniş bir küresel ayak izine sahip değildi. İddialı Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Türkiye, Libya’da savaşın gidişatını değiştirdi. Suriye, Irak, Katar, Somali, Afganistan ve Balkanlar’da askerleri var. Aynı zamanda, Akdeniz ve Ege’de devriye atıyor.”

Amerika Birleşik Devletleri’nin başına kim geçerse geçsin yeni dünya düzeninde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının herkes farkında. Türkiye, Pakistan, Malezya, Endonezya ve dahi Katar ittifakının, önemli bir güç olacağı konusunda Amerikan Kongre üyelerine ve İsrail Meclisi Knesset’e danışmanlık hizmeti veren Eric Mandel ve aynı doğrultuda fikir beyan eden önemli düşünce kuruluşlarının analizleri, gerek ABD, AB gerekse Suudi Arabistan-BAE eksenli Körfez ülkelerine uyarı niteliğinde…

frkonalan@gmail.com