İradenin teknolojik gaspı…

Prof. Dr. Mazhar Bağlı/ Akademisyen, Yazar
10.01.2026

1990'larda Fukuyama, kusursuz sistemin bulunduğunu, Batı medeniyetinden sonra insanlık için kusursuz sistem arayışının tarihinin sona erdiğini, lirik ve dini bir coşku ile söylemişti. Bugün var olan bütün çatışmalar ve savaşlar da zaten, alternatif olabilecek başka bir bilgi kuramının varlığını, farklı bir iddiada bulunabilecek muhtemel epistemolojileri boğmak içindir.


İradenin teknolojik gaspı…

Prof. Dr. Mazhar Bağlı/ Akademisyen, Yazar

Sonradan Müslüman olan matematik profesörü Jeffrey Lang, kendi ihtida (hidayete giriş) hikayesini anlatırken, Kuranı Kerim'deki "Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik" ve "Eğer Senin Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. Ama bunu irade etmedi." ayetlerinin onun için bir kırılma noktası olduğunu söyler.

Doğal olarak bu ayeti okuyan herkesin aklına gelebilecek olan ilk soru onun da aklına gelmiş: Madem ki bu yapabilirdi "o halde neden Allah herkesin hidayetini istemedi ya da istemiyor?" Bize bir kötülük mü yapıyor ya da bizim cehennemde yanmamızı mı istiyor?

Söz konusu profesör, bu sorunun cevabının yine Kuranı Kerim'de olduğuna önce hükmeder. Ve bu sorunun cevabını aramaya koyulur. Bu sorunun cevabını ararken onun ifadesiyle, "bu soruyu Kuran'ın bütünlüğü içinde tekrar tekrar düşündüğünde" birden gözünün önündeki perdenin kalktığını ve hakikati gördüğünü söyler: O bunu yapmadı (herkese imanı vermedi) çünkü bunun seçimini bizzat bize bıraktı, bize seçim yapma hakkı ve iradesi verdi. Bu da insanın en büyük ayrıcalığıdır ve bu sayede insan, bütün varlık aleminde, varlık hiyerarşisinde ki dikey güzergahta yukarı ve aşağı hareket edebilme imkanına sahiptir. Bu kabiliyetimiz bizim biricik farklılığımızdır. Zira bu sayede insan, en kutsal varlığa da yaklaşabilir en aşağılık olanın aşağısına da düşebilir. Bu hareketlilik, yani "kutsal olana yakınlaşmak" veya "esfeli safiline" düşmek tamamen kişinin elinde ve yetkisindedir. Kişi, istediğini tercih etme imkanına sahiptir ve bu konuda özgür bir irade sahibidir. Ve bu irade ile insan bizzat kendisi kendi konumunu ve durumunu belirlemektedir.

İnsanın iyisi melekten üstündür

Anadolu'da da bu realite halk arasında, çoğu zaman "insanın iyisi melekten üstün, kötüsü şeytandan beterdir" şeklinde ifade edilir.

O halde bizim en ayrıcalıklı meziyetimiz seçim yapma hakkına sahip olmak ve bir irade ortaya koyabilmektir. Bu vasfın zayi olması ise, bizim en özgün ve temel hasletimizi yitirmemiz ve hatta insan olma durumunun da elimizden kayıp düşmesi demektir. Bunun da insanlık ailesinde neden olabileceği tahribatların boyutunu tahmin etmek artık bir kehanet değildir.

Geçenlerde bir meslektaşımız, bir kamu üniversitesinin akademik dergisinde yayınlanan bir makalede kendisine ait iki tane hayali makaleye atıf yapıldığını ve söz konusu makalenin de yapay zeka ile yazıldığını ve bu durumu yargıya taşıyacağını sosyal medyadan paylaştı. Yapay Zeka ile makale yazmanın mümkün olduğu bir iklimde hayali makalelere de atıf yapılabileceği ve hatta hayali akademisyenlerin de icat edilebileceği, dahası öyle bir mesajın da hayali bir kişi tarafından paylaşılabileceği gerçeği ile belki de ilk kez karşı karşıyayız.

Nihayetinde her şey sanal olunca yapay zeka da sanal bir makale uydurup ona atıfta bulunmuş ve belki de yakın bir zamanda hayali akademisyenler de üretip onların hayali makalelerine atıflar yapılacaktır.

İşin en ilginç olan tarafı ise bu gidişattan neredeyse hiç kimsenin endişe duymaması... Özellikle ilahiyatçıların, Müslüman alimlerin, teoloji alimlerinin bu konudaki sessizliği bence en ürkütücü olanıdır.

Zira konu bana göre tamamen dini-teolojik bir alandır. Ne var ki daha önceleri her yeni teknolojiye "gavur icadı, şeytan işi" diye karşı çıkmış ve sonunda da söz konusu teknolojiye mahkûm olmuş bir sosyolojiden veya aktörlerden artık kimse herhangi bir analiz duymak istemez. Ancak duymak istesek de istemesek de bu konu tamamen din ile ilgili bir alandır. Teoloji ile alakalı bir konudur. Klasik dini-teolojik ifadesi ile söyleyecek olursak, bu gidişat dünyada Tanrı'nın İmparatorluğunu bitirip yapay zekanın egemenliğini tesis edecektir. Burada işaret etmek istediğim Orta Çağ'daki gibi dogmalara dayalı akıl almaz bir inancın imparatorluğu değildir. İnsan marifetiyle inşa edilen bir gücün tanrısallaşma serüvenidir. İnsanlık, kendi kendisini Tanrı'nın yerine koymanın doğurduğu kaostan henüz çıkamamış iken şimdi kendisinin icat ettiği ve hayranı olduğu bir tanrı ile mi baş edecek? Hiç sanmıyorum.

Son cümleyi şimdi söyleyelim, Tanrı'yı (yüce yaratıcıyı, mutlak kudret sahibi olan hakiki gücü eğer) olması gerektiği kendi tahtında kabul etmezsek karşımıza çıkan her gücü onun makamına oturturuz ve bu bizim ilk atamızdan bize sirayet eden bir zaafımızdır ki bana göre peygamberlerin asıl görevlerinden birisi de esasında bu zaafı terbiye etmektir. Dokunulabilir, kontrol edilebilir ve gerektiğinde yenilebilir tanrı icadına uzak bir varlık değiliz nihayetinde. Ama bu kez bizim inşa ettiğimiz putumuz bizi yemeye iştahlanıyor.

Bilim ve ilahi rıza

Günümüz teknolojisinin sağladığı kolaylıkların elbette farkındayım ve bu icatların tamamen dışlanması gerektiğine ilişkin bir iddiam ve tezim de yok. Ancak teknolojinin ve yapay zekanın neden olduğu değişimlerin varacağı yeri düşünmek bizim en temel insani görevimiz ve sorumluluğumuzdur.

Bu gidişatın neden olabileceği değişimlerin kaynağına inmek için söz konusu teknolojik bilginin altını kazıdığımızda, Foucault'nun ifadesiyle bu işin arkeolojisini yaptığımızda ilk rastladığımız şey tamamen metafiziktir.

Bu çıkarım eminim ki ilk bakışta birçok kişi için yadırganacaktır ama konuyu detaylandırdığımızda söz konusu durum netleşecektir. Dikkat edilirse klasik dönemlerdeki mucitlerin kahir ekseriyeti konuyu tamamen "toplumsal fayda" ve "hayır-hesanat" gibi ulvi değerler çerçevesinde ele almışlardır. Özellikle de klasik dönem İslam bilimi araştırmalarının temel hedefinin evreni anlamak ve onu insanlığın faydasına sunmak olduğunu görüyoruz. Bu konuda rahmetli Prof. Dr. Fuat Sezgin hoca ve çalışmaları, karanlığın açmazında önümüze hep bir ışık olup yolumuzu aydınlatan meşalelerdir.

Rasathanelerden kütüphanelere, çeşmelerden han ve hamamlara, optikten usturlaba kadar olan her bir icadın arka planında ilahi rızayı elde etmek, topluma fayda sağlamak ve evreni anlamaya katkı sunacak bir atlama taşı olmak vardı. Nitekim bu icatlar o niyetlere uygun işlevler gördüler. Bugünün teknolojisinin arkasında ise kişisel tatmin, kar elde etmek ve tanrıya kafa tutmak vardır ve o da aynen bu niyetlere uygun işlevler yerine getiriyor. Bu teknolojinin mucidi olan Batı medeniyetinin, bu amaç doğrultusunda ilerlemeye devam etmek için yapmayacağı hokkabazlık yoktur.

Özellikle başka türlü bir bilgi kuramına, yaşama pratiğine ve teknolojik icada asla hayat hakkı tanımadı ve tanımayacaktır da. Zira başka türlü bir teknolojinin mümkün olabileceği ihtimalini bile yok eden bir hırsa sahipler. Söylentiye göre vaktiyle Kore, ikili (1 ve 0) mantık ilkelerinden farklı, bulanık mantık (fuzzy logic) sistemine dayanan bir bilgisayar işletim sistemi üzerinde çalışmaya başlayınca onu iflasın eşiğine getirip tövbe ettirip bu çalışmadan vazgeçirdiler.

Burada asıl işaret etmek istediğim şey, son derece programlı bir strateji ile muhatap olduğumuzdur. Hatırlanacağı gibi 1990'larda Fukuyama, insanlığın sistem arayışının sona erdiğini, aradığımız kusursuz sistemin bulunduğunu, Batı medeniyetinden sonra insanlık için kusursuz sistem arayışının tarihinin sona erdiğini (Tarihin Son ve Son İnsan adlı kitabında) lirik ve dini bir coşku ile söylemişti.

Bugün var olan bütün çatışmalar ve savaşlar da zaten, alternatif olabilecek başka bir bilgi kuramının varlığını, farklı bir iddiada bulunabilecek muhtemel epistemolojileri boğmak içindir. Her ne kadar sureti haktan görünmek için "düşman olarak gördükleri" insanların hayatına kast eden bir savaş halinde olduklarını iddia etseler de esas hedef bilgi kuramıdır, medeniyettir, sosyolojidir ve inançtır. Afganistan'ın 1979'da "Batı medeniyeti" adına Rusya eliyle işgal edilmesi dahi bana göre farklı bir sosyolojinin mümkün olabileceğine ilişkin iddiaları temelsiz kılmak içindi ve çok başarılı da oldular zaten.

Kadın istatistikleri

Dikkat edilirse Afganistan, dünya harikası olan bu ülke, Büyük İskender'in de en çok hayran olduğu bu coğrafya işgale ve katliama uğramış üç büyük modern imparatorluğu dize getirmiş olmasına rağmen konu hep "kadın" sorunları/özgürlüğü ile gündeme gelmiştir. Hatta bu konuda meşhur İngiliz yayın kuruluşu BBC çok önemli bir belgesel dizi çekimi de yaptı ve temel iddiası da zımnen "iyi ki Rusya burayı işgal etti yoksa burada kadınlar özgür değildi" gibi absürt bir ana fikir ile konuyu sundu.

Bu arada Rusya'nın işgalinden sonra burada ölen veya öldürülen kadın sayısını dile getiren herhangi bir istatistik duyan var mı? Konumuz olan yapay zekaya da sordum o da şu cevabı verdi: "1979-1989 yılları arasında ve bu işgalin tetiklediği sonraki çatışmalarda ölen kadınların kesin sayısı maalesef güvenilir bir şekilde belirlenmemiştir." Ama kadınlara ilişkin diğer tüm istatistikler güvenilir (!) açık kaynaklarda mevcut.

Ez cümle bugünkü teknolojinin mucitleri veya sahipleri esasında kişisel bir kar elde etmek, dünyadaki diğer tüm ideolojileri boğmak, farklı fikir ve inançları yok etmek ve aynı zamanda da insanın doğasında mündemiç olan tanrısal egemenliği yok etmek için inşa ediyorlar ve bu icatlar ve teknolojiler de doğal olarak onların tasarladıkları bu niyetlerinin ve amaçlarının gereğini hakkıyla yerine getiriyorlar.

İnsanın dikey varlık hiyerarşisinde yukarıya ve aşağıya doğru hareket edebilmesini ona bağışlayan iradesini ve tercih hakkını elinden alan bu teknolojinin ve o teknolojiye hayat veren paradigmanın veya bilgi kuramının sahibinin bizim yaşama konforumuzu düşüneceğini varsaymak fazlasıyla saflık olmaz mı?

Komünist Çin'de kapitalizmin egemenliği, Sosyalist Rusya'da serbest piyasanın kutsanması, İslam diyarında Batılılaşmanın bir varoluş şartına dönüşmesi, fakir Hindistan'da mistisizmin Batılı filozofların marifeti ile derinleştirilmesi, uçsuz bucaksız çöllerin gönlünü mağrur kıldığı Afrikalı zencilerin özgürleştirilmesi safsatalarının tamamı acaba söz konusu teknolojinin tüketimine zemin hazırlamak değil midir? Küresel bir mizansen ile muhatap değil miyiz?

Hiç kuşku yok ki daha büyük bir mizansen ile karşı karşıyayız ve bana göre bu konu tamamen teolojik bir arka plana sahiptir.

Küreselleşmenin olumlu yönlerinden de bahsedebiliriz olumsuz yönlerinden de iletişimin ufuk açan yönlerinden de bahsedebiliriz körleştirmesinden de. Bütün bu sorunlar elbette çok ciddi insani krizleri ve dönüşümleri beraberinde getirmekte ve tartışılmaktadır.

Ama teknolojinin zımnen içinde taşıdığı ideolojinin bütün dünyada yaygınlaşmasının neden olduğu ağır tahribatın esas hedefi insanın içindeki tanrısallıktır. Ona üfürülmüş olan ruha yönelik bir operasyon var.

Elbette modernizmin tahrip edici etkisine estetikle karşı koyabiliriz. Teknolojinin içinde barındırdığı vahşi kapitalizmin etkisini hümanizm ile bertaraf edebiliriz. Sosyalizmin diktatoryal faşizmini mistisizmle bitirebiliriz.

Ancak insanın iradesinin elinden alınmasına bana göre din dışı bir bilgi ile engel olamayız, olamıyoruz. Zaten bahse konu teknolojinin asıl yönelmiş olduğu alan da burasıdır. Bu teknolojiyi işinin gereği kullanan birisi olarak vurgulamak isterim ki bu gidişat ciddi bir insanlık krizini doğurmaya adaydır. Hayatımızı, akademik çalışmalarımızı, yatırım planlarımızı kusursuz bir şekilde planlayan bu yeni teknolojinin tahrip edeceği en kritik alan işte bahse konu irade ve seçim hakkıdır.

"İyi ki bilgisayar şiir yazamıyor" sözü her ne kadar bazen büyük yönetmen ve şair Andrei Tarkovsy'ye atfedilse de onun doğrudan dile getirdiği böyle bir ifadesine rastlanmaz ama onun sanat anlayışını özetleyen bir cümle olduğu açıktır. Zira o, sanatı insanın içindeki ilahi olanın arayışı olarak görür. Ona göre sanat, sıradan görünenin içindeki kutsalı, ilahi olanı veya "mucizevi" olanı aramaktır. Sanat, rasyonel ve mekanik süreçlerin ötesinde, insan ruhunun derinliklerine inen, sezgisel ve deneyime dayalı bir ifade biçimi olarak bizi ayrıcalıklı kılan en soylu eylemdir. Bizim kişisel tercihimizi ve irademizi somutlaştıran bir etkinliktir.

İşte insanın bu soylu eylemi bugün, Batı medeniyeti tarafından icat edilen teknoloji marifeti ile dolaylı veya doğrudan katledilmektedir.

Modern insan, Nietzsche'nin deyimi ile Tanrı'ya olan inancını yitirdi ve bu krizi yapay zeka ile bir zafere dönüştürmeye çalışıyor. Nihilist filozof, insanın Tanrı adına kendisini yok ettiğini söyler ama gelinen noktada durum onun işaret ettiğinden çok daha vahim bir noktaya vardı. İnsan şimdi de teknoloji adına kendisini öldürüyor...