'İki devlet, bir millet' romantizm değil hakikat

Prof. Dr. Metin Aksoy / Selçuk Üniversitesi Rektörü
14.11.2020

Azerbaycan'ın savaş için zamanlaması son derece akılcıydı. Ermenistan'ın aksine Azerbaycan değişen küresel ve bölgesel denklemi oldukça iyi okudu. Paşinyan yönetiminin genelde Batıcı özelde ise Amerikancı politikaları Rusya nezdinde rahatsızlık yarattı.



Prusyalı general ve stratejist Carl von Clausewitz (1780-1831) ünlü eseri “On War”da (Savaş Üzerine) savaşı politikanın şiddet araçlarıyla devamı olarak tanımlamıştır. Ancak Clausewitz’in üzerinde durduğu savaş topyekûn bir savaş değildir. Zira o; tıkanmış politik denklemi açan, sınırlı, taktiksel ve sonuç almaya odaklı savaşın ehemmiyetinden bahsetmiştir. Bir başka deyişle politik hedefe ulaşmak noktasında savaştan başka hiçbir yol kalmadığında artık savaş politik bir araç rolündedir.

Politik hedefin realize edilmesi

Bu açıdan bakıldığında Azerbaycan-Ermenistan savaşı bugün sonuçlarını gördüğümüz haliyle Azerbaycan nezdinde Clausewitz’in işaret ettiği anlamı taşımaktadır: “politik hedeflerin realize edilmesi”. Zira Azerbaycan için savaş haklı ve meşru politik hedeflerini gerçekleştirmek noktasında tek seçenek olarak karşısında durmaktaydı. Ancak uluslararası hukuka saygılı bir devlet olarak savaşı başlatan tarafın Azerbaycan olması beklenemezdi ve zaten önce 12 Temmuz’da ardında da 27 Eylül’de uluslararası sistemin “şımarık çocuğu” Ermenistan tarafından başlatılan saldırı Azerbaycan’a beklediği fırsatı vermiş oldu.

Azerbaycan’ın savaşı politik tek seçenek olarak görmesinin nedeni ise Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının mevcut halinden kaynaklanıyordu. Çünkü ihtilaf Ermenistan’ın kışkırtma amaçlı giriştiği saldırılar dışında neredeyse donmuş bir ihtilaf (frozen conflict) durumundaydı. Bu ise topraklarının bir kısmı Ermenistan tarafından işgal edilmiş Azerbaycan için Ermenistan işgalinin uzun yıllara yayılarak meşrulaşmasından başka bir anlam taşımıyordu. İhtilafı çözmeye yönelik Azerbaycan’ın uluslararası girişimleri ise ABD, Fransa, Rusya ve İran gibi aktörlerin Güney Kafkasya’daki çıkarları sebebiyle sonuçsuz kalıyordu. Dolayısıyla bu noktadan sonra Azerbaycan için savaş haklı ve meşru politik hedeflerinin gerçekleştirilmesi anlamını taşımaya başladı. Azerbaycan’ın savaşı bu şekilde görmeye başlayarak beklediğini özellikle 20 yıldır Türkiye’nin de desteğiyle ordusunu sürekli geliştirmesinden anlıyoruz.

Akılcı zamanlama

Bununla birlikte Azerbaycan’ın Ermenistan’ın saldırılarına ve ihtilafı savaşa tırmandırma çabasına verdiği karşılığın zamanlaması da savaşın Azerbaycan için Clausewitz’in atfettiği anlamı taşıdığını gösteriyor. Çünkü Azerbaycan’ın savaş için zamanlaması son derece akılcıydı. Ermenistan’ın aksine Azerbaycan değişen küresel ve bölgesel denklemi oldukça iyi okudu. Bir kere Paşinyan yönetiminin genelde Batıcı özelde ise Amerikancı politikaları Rusya nezdinde rahatsızlık yarattığından olası bir savaşta Rusya’nın Ermenistan’ı (eskiden olduğu gibi) tümden desteklemesi söz konusu değildi. İkinci olarak son yıllarda Rusya ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacmi artmıştı ve Azerbaycan’ın Batı ve ABD’ye görece uzak duruşu da Rusya tarafından memnuniyetle karşılanıyordu. Üçüncü olarak hem İran’ın hem de Rusya’nın Ermenistan’a açıktan destek vermeleri bu iki devletin Türkiye ile ilişkileri göz önüne alındığında artık mümkün değildi. Zira Batı ile Ukrayna, Suriye ve Libya’da kriz yaşayan Rusya için Türkiye ile iyi ilişkiler emniyet subabı işlevi görürken, Batı tarafından tecrit edilmiş İran için Türkiye ile iyi ilişkiler bu tecriti kırabilmenin en kestirme yoluydu. Dolayısıyla olası bir savaşta Ermenistan’ın lehine olabilecek eski dengeler artık mevcut değildi. İşte tüm bu noktalar Azerbaycan’ın savaşı politik hedeflerinin realize edilmesi olarak görmesini sağladı.

Azerbaycan’ın akılcı bir politik araç olarak kullandığı savaşın son anlarında Şuşa’nın işgalden kurtarılması Dağlık Karabağ’ın kontrolünün tamamen Azerbaycan’a geçmesinin önünü açacak bir gelişmeydi. Ancak 9 Kasım’da bir Rus askeri helikopterinin Nahçıvan sınırında Azerbaycan tarafından düşürüldüğünün doğrulanmasının akabinde gece yarısı Karabağ konusunda anlaşmaya varıldığı açıklandı. Böylece 27 Eylül’de Azerbaycan ve Ermenistan arasında başlayan çatışmalar 9 Kasım’da imzalanan ateşkes anlaşmasıyla sona erdi. Aslında Rus askeri helikopterinin sembolize ettiği krize yönelik Rusya’nın artan politik ağırlığıydı. Çünkü Dağlık Karabağ’ın tamamen Azerbaycan kontrolüne geçmesi Rusya’nın Güney Kafkasya’daki bu krizi tarafları kendi politikalarına çekmek için bir enstrüman olarak kullanmasının son bulması anlamına geliyordu. Ancak yine de 28 yıl önce işgal edilen Azerbaycan toprağının yüzde 70’i kurtarıldı.

Türkiye gerçeği

Ortaya çıkan anlaşmaya geçmeden önce anlaşmaya giden sürece baktığımızda birkaç hususun altını çizmek gerekiyor. Bir kere başlangıçta anlaşmaya yanaşmayan Ermenistan’ı, Şuşa’ya giren ve Hankendi’ye yaklaşan Azerbaycan ordusunun ilerleyişi anlaşma masasına itti. Dolayısıyla Azerbaycan ordusunun stratejik ilerleyişi burada da kendisini politik bir enstrüman olarak gösterdi. İkinci olarak anlaşmanın ortaya çıkması noktasındaki görüşmelerin alt yapısı Türkiye ve Rusya tarafından sağlandı. Bu ise Güney Kafkasya’yı kendi arka bahçesi (backyard) olarak gören ve dolayısıyla kendisinden başka bir aktörü bölgede istemeyen Rusya’nın Türkiye gerçeğini kabullenmek zorunda oluşu anlamına geliyordu. Anlaşmanın maddelerine gelince bunlardan en dikkat çekenleri; Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı çevreleyen topraklardaki işgalinin son bulması, işgal altındaki Ağdam, Laçin ve Kerbecer topraklarının Azerbaycan’a teslim edilecek olması, Dağlık Karabağ’daki temas hattında ve Karabağ’ın Ermenistan ile bağlandığı koridorda Rusya’nın beş yıllığına bir barış gücü konuşlandıracak olmasıdır. Bununla birlikte anlaşmaya göre Azerbaycan ile Nahçıvan arasında güvenliği Rusya’ya ait olan bir ulaşım koridoru açılacaktır.

Bu çerçevede anlaşmanın sonuçlarına krize dahil olan taraflar açısından bakarsak sonuç Azerbaycan’ın savaşı politik bir enstrüman olarak başarıyla kullanması ve “büyük ölçüde” kazanım elde etmesidir. Zira Azerbaycan mevcut küresel denklem göz önüne alındığında ulaşabileceği azami noktaya erişti. Bunun yanı sıra diğer aktörler nezdindeki durumu şu şekilde formüle etmek mümkün: Ermenistan “down”, Türkiye ile Rusya “in”, ABD ve Fransa “out”. Şimdi bunları ve ihtilafın olası geleceğini tek tek açalım:

Dışarıda kalanlar

Fransa ve ABD: Seçimler ile seçim sonuçlarının Trump tarafından kabul edilmemesi sebebiyle iç politikasına yoğunlaşan ABD ve ülkede otorite boşluğu yaşayan Macron sebebiyle de Fransa sürecin dışında kaldılar. Hâlihazırda Rusya ile birlikte Minsk grubunun eş başkanlığını yürüten bu iki ülke zaten ihtilafın bugüne kadar geldiği aşamada kalıcı bir çözümün mimarı olamamışlardı. Haliyle Türkiye ve Rusya’nın sürece müdahillikleri Fransa ve ABD’yi şimdilik dışarıda bıraktı. Ama Rusya, AB’yi kendi yanına çekmek ve enerji pazarını yakınında tutmak adına ve Türkiye’nin bölgede ön plana çıkan gücünü törpülemek için Fransa’yı bu sürece yeniden dahil etme çabası içerisine girecektir. Rusya’nın hedefi bölgede Türkiye varlığındansa Fransız askerini görmeyi tercih edecek olmasıdır.

Uluslararası prestij

Türkiye: Türkiye “iki devlet bir millet” şiarıyla arkasında durduğu Azerbaycan’ın zaferi ile uluslararası prestijini arttırdı. Azerbaycan ordusunun taktiksel başarısını kritik eşikte etkileyen Türk yapımı İHA ve SİHA’ların uluslararası basında geniş bir şekilde yer alması bu prestijin artmasına katkı sağladı. Her ne kadar anlaşma metninde yer almasa da Türk askerinin kurulacak barış gücünde yer alacağının Aliyev tarafından açıklanması Türkiye’nin bölgedeki varlığını perçinledi. Bu meyanda bu varlığın anlaşmada yer almaması Rusya’nın bu konuda taahhütte bulunduğunu ve fakat Ermenistan’ın daha fazla rencide edilmek istenmediğini gösteriyor. Her şekilde Türkiye’nin bölgedeki varlığı ile bölgesel-küresel gücü Rusya tarafından kabul edildi. Anlaşma çerçevesinde Dağlık Karabağ’dan Nahçıvan’a koridor açılması ise Türkiye’nin karayoluyla Orta Asya’ya bağlantı sağlamış olması açısından oldukça önemlidir. Son olarak Azerbaycan ordusunun Rus helikopteri düşürülünceye kadar olan ilerleyişinin Rusya nezdinde sessizlikle karşılanması büyük ölçüde Türkiye’nin Rusya ile yarattığı işbirliği imkânlarından kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla Türkiye Rusya nezdindeki ağırlığını sürecin Azerbaycan lehine çözümü noktasında kullandı. Ama Rusya, en nihayetinde bölgede güçlü bir Türkiye algısının oluşmasından da rahatsızlığını bölgeye askeri anlamda girerek göstermiş oldu.

Rusya’nın hedefleri

Rusya: Rusya bu anlaşma vesilesiyle Güney Kafkasya’daki ağırlığını arttırmış gözüküyor. Hâlihazırda kurulacak olan barış gücü bu ağırlığın somutlaşmış bir hali olarak karşımıza çıkıyor. Yenilgi sonrasında Batı yanlısı Paşinyan’ın ülke içinde düştüğü durumu da Rusya hanesine artı olarak eklemek gerekiyor. Çünkü Rusya Paşinyan’ın Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışmasından oldukça rahatsızdı. Eğer Ermenistan halkı Paşinyan’ı yönetimden indirirse Rusya arka bahçesinde yer alan Batıcı ve Amerikancı bir yönetimden kurtulmuş olacaktır. Son olarak Güney Kafkasya’da hala etkin güç olduğunu bu anlaşma vesilesi ile ispatlayan Rusya Dağlık Karabağ’ın tamamen Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesini engelleyerek bu krizi tarafları kendi politikalarına yakınlaştırmak noktasında bir “sopa” olarak kullanmaya devam edeceğini gösterdi. Aslında kriz tamamda Rusya’nın istediği gibi çözüldü. Rusya herhangi bir askeri müdahale içerisine girmeden çözümün tam anlamıyla gerçekleşmesini engelledi ve bölgeye ordusuyla yeniden döndü. Bir anlamda bu krizi stratejik amaçları için kullanma fırsatı yakaladı. Belki de çözüm sürecinin içerisinde bu kadar hızlı yer almasının nedeni Türkiye’nin beklentilerinin de üzerinde stratejik bir manevra kazanmış olmasıydı. Bu durum, Kafkaslar’da hem İran’ın hem de Rusya’nın isteyeceği en son stratejik gelişme olacaktır. Rusya, Suriye’de olduğu gibi bir anlamda Dağlık Karabağ’da da Türkiye’yi çevreleme adımını ortaya koymuştur. Rusya için yapılan askeri yardıma rağmen Ermenistan ordusunun bu kadar başarısızlıkları beklenilmeyen bir durum olmuştur. Bölge’de Azerbaycan’dan daha da önemli tehdit Türkiye’nin varlığı olacağı için hızlı bir şekilde daha fazla stratejik kayıp yaşatmamak adına Erivan bu antlaşmayı imzalamaya mecbur bırakıldı gibi gözükmektedir.

Paşinyan için son görünüyor

Ermenistan: Küresel denklemi ve Azerbaycan ordusunun gücünü yanlış okuyan Ermenistan anlaşma çerçevesinde Dağlık Karabağ’dan kendisine açılacak olan boğaz sayesinde bölgeden tamamen kopmamış olacak. Ancak Ermenistan ve ordusu aldığı yenilgiyle uluslararası alanda büyük bir prestij kaybı yaşadı. Bu prestij kaybının ülke içinde etkilerinin olması kaçınılmaz gözüküyor. Bu çerçevede Paşinyan’ın yakın gelecekte iktidarını kaybetmesi herhalde kimseyi şaşırtmayacak. Paşinyan ile birlikte Ermenistan nezdinde Batıcılık yaklaşımı da gözden düşmüş görünüyor. Benzer şekilde son savaşta Paşinyan ile somutlaşan Dağlık Karabağ kökenli siyasetçilerin krizdeki ağırlığı ve uzlaşmaz tavırları da ciddi darbe aldı. Bu kapsamda Ermenistan’ın bölgede daha iyi ilişkiler geliştirmesini arzulayan kesimlerin Ermenistan dış politikasında hâkim olmasının önünün açıldığını ileri sürebiliriz.

Sahada tartışmasız üstünlük

Azerbaycan: 28 yıl sonra işgal edilen topraklarının yüzde 70’ini kurtaran Azerbaycan günümüz şartlarında ulaşabileceği azami noktaya erişti. Öyle ki sahada tartışılmaz üstünlük sağlayan Azerbaycan’ı anlaşma masasına oturtmak biraz zor da oldu. Ancak daha önce vurgulandığı üzere Rusya’nın bu konudaki ağırlığı Dağlık Karabağ’ın tamamen Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesini engelledi. Azerbaycan için bir diğer olumsuz durum 1992’de topraklarından çıkan Rus askerlerinin Dağlık Karabağ bölgesine barış gücü adı altında da olsa geri dönmesidir. Ancak anlaşma sayesinde Azerbaycan Nahçıvan ile olan kara bağlantısını tesis etmiş oldu. Şüphesiz bu süreçte Azerbaycan; savaşı politik bir enstrüman olarak kullanmadaki başarısı, küresel denklemi akılcı bir şekilde okuması ve ordusunun taktik üstünlüğü sayesinde uluslararası prestijini artırarak ihtilafta avantajlı bir pozisyona erişti.

Dolayısıyla bundan sonraki süreçte Azerbaycan’ın bir “oldu-bitti” şeklinde cereyan edecek Ermenistan saldırısına karşı sürekli hazırlıklı olması ve bölgedeki Rus askeri varlığı ile somutlaşan Rus politik ağırlığının yeri geldiğinde kendisine yönelik bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini unutmaması gerekiyor. Nihai kertede Azerbaycan’ın avantajlı konumunun sürmesi için Türkiye’nin bölgesel ve küresel gücünü arkasına alması gerektiği yani “iki devlet, bir millet” şiarının romantik bir söylemden ziyade politik bir hakikat olduğu çatışma ve anlaşma sürecinde kendisini bir kez daha gösterdi. Belki de Rusya ve İran’ın asıl kaygılandığı unsur da bu romantik söylem algısının bir anda gerçekle buluşması olmuştur. Zira Türkiye’nin bölgesel ve küresel gücü bölgedeki Rusya etkisinin dengelenmesi açısından bir zaruret olarak ortaya çıkmaktadır.

meaksoyy@gmail.com