Hükümet modeline halk karar versin!

Doç. Dr. Adnan Küçük - Kırıkkale Ünv. Hukuk Fak. Öğr. Üy.
16.01.2016

1 Haziran 2015 TBMM Genel Seçimlerini müteakiben yeni anayasanın yapılması ve bu bağlamda hükümet sisteminin ne olması gerektiği konusu tekrardan Türkiye’nin gündemine girdi.



AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, yeni anayasanın yapılması konusunu görüşmek üzere CHP ve MHP liderlerini ziyaret etti. CHP ve MHP ile yapılan görüşmelerde yeni Anayasanın yapılması yönünde müşterek kanaat ortaya çıktı.

Burada yapılan görüşmelerde her iki muhalefet parti lideri ile kendisi ile görüşme yapılmayan HDP Eş Genel Başkanı Selahaddin Demirtaş, hükümet sistemi konusunda AK Parti tarafından önerilen başkanlık modeline şiddetle karşı olduklarını deklare ettiler. Davutoğlu ise bu reddiyeci tutum karşısında meselenin bütün yönleri ile tartışılması gerektiğini ifade etti.

İktidar ve muhalefet partilerinin hükümet sistemi konusundaki fikirlerinde ısrarcı olmaları halinde, yeni anayasanın yapılması konusu muhtemelen bir başka tarihe kalacaktır.

Öyle zannediyorum ki, bu uzlaşısızlığın temelinde iktidar ve muhalefet partilerinin başkanlık sisteminden etkilenmelerinin farklı olması yer almaktadır. Muhalefet partileri, başkanlık modelinin kabul edilmesi halinde, ömür boyu başkanlığı elde edemeyeceklerini, dolayısıyla sürekli muhalefete mahkûm kalacaklarını ya da bu sistem içerisinde tamamen siyaset sahnesinden silinerek kaybolacaklarını, yerlerine daha kapsayıcı politikalar üreten partilerin belireceğini düşünmekte, bunun neticesinde de bu modele karşı çıkmaktadırlar. Muhalefet partileri, bu etkileşimin kendileri açısından doğuracağı bu tür sonuçları bir takım siyasi sebeplerle açıkça dile getiremedikleri için, başkanlık modelinin gelmesi halinde diktatörlüğün geleceği yönündeki kamufle edici iddialara sarılmaktadırlar.

Burada bazı sorunlu alanlar üzerinde durmak istiyorum. Bir kere başkanlık modeli hakkında oluşturulan algının, bu modelin gerçekliği ile hiçbir alakası yoktur. Bütün anayasa hukukçuları başkanlık modelinin de bir demokratik hükümet sistemi olduğu konusunda hemfikirdirler. Fakat bu gerçekliğe rağmen, bazı çevreler, başkanlık modelinin kabul edilmesi halinde Türkiye’de diktatörlüğe geçileceği yönünde bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Bu çabaların, gerek yakın geçmişte, gerekse şu günlerde kısmen de olsa başarılı olduğu; bu sebeple toplumun büyük ekseriyetinin zihninin karışık olduğu söylenebilir.

Üç seçenekli referandum

İkinci sorunlu alan, gerek saf başkanlık sisteminin, gerekse AK Parti tarafından önerilen ve Türkiye’ye özgü olduğu belirtilen başkanlık modelinin ne olduğunun yeterince bilinmemesidir. Bu sistem hakkında olumsuz görüş beyan edenler, başkanın sahip olduğu geniş yetkilerin büyük ölçüde denetim dışı kalacağı gerekçesi ile, bu sistemin, Türkiye’de otoriterleşmeye yol açacağı görüşünü hararetle savunuyorlar. ABD’de tatbik edilen başkanlık sistemin bu söylemlerle bağdaşırlığı olmadığı gibi, AK Parti tarafından önerilen Türkiye’ye özgü başkanlık modelinin ne olduğu da daha henüz belli değildir. Daha ne olduğu belli olmayan bir sistemin diktatörlüğe yol açacağını söylemenin makul bir yönü olmasa gerek.

Türkiye’de yeni bir anayasanın yapılması bu açmazın bir şekilde aşılmasına bağlı görünmektedir. Peki, bu açmazın aşılması nasıl sağlanabilir? Sorusu akla gelmektedir.

Benim bu soruya karşı geliştirdiğim bir öneri var. Muhtemelen yakın gelecekte Anayasa Uzlaşma Komisyonu teşkil olunacaktır. Söz konusu komisyonun faaliyetlere başlamasını takiben başkanlık modelinin kabul edilip edilmemesi konusu halkoyuna sunulabilir. Burada seçmenlere, başkanlık sistemi ve parlamenter sistem şeklinde ikili, ya da başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem şeklinde üçlü seçenek sunulabilir.

Belki bazıları bu öneriye karşı anayasal zeminde itiraz edebilirler; anayasada kanunlar için referandum yolunun mevcut olmadığı belirtilebilir. Fakat bu itirazların anayasal zeminde kabul edilebilirliği yoktur; şöyle ki:

1982 Anayasasında her ne kadar halkoylaması anayasa değişiklikleri için öngörülmüş ise de, kanunların halkoyuna sunulmasını men eden bir hüküm anayasada mevcut değildir. Anayasa hukukçularının kahir ekseriyetinin ittifakla belirttikleri gibi, Türkiye’de “yasama yetkisinin genelliği” ilkesi mevcuttur. Yasama yetkisinin genelliği, kanunla dü≠zenlenebilecek alanının  konu itibarıyla sınırlandırılmamış olması, anayasaya aykırı olmamak şartıyla hemen her konunun kanunla düzenlenebilmesi anlamına gelmek≠tedir. Kanunların genelliği ilkesi bağlamında araştırılacak husus, söz konusu yetkinin düzenlenmiş olup olmadığı değil, kullanılan yetkinin anayasaya aykırı olup olmadığı, anayasada bu konuda yetki yasağının var olup olmadığıdır. Bir konunun anayasada düzenlenmemiş olması, o konuda parlamentonun inisiyatif alamayacağı manasına gelmez. Bu vesileyle, parlamento tarafından çıkarılacak bir kanunun halkoyuna sunulmasını yasaklayan bir anayasa hükmü mevcut olmadığı için, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda diğer anayasal hususların görüşüldüğü esnada, başkanlık modeli bir yasama işlemi ile kabul edilerek halkoyuna sunulabilir. Ya da iktidar ve muhalefet partilerinin en azından anaysa değişikliği için gerekli yeterli çoğunluğu sağlayan katkıları ile yeni Anayasada yer almak üzere hükümet sistemini konu edinen bir anayasa değişikliği yapılarak bu değişikliğin halkoyuna sunulması yolu da tercih edilebilir. Burada önemli olan husus, bu meselenin bir şekilde asli kurucu iktidarın sahibi olan halkın önüne getirilmesidir.

Halkı ikna edebilenin önerisi

Tabii ki bu oylamanın demokratik bir mahiyet arz edebilmesi için, hem AK Parti tarafından önerilen sistemin belirginleşmiş olması, hem de bu konunun olumlu ve olumsuz yönlerinin enine boyuna tartışılması gerekir. Burada toplumun sunulan önerinin kabulü için yeterli olan çoğunluğunun ikna edilmesi büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.

Mesele bütün yönleriyle tartışıldıktan sonra halkın ekseriyetinin parlamenter sistem tarafında kanaat belirtmesi halinde, artık parlamentonun bu görüşü esas alması gerekebilir. AK Parti’nin önerisini toplumun geniş kesimlerini ikna edecek şekilde izah etmesi neticesinde, başkanlık modeli önerisinin referandumda kabul edilecek olması halinde, artık muhalefetin bu iradeye karşı direnebileceğini pek zannetmiyorum. Hatta bu oylama yoluna gitmenin, muhalefetin en azından bir kısmının kabulü ile yapılmasının, halkoylamasının sonucunu daha etkin hale getireceği kanaatindeyim.

Bu usul dışında muhalefetin başkanlık modelini kabul etmesinin pek mümkün ve muhtemel olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca halkın bu modelin belirlenmesi konusunda sözünü doğrudan söyleyecek olması, hem benimsenen hükümet sistemini daha kabul edilebilir hale getirecek, hem de bu sistemin halk nezdindeki meşruiyeti daha da tahkim edilmiş olacaktır. Hiçbir sistem halka rağmen kabul edilemeyeceği gibi, halka rağmen red de olunamaz. Anayasanın kalıcılığı ve işlevselliği, halkın mutabakatına bağlı bulunmaktadır. Bu vesileyle, hükümet sistemi temelinde istikrarlı bir anayasa yapmanın yolunun, hükümet sisteminin ne olacağı konusunun ayrıca halkoyuna sunulmasından geçtiği kanaatindeyim.

Bu yöntemin benimsenmemesi halinde, ya iktidar ve muhalefetin kendi önerilerinde ısrarcı olmaları neticesinde yeni bir Anayasa yapılamayacak, ya da AK Parti’nin muhalefetin önerisine boyun eğmesi neticesinde, parlamenter sistem benimsenmiş olacaktır. Bu durumda da, parlamenter sistem temelli krizlerin yaşanması ihtimali devam edecektir. En azından halkın devreye girdirilmesi ve bunun neticesinde de başkanlık sisteminin kabul edilmiş olunması, sistemsel sorunların aşılmasını mümkün ve muhtemel hale getirecektir.

adnan_kucuk@yahoo.com