İklimin eylem mimarı: Türkiye ve COP31 köprüsü

5.03.2026

İklim değişikliği disiplinler arası bir konu/ sorundur. Türkiye, Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek olan COP31'de, sadece diplomatik katılımlı bir zirve yapmayı değil, dünyaya "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" mottosu ile ekonomiyi büyütürken doğayı incitmeyen, teknolojiyi geliştirirken insanı unutmayan ve küresel zenginliği paylaşırken adaletten şaşmayan yeni bir "iklim ahlakı ve Türk modeli" sunmayı hedeflemektedir.


İklimin eylem mimarı: Türkiye ve COP31 köprüsü

Fatma Merve İnan / Yazar

COP31 İstişare Toplantısı Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un çarpıcı açıklamaları ile Antalya'da gerçekleştirildi. Görūnüşe göre 2026 Kasım'da düzenlenecek olan COP31'in hazırlık süreci çoktan bir iklim seferberliğine dönüşmūş durumda... Bakan Kurum, Türkiye adına farklı bir iddia ortaya koyarak COP31'in sadece bir diplomasi masası değil, bir icraat merkezi olacağının sinyallerini verirken, konuşmasında vurgu yaptığı 'Diyalog, Uzlaşma ve Aksiyon' üçlüsü, bu zirvenin DNA'sını oluşturmaktadır. Yani COP 31 Zirvesi; iklim kriziyle mücadeleye yeni bir DNA, yeni bir genetik kod kazandırarak küresel iklim yönetişimini yeniden şekillendirme iddiası taşımaktadır. Türkiye'nin üstlendiği bu yeni sorumluluk küresel iklim krizinin çözümünde nasıl bir fark yaratacak? Bunun yol haritası Antalya'dan dünya'ya ilan edilmiştir...

Sistem mimarı Türkiye

Bakan Kurum tarafından gerçekleştirilen konuşmayı bir istişare toplantı notu olarak değil de iddialı bir çıkış yapması, yeni bir dönemi ilan etmesi, temel ilkeleri belirlemesi açısından "COP 31'in Manifestosu" olarak okumak gerekir. Bu, "Geleceğin COP'u: Uygulama COP'u" diyerek, 'İklim Köprüsü'nün temelini atan, dünyaya sunulmuş bir deklarasyon.

Bakan Kurum'un çizdiği çerçeveye göre Türkiye; her alanda olduğu gibi iklim alanında da "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" düsturuyla hareket ederek, dünya'nın adaletsizliğine, Afrika'nın susuzluğuna, Orta Asya'nın kuraklığına sessiz kalmamaktadır. Aynı zamanda Türkiye, iklimle mücadeleyi kalkınmanın önünde engel değil tam aksine gıdaya, suya ve enerjiye adil erişim fırsatı olarak görmektedir.

Bakan Kurum'un konuşmasında yer verdiği "Türkiye bulunduğu yere kendi rengini veren bir ülkedir" ifadesi; Türkiye'nin kendine has tarzı ile yenilenebilir enerji çalışmaları, Türkiye'nin kendi içindeki belediyecilik ve finans tecrübesi ve 'Sıfır Atık' gibi özgün projelerini küresel bir model olarak masaya koyması, gūndeme yön vermesi demektir. Yani Türkiye, en güçlü diplomasi yöntemlerinden biri olan 'göstermek ve yaşatmak' ruhunu burada ortaya koyacaktır.

Medeniyetten gelen güç

Bakan Kurum'un yapmış olduğu "medeniyetten gelen güç" ve "tarihsel kodlar" vurgusu doğrultusunda; Türkiye'nin iklim krizine geçmişten gelen deneyimleri ile evrensel bakışını, mazlum coğrafyaların sesi olma ve köprü kurma misyonunu, bu kodlarla açıklamamız mümkündür. Bu bağlamda 'Vicdanlı Diplomasi' politikası yürüten Türkiye, Afrika'dan Orta Asya'ya bir köprü kurarak dengeli bir liderlik vizyonu çizmektedir.

Türkiye COP31'de, Yeşil Finansman, Döngüsel Ekonomi ve Adil Geçiş konularında "insanlığın ortak geleceği" anlayışıyla bir köprü olarak; özellikle gelişmiş ülkelerin ödemeyi taahhüt ettiği finansmanın, Küresel Güney olarak ifade edilen iklim krizindenen az sorumlulukla en çok etkilenen Afrika ülkelerine aktarılması için hareket edecektir. Keza bu açıdan Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan vb. Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler, büyük bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip olmasına rağmen ciddi birsu ve kuraklık kriziyle karşı karşıyadır. Türki coğrafyalardan bahsetmişken; COP29'un Bakü'de yapılmış olması, COP31'in ise Antalya'da yapılacak olması da; 'Hazar'dan Akdeniz'e uzanan iklim köprüsü' anlamına gelmektedir.

Yeşil ekonomi için yeni bir fırsat penceresi

Gelinen noktada iklim zirveleri artık teknik toplantılardan ibaret degildir. Çünkü süreç sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamanın ötesinde üretimden tüketime, finansmandan istihdama kadar tüm sistemin yeniden inşa edildiği bir yöne evrilmiştir. Bu anlamda yeşil ekonomi de yeni bir küresel düzen demektir. Yeşil dönüşüm güneş paneli, yeşil hidrojen gibi teknolojilerle sanayi stratejisi haline gelmiştir. COP 31'in bir diğer farkı da yeşil ekonomi, yeşil üretim sahasında olmalıdır. Yeşil ekonomi aynı zamanda bir sosyal politika meselesidir. İşgücü piyasalarının yeşil ekonomi kapsamında yeniden yapılandırılması, yeşil dönűşűme ve yeşil ekonomiye katkı sağlayacak yeni becerilerin kazandırılması önemlidir.

Avrupa Birliği'nin karbon düzenlemeri Türkiye'nin ihracat modelini de doğrudan etkilemektedir. COP 31 vesilesi ile doğru bir sanayi politikası oluşturulursa: Türkiye geçmiş tecrübe ve deneyimleriyle, stratejik konumuyla, genç ve nitelikli işgücü portföyüyle, mühendislik ve müteahhitlik kapasitesiyle bölgesel merkez haline gelebilir. Hem küresel ölçekte hem de Türkiye nezdinde önemli bir farka imza atacaktır. Aynı zamanda COP 31 çatısı altında geliştirilen Türkiye modeli dünyaya önemli bir rol model olacaktır. Bu da yeni bir küresel güç dengesi anlamına gelmektedir.

İklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, gıda üretimindeki düşüş göç hareketlerini tetikleyerek aynı zamanda bir iklim güvenliği meselesi haline gelmiştir. Tam da bu noktada COP 31, iklim finansmanı ile iklim güvenliği arasındaki bağı kurma potansiyeline sahiptir. Türkiye'nin Antalya'da üstlenmeye çalıştığı köprü rolü de bu açıdan önemlidir.

Özetle; İklim değişikliği disiplinler arası bir konu/ sorundur. Türkiye, Kasım 2026'da Antalya'da sadece diplomatik katılımlı bir zirve yapmayı değil, dünyaya "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" mottosu ile ekonomiyi büyütürken doğayı incitmeyen, teknolojiyi geliştirirken insanı unutmayan ve küresel zenginliği paylaşırken adaletten şaşmayan yeni bir "iklim ahlakı ve Türk modeli" sunmayı hedeflemektedir. Tam da bu nedenle Antalya'da kurulacak olan iklim köprüsü, yalnızca ülkeleri değil; insanlık vicdanını da ortak bir gelecekte buluşturma iddiası taşımaktadır.

Türkiye adına COP31'in başkanlığını yapacak olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "çözümün merkezi olma" hedefi ile Antalya'yı bir bakıma "Yeşil Davos" haline getirme noktasında iddialı hazırlık sürecini başarı ile yürütmektedir. Bu noktada 'ortak geleceğimiz' ve Türkiye adına devlet kurumları, STK'lar, sanatçılar, sanayiciler, esnaflar, akademisyenler, aile ve vatandaşlar olarak taşın altına elimizi hep birlikte koymalıyız.