İkinci oyun bozucu hamle olarak İdlib

Prof. Dr. Cengiz Tomar / Marmara Üniversitesi
14.10.2017

İdlib, Suriye’nin geleceği konusunda önem taşıyor. ÖSO ve muhalifler açısından ise son büyük kale olduğu kadar; Rejim ve Rusya açısından temizlenmesi gereken bir cep. YPG/PYD açısından ise Akdeniz’e ulaşmanın tek yolu. Türkiye için ise YPG/PYD’nin Akdeniz’e açılmasının önündeki en büyük engel.



Uzun zamandır beklenen Türkiye’nin İdlib operasyonu geçtiğimiz hafta başladı. Aslında her ne kadar operasyon adını versek de bu hamle Cerablus ve el-Bab’a karşı yapılan Fırat Kalkanı Operasyonundan çok farklı. Zira Fırat Kalkanı’nda Türkiye, herkes tarafından terörist olduğu müsellem olan DEAŞ’a karşı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) birlikleriyle birlikte bir süpürme operasyonu yapmış ve bunda da başarılı olmuştu. Böylece YPG/PYD yönetimindeki üç kantonun arasına bir hançer gibi girerek kantonlarının birleşmesini engellemişti. Biz bu operasyonun, sâbık stratejik müttefikimiz ABD’nin Ortadoğu ve Suriye planlarına karşı yapılan “oyun bozucu” bir hamle olduğunu ifade etmiştik. Zira hem ABD, hem YPG/PYD yani PKK ve hem de bunların Türkiye’deki yandaşları bu operasyondan çok rahatsız olmuştu. O günlerde artık Türkiye’nin bölgedeki ana hedefinin çok stratejik iki nokta olan İdlib ve Afrin olması gerektiğini de ifade etmiştik. Türkiye Astana sürecini çok iyi kullanarak Rusya ve İran’la anlaşıp İdlib’te kontrolü ele geçirme imkanına sahip oldu. Bu anlaşma çerçevesinde Rusya ve İran, Suriye rejiminin kontrol altında tuttuğu bölgelerde dış kontrolü sağlarken Türkiye, İdlib dahilinde 500 askeriyle çatışmasızlığı gözlemleyecek. Nitekim operasyona “Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü” adı verilmesi de harekatın Fırat Kalkanı’ndan farklı olacağını; bir hücum ve süpürme harekatından ziyade çatışan gruplar arasına tesis edilecek kontrol noktaları vasıtasıyla gerilimin giderilmesi ve Rus hava saldırılarının da sonlandırılmasıyla sivil halkın korunmasına yönelik olacağı anlaşılıyor.

Aslında son altı aydır Suriye savaş haritasındaki renklerdeki değişiklik İdlib’in ne kadar önemli olduğu hakkında bize ipucu verebilir. Suriye haritasında DEAŞ’ın rengi olan gri alanlar giderek daralıp Suriye Irak sınırındaki köşeye sıkışırken, Rejimi temsil eden kırmızı ile YPG/PYD’yi temsil eden sarı renk giderek büyümekteydi. Üstelik de sınırlarımızın hemen güneyindeki bu mini (minyatür, micro) dünya savaşında haritada kırmızı renkli rejimin hâmisi Rusya, sarı renkli PYD/YPG’nin koruyucusu ise ABD. Suriye iç savaşının başlarında rejim karşısında müttefik olduğumuz ABD, bizim bekamız için tehdit olarak gördüğümüz PYD/YPG ile ittifak etmiş; Türkiye ise bunun karşısında savaşın başında rekabet ettiği Rusya ve İran ile anlaşmak zorunda kalmıştı.

İdlib neden önemli?

Bütün bu zorluklara rağmen üstelik FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra Türkiye’nin 24 Ağustos 2016’da başlatmış olduğu Fırat Kalkanı harekatının ardından; Yine Rusya ve İran’la anlaşılarak Türkiye’ye Afrin’in hemen dibinde İdlib’de konuşlanmasına imkan sağlayan harekat, Türkiye’nin Suriye’deki stratejik hedefleri açısından büyük önem taşıyor. Peki İdlib neden Türkiye için bu kadar önemli?

Tarihi olarak Halep ile birlikte Suriye’nin kuzeyindeki önemli ve büyük şehirlerden olan İdlib, Doğu Akdeniz kıyısındaki Lazkiye ile komşu ve nüfusu büyük oranda Sünni Arap. Ebla medeniyetinin bulunduğu önemli arkeolojik alanlara, on binlerce tabletin bulunduğu müzelere sahip. Özellikle Osmanlı hakimiyetinde 18-19. yüzyıllarda imar edilmiş bir kent.

Jeopolitik açıdan ise Türkiye’nin hemen güney sınırında, kuzeyde Hatay ve Afrin, doğuda Halep ve batıda Akdeniz sahilindeki Lazkiye ile çevrili olan bu stratejik bölge, Türkiye’nin desteklediği Suriye muhalefetinin en büyük ve son kalelerinden biri. Son dönemlerde İdlib’in büyük kısmının Kaide’nin Suriye şubesi olarak tanınan Nusra Cephesi’nin de bileşenlerinden biri olduğu Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) eline geçmesi İdlib problemini bir kördüğüm haline getirdi. İdlib’in çevresi Rusya destekli rejim tarafından sarılmış durumda ve muhalefetin tek çıkış noktası Türkiye. Şehirde büyük kısmı Türkiye’ye müzahir muhalif gruplar ile HTŞ mevcut. Nüfus ise 2 milyonun üstünde. Zira Rejimle yapılan anlaşmalar neticesinde Suriye’nin diğer şehirlerinden ayrılmak zorunda kalan muhalifler buraya göç etti. Bu nedenle İdlib, Suriye’nin geleceği konusunda önem taşıyor. ÖSO ve muhalifler açısından ise son büyük kale olduğu kadar; Rejim ve Rusya açısından temizlenmesi gereken bir cep. YPG/PYD açısından ise Akdeniz’e ulaşmanın tek yolu. Türkiye için ise YPG/PYD’nin Akdeniz’e açılmasının önündeki en büyük engel. Milyonlarca sivilin bir karışıklık ve çatışma anında Türkiye’ye sığınmaktan başka çaresi yok. İz’ânı olmayan Rus bombardımanı da cabası. Türkiye’ye müzahir gruplar olduğundan ileride siyasi çözüm masasında Türkiye’nin elini güçlendirecek bir koz aynı zamanda.

İdlib’de muhaliflerle rejim arasındaki ilk çatışmalar erken dönemde, 2011’den itibaren aralıklı olarak başlamıştı. Şubat 2012’de yoğunlaşan ve şiddeti artan çarpışmaların ardından, mart ayında şehir tekrar rejim güçlerinin eline geçmişti. Ancak üç yıl sonra, 24 Mart 2015’te başlayan çarpışmalarda muhalifler tekrar bölgede üstünlük kurmaya başladı ve 28 Mart’ta İdlib’i rejim güçlerinden geri aldılar. İdlib o günden bu yana çok çeşitli fraksiyonlardan oluşan muhaliflerin elinde. el-Kaide’nin Suriye kolu olan, eski adıyla Nusra Cephesi yeni adıyla şemsiye örgüt HTŞ de şehirde güçlü bir konumdaydı. Şehirde muhalifler tarafından bir yönetim kurulmakla birlikte, şeriat yasalarının uygulanmasını isteyen Nusra Cephesi ile diğer muhalif gruplar arasında daimi bir gerilim zaten mevcuttu. Nitekim Nusra (HTŞ) geçen temmuz ayındaki çatışmalarda, muhaliflerin diğer şemsiye örgütlerinden Ahraru’ş-Şam’ı geriletip İdlib’in önemli bir bölümünü ele geçirerek üstünlüğünü perçinlemişti.

Suriye’de Astana ve İdlib’e giden sürece baktığımızda özellikle Rusya’nın düşmek üzere olan rejime destek vermek amacıyla 2015 Eylül’ünde doğrudan Suriye’ye girmesi, oyun değiştirici bir hamle olarak savaşın seyrini değiştirdi. ABD’nin Türkiye karşıtı bir tutuma yönelmesi ve Rus savaş uçağının Kasım 2015’te Türkiye tarafından düşürülmesinin ardından Türkiye Suriye’de ABD’nin boşluğunu Rusya ile doldurmak zorunda kaldı. Zira Türkiye her halükarda sınırında bir YPG/PYD kuşağını engellemek zorunda. İşte tam bu noktada İdlib’in, terör örgütü HTŞ bahane edilerek ABD ve müttefiki PYD/YPG tarafından ele geçirilip Akdeniz sahiline ulaşan bir koridor haline getirilmesi söz konusuydu. Kerkük, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi için ne kadar önemliyse, oluşturulacak bu koridor da kantonların yaşaması için hayati önem taşıyordu. İşte bu nedenle Türkiye Suriye’de Rusya ve İran’la işbirliği yapmak zorunda. Bu durum hem Türkiye’nin bölgesel rakibi İran’ın hem de hemen sınırındaki önemli bir NATO ülkesini yanına çeken Rusya’nın işine geliyor. Yani Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları şu anda Rusya ve İran ile örtüşüyor. Tabii buradan Afrin kantonunun muhasara altına alınması ve kontrolü de daha kolay hale geliyor. Ama Rusya’nın PKK kartını da ihtiyaten elinde tuttuğunu unutmayalım. İran’ın ise Kürt devleti tehdidi karşısında Türkiye ile yakınlaşmasının taktiksel olduğunu unutmamak gerek.

Esed rejimi her ne kadar kendi topraklarında Türkiye ve ÖSO varlığından hazzetmese de fiilen Rusya mandası altında olduğundan ve “Faydalı Suriye” olarak adlandırılan Batı Suriye’de Ürdün sınırından başlayıp Şam-Humus-Hama-Halep vasıtasıyla Suriye’yi baştan başa geçen ana arter, İdlib dahilindeki Han Şeyhun ve Maarratunnuman yoluyla Halep’e ulaştığından, burada güvenliği sağlamak istiyor.

Yeni hedef Afrin mi?

İdlib’de yaklaşık 10 bin kişilik bir HTŞ unsuru mevcut. Bu örgüt geçen yaz Türkiye’ye müzahir grupları yenerek İdlib’in büyük kısmını kontrol altına aldı. Örgüt üç ana gruptan oluşuyor. Bir kısmı oldukça radikal ve tekrar el-Kaide ile birleşmek istiyor. Bunlar genellikle Suriye dışından ülkeye gelen Ürdün, Mısır ve Arap yarımadası kökenli teröristler. Özellikle Suriyelilerden oluşan grup ise daha ılımlı ve anlaşmaya yakın. Bu grupla Türkiye arasında bir çatışma olmaması da Türkiye’nin çatışmak yerine bu gruplarla bir anlaşma yaptığı haberlerini doğruluyor. Zaten HTŞ’nin Türkiye, ÖSO ve Rus hava koruması karşısında fazla bir şansı bulunmuyor. Bu nedenle anlaşıp başka bir bölgeye gidebilir. Ancak HTŞ’nin Fırat Kalkanı’nda yer alıp Türkiye tarafından İdlib’e getirilen gruplara karşı çekinceleri olduğu biliniyor. Bu durum çatışmalara sebep olabilir. Şayet bir çatışma çıkarsa HTŞ sivilleri kalkan olarak kullanabilir. HTŞ’nin İdlib hakimiyeti kesinlikle sona erdirilip ya anlaşma yapmaya ya da bölgeyi terketmeye zorlanabilecekleri düşünülebilir. Bu alanlar Hama, Humus cepleri veya Suriye çölünde başka noktalar olabilir. Nusra gibi örgütler aşırı pragmatiktir ve kendilerinin yok olma tehlikesi karşısında anlaşmaya açıktır. Bakın dehşetengiz DEAŞ bile kısa sürede devletlerin baskısı karşısında dayanamadı. HTŞ de İdlib’te hiçbir şansı kalmadığın öğrendiğinde pragmatik davranarak anlaşır ve İdlib’i boşaltır diye düşünüyorum.

Bunun dışında İdlib’de ÖSO ve bileşenleri takriben 35 bin kişiden müteşekkil. Bunlar büyük kısmı Türkiye’ye müzahir gruplardan oluşuyor. Türkmen, Sünni Arap vs. gibi birlikleri var. Ancak bu örgütler de zaman zaman birbirleriyle mücadele ettikleri gibi kolayca taraf değiştirebiliyor.

İdlib’den sonra Türkiye’nin hedefi Afrin olabilir mi? Tabii Afrin’e bir müdahale el-Bab ve İdlib harekatlarına göre çok daha zor olur. Afrin’de nüfusun YPG/PYD desteğinin yüksek olduğu biliniyor. Kanton fiilen ABD’nin koruması altında. Türkiye’nin öncelikle Afrin ile Halep irtibatını sağlayan Tel Rıfat-Cendiris koridorunu kontrol altına alması bile yeterli. Bu noktada Rusya ile Suriye rejiminin tutumu da Türkiye’nin Afrin’e bir harekatında göz önüne alınması gereken bir husus. Ama elbette bıçak kemiğe dayandığında Türkiye’den üçüncü oyun bozucu hamle olarak bir Afrin hamlesi de beklenebilir. Şu an Türkiye için Ortadoğu’daki en önemli stratejik nokta İdlib olarak görünüyor ve Türkiye’de buraya ikinci oyun bozucu hamle olarak müdahil olmuş durumda.

@cengiztomar