İkinci yüzyıla girerken

Dr. Bülent Yavuz / Araştırmacı, Strateji Uzmanı
16.07.2021

Henüz başlangıcına tanık olduğumuz dijital ekonominin 2030 yılında 16 trilyon dolara erişmesi bekleniyor. Dünya ülkeleri kendi bünyelerindeki şirket ve kurumları ile iki ayrı grupta düşünülecek. Teknoloji üreten, zenginleşen ve yöneten ülkeler ile katma değer yaratamayıp sadece teknolojiyi satın alıp tüketen ve yönlendirilen ülkeler. AK Parti altyapı geliştirmedeki ustalığını dijitale devşirmeli, Z kuşağını heyecanlandırıcı bir vizyon sunmalıdır. Zira bu kuşak kısır ve kutuplaştırılmış siyasi söylemler duymak yerine ona geleceğini vadeden ekosistemi nasıl kuracağını söyleyen liderini arıyor.



Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını göğüslemeye iki yıl kala yapılan araştırmalar ülkenin son yirmi yılını yöneten AK Parti'nin hala en çok desteğe sahip olan siyaset kurumu olduğunu gösteriyor. Öte yandan, toplum çağın gerçeklerine uygun yenilenmiş bir vizyon arayışında. Siyaset sosyolojisi üzerine uzman araştırmacı İhsan Aktaş Kriter dergisinin Temmuz sayısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğindeki AK Parti'nin ikinci yirmi yıllık iktidarı için bir çağrı yapmış, önümüzdeki dönemde Dijital Ekonomi Devrimi yapılmasına atıfta bulunmuştur. Global ölçekte teknoloji ticarileştirme furyasında bilfiil on yıllarını geçiren birisi olarak bu çağrıyı önemsiyorum.

Belirsizlik kaygıları

Ülkemiz liderliğinin, genç neslin kendi geleceğine yönelik belirsizlik kaygılarına önem verdiğini gözlemliyoruz. Gençlerin önünü açmak bir hizmet ve doğru bir siyasi tercihten öte bizatihi devletin kendi bekası ile de ilişkili olma boyutuna ulaşmıştır. Konuyu açalım.

Teknoloji ''eksponansiyel ekonomi'' prensiplerine göre gelişmektedir. Bu ne demektir? Örneğin modern kahve fincanı üretim teknolojisi yüzyıl öncesine göre gelişmiştir ama üründe büyük farklılıklar yoktur, yüzyıl önce imal edilen fincan ile bugün yapılan birbirine benzerdir. Öte yandan, hesaplama teknolojisi onyıllardır yaklaşık her onsekiz ayda bir kendisini katlayarak gelişti. Günümüz bilgisayarlarının işlem kapasitesi çok değil yirmi beş yıl öncesine göre olağanüstü gelişmiştir. Eksponansiyel ekonomiden kasdedilen budur. Küçük adımlar ile değil katlanarak misliyle gerçekleşen gelişme. İletişim teknolojisi de katlanarak gelişti. Birbirinden bağımsız bu iki disiplin suyun üzerinde hızla yayılan yağ damlacıkları gibi birbirlerine yaklaşıp buluşunca interneti doğurmuştur. İnternet, üstün düzeydeki hesaplama ve iletişim teknolojilerinin bileşkesi olarak çağımıza damgasını vurmuş olup gelişimini hala katlanarak devam ettirmektedir. Giderek fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi ana bilim dallarının sınırlarına da süratle yaklaşan bu devasa teknolojik gelişim, teknoloji güdümlü dijital bir ekonomiyi inşa ederek serbest piyasanın ana itici gücü olma yolundadır. Bugün ABD'nin en büyük 500 şirketinin toplam varlık değeri 28 trilyon dolar olup iletişim teknoloji sektörü tek başına bu miktarın 6 trilyonunu kapsar. Dijital ekonomi geleneksel ekonomiye nazaran son on yılda en az iki buçuk kat büyüdü.

Hesaplama teknolojisi

Önümüzdeki yıllarda 5G iletişim teknolojisi dünyada herkesi heryere her zaman bağlarken nasıl yaşayacağımızı da belirleyecektir. Bu gelişme ile eşgüdümlü olarak hesaplama teknolojisinin geleceği de üç ayrı saç ayağı üzerine kuruluyor. Bunlar büyük veri, yapay zeka ve kuantum bilgi işlem. Yapay zeka devasa büyüklükteki veri kümelerinin arasındaki kompleks ilişkileri tespit edebilecek, kuantum bilgisayarlar binlerce saat süren işlemleri saniyeler seviyesinde yapacak. Yapay zeka günümüz teknolojisinin yetersiz kaldığı birçok alanı değiştirirken, sağlıktan iklim değişikliğine, siber saldırılardan askeri savunmaya, finanstan sosyolojiye kadar yepyeni çözüm, fırsat, ürün ve servislerin doğuşuna tanık olacağız. Yazımızın konusu bu teknolojilerin özelliklerini incelemek değil. Henüz başlangıcına tanık olduğumuz dijital ekonominin 2030 yılında 16 trilyon dolara erişmesi bekleniyor.

Dünya ülkeleri kendi bünyelerindeki şirket ve kurumları ile iki ayrı grupta düşünülecek. Teknoloji üreten, zenginleşen ve yöneten ülkeler ve katma değer yaratamayıp sadece teknolojiyi satın alıp tüketen ve yönlendirilen ülkeler. Savunma, enerji, iletişim gibi stratejik alanlar yeniden tarif edilecektir. Geriye düşen ülkelerin refah ve güvenliği zayıflayacaktır.

Somut hedef ne olmalı?

Türkiye bu yeni dünyada liderler arasında mı yoksa takipçiler cenahında mı olacaktır? Lider ülke olacak ise Türkiye'nin somut hedefi ne olmalıdır? Türkiye gerek nüfus, gerek ekonomik büyüklük veya üzerinde yaşanabilir toprak parçası olsun birçok kıstasta dünyanın yaklaşık yüzde birine yakın bir orana sahiptir. Bu basit Türkiye yüzde birdir varsayımı ile Türkiye'nin teknoloji pazarından 2030 yılına kadar 160 milyar dolarlık bir pay alması hedeflenebilir. Bu pay tek başına kötü değildir. Daha yukarıya çıkabildiği ölçüde Türkiye birçok ülkeye nazaran lider ülke konumuna geçecektir. Ama Türkiye'yi ''yüzde bir ülkesi'' düşünmek yanıltıcı olabilir. Jeopolitik konumu ve tarihsel bağlantıları da göz önüne alındığında Türkiye'nin etki coğrafyası Adriyatikten Çin seddine, Balkanlardan Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya kadar uzanıyor. Türkiye'nin küresel etkisi, ''çarpan faktörü'', yüksektir. Yüzde iki pazar payına yani dijital ekonomisi 320 milyar dolara ulaşabilmiş bir Türkiye'nin etki küresi de hesaba katıldığında çok geniş bir coğrafyada dijital lider olabilir. Böyle bir Türkiye'de iş imkanları, zenginlikler, fırsatlar olacaktır. Savunması güçlü güvenli bir ülke, imrenilen, yaşamak için cazip bir Türkiye'dir bu. Bahsedilen Dijital Ekonomi Devrimi bu neticeyi verir.

Tersi de mümkündür. Teknoloji seferberliğine kayıtsız kalmış, başkalarının geliştirdiği teknolojileri tüketim amaçlı satın alan, görüntü olarak dijital ekonomiden faydalanmış ve çağı yakaladığını düşünen bir Türkiye gerçekte gücünden kaybedebilir. Yapay zeka ile donanmış savunma sistemleri ile başkaları tarafından kuşatılmış, üniversite mezunlarının iş beklediği katma değer üretemeyen tüketici bir Türkiye.

Başarı için ne gerekiyor?

Dijital Ekonomi Devrimi öncüsü bir Türkiye'yi arzu ediyor isek başarı için ne gerekiyor?

Teknolojinin hammaddesi insan beynidir. Petrol, altın, elmas ve kıymetli cevherler gibi doğal kaynaklar giderek yerini insana, genç teknoloji beyinlerine bırakıyor. Binaenaleyh, beyinleri çekecek cazibe merkezlerini yaratmak stratejik hedef olmalıdır. Bu gibi oluşumlara inovasyon ekosistemi veya habitatı deniliyor. Dünyada en bilineni ve güçlü olanı ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Silikon Vadisidir.

ABD dijital ekonomi teknoloji yarışında bugün en öndedir. Tüm ülke teknoloji beyinleri için cazibe merkezidir. ABD, global pazarın yüzde 35'ine, Japonya yüzde 8, AB ülkeleri ve Birleşik Krallık toplam yüzde 25, Çin yüzde 13'üne sahiptir. Güney Kore, Malezya, Singapur, Kanada teknoloji yarışında söz sahibi diğer ülkelerdir. Türkiye bugün itibarı ile geridedir ama önemli bir potansiyele, teknoloji pratiği ve bilgisine sahip olan uzmanlara sahiptir. Üstelik bilgili Z kuşağı gençleri belki de ülkemizin en değerli hazinesidir. Ayrıca yurt dışında yaşayan ve dijital ekonomi devrimine katkı verebilecek güçlü bir diasporaya sahiptir. Türkiye teknoloji cazibe merkezi olursa, Malezya, Hindistan, Pakistan, Endonezya, Bangladeş, Orta Asya, Orta Doğu ve Balkan ülkelerinden birçok teknoloji girişimcisi için yeni bir yuva olabilir. Böyle bir cazibe merkezine global finans kuruluşları da kayıtsız kalmaz. Genç insanlar için özgürlük, ırkçılıktan uzak, eşitlik ve adalet hissi, çocuklarını yetiştirebilecek kaliteli eğitim müesseseleri, din ve vicdan özgürlüğü serbestisi, insan hakları önemlidir. Milletimiz Batı'yı yüzyıllardır kemiren ırkçılık hastalığından muzdarip değildir. Avrupa ülkeleri vatanlarını mecburiyetten terkeden Suriyelileri kabul etmezken Türkiye milyonlarcasına kucak açmıştır. Davet edeceğimiz genç Asyalı teknoloji beyinler için sosyal kabul görmek önemlidir. Silikon Vadisi yöneticilerinin çoğu ABD dışında doğmuştur. ABD'nin göçmen kabul eden zihniyetinin önemini kavramalıyız. Apple'ın kurucusu Steve Jobs'ın babası Suriyeli bir göçmendi.

AK Parti ilk yirmi yılında önemli altyapı başarılarına imza attı. Belediye başkanlığı ile yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan, havası solunamayan, musluklarına kanalizasyon karışmış, gecekondu mahallelerinin birbiri ardına kurulduğu, biriken çöplerin infilaka sebep olduğu, metrosuz, yolları ve deniz ulaşımı yetersiz olan İstanbul'u ve Türkiye'nin birçok kentini ulaşım altyapısı ve sağlık hizmetleri açısından dünyadaki ileri gelişmiş örnekler arasına soktu. Dindar muhafazakar seçmene ülkesinde gerçek anlamda birinci sınıf vatandaş olduğunun hissini yaşattırdı. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'ın yirmi yıllık iktidarı sonrası hala en popüler siyasi tercih olmasında bu sosyal psikolojinin azımsanmayacak katkısı var.

Muhalefet ise Batılı hayat tarzına daha yakın duran kesimi seçmen olarak yanında tutarken siyaset olarak bu girişimlerin çoğuna karşı çıktı. Bu karşı çıkış Atatürk sonrası CHP'sinin alameti farikası olarak bugün de devam ediyor. Boğaz'a köprüden renkli televizyona, yabancı otomotiv sanayi yatırımına karşı çıkıştan yeni havaalanlarına kadar anlaşılmaz bir karşı duruş sergileyen CHP dijital ekonomi devriminin öncüsü olabilir mi? Erdoğan ve sistem karşıtlığı üzerinden siyaset yapmayı yeğleyen CHP'den ülke refahı için projeler duymuyoruz.

Öte yandan siyaset sermayesi geçmiş başarıların getirdiği temettülerle büyümüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti altyapı geliştirmedeki ustalığını dijitale devşirmeli, Z kuşağını heyecanladırıcı bir vizyon sunmalıdır. Zira bu kuşak kısır ve kutuplaştırılmış siyasi söylemler duymak yerine ona geleceğini vadeden ekosistemi nasıl kuracağını söyleyen liderini arıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan teknoloji ülkesi vizyonunu sahiplenir ve kadroları da inandırıcı bir stratejik planlama yaparak seçimlerden önce uygulamanın ilk ayağını başlatırsa, gençliği kazanır. Bu durumda AK Parti'nin ikinci yirmi yıl iddiası somut bir tabana oturacaktır. Türkiye Cumhuriyeti de ikinci yüzyılının ilk on yılında ülkeyi katma değeri yüksek yapay zeka ağlarıyla örecektir.

@boyavuz