İsrail ile 'normalleşme' hevesi sırada kimler var?

Faruk Önalan / Yazar
21.08.2020

BAE-İsrail “normalleşme” anlaşmasına Bahreyn, Mısır, Umman anında destek verirken Suudi Arabistan, Kuveyt ve de Arap Birliği sessiz kalmayı tercih etti. Suudi Arabistan (bir hafta), sessiz kalmasına rağmen, hava sahasını İsrail uçaklarına açacağı sinyalini verdi.



13 Ağustos 2020 Perşembe günü, ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve ikili ilişkilerin tamamen normalleştirilmesi konusunda uzlaşmaya vardıklarını söyledi. Böylece, yıllardır kapalı kapılar ardında yürütülen ilişki aşikâr hale getirildi. İsrail politikalarına yön veren “Besa Center”ın araştırmacılarından Edi Cohen anlaşmanın özünü şu cümleyle izah etti: “Anlaşma, Filistin davasının BAE’yi pek ilgilendirmediğini ve artık İsrail ile Arap devletleri arasındaki barışın önünde bir engel olmadığını gösteriyor.” Yine Besa Center’dan Dmitri Shufutinsky’nin şu değerlendirmesi de oldukça dikkat çekiciydi: “Birleşmiş Milletler’in Libya’daki Türk tarafına verdiği destek, Mısır’ın Sina’da Emirlik ve İsrail’in yardımına güvenmesi gösteriyor ki; Kahire’nin ağır bir bedel ödemeden Libya’da tek başına bir zafer elde etmesi pek olası değil. Bu nedenle, Emirlik-İsrail anlaşması bölgedeki İsrail-Arap ilişkilerinin geleceği için çok önemlidir.” İsrail Ulusal Güvenlik Enstitüsü de (INSS), Muhammed Bin Zayed’in, “Kudüs’e (El-Aksa’ya) giden yol, İsrail ile barıştan geçer” sözüne vurgu yapıp Mahmud Abbas’tan sonra yerine Muhammed Dahlan’ın (Türkiye’nin başına ödül koyduğu, bin Zayed’in danışmanı, Ortadoğu’nun karanlık adamı) getirilebileceğini belirtti. Gerek İsrail’de gerekse Körfez’de yapılan analizlerde hep Türkiye’nin verdiği sert tepki ön plana çıktı. Zira Türkiye anlaşmanın “yok hükmünde” olduğunu, Filistin halkının hakkının asla yedirilmeyeceğini, bu doğrultuda BAE ile diplomatik ilişkilerin askıya alınabileceğini deklare etti. Bu arada, Libya Başkanlık Konseyi Üyesi Muhammed Amari Zayid, Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail ile ilişkileri normalleştirme konusunda anlaşmasını “şaşırtmayan bir ihanet” olarak değerlendirdi.

İlk ‘normalleşen’ Mısır

İsrail ile ilk “normalleşme” anlaşması imzalayan Arap ülkesi 1979 yılında Mısır oldu. 17 Eylül 1978 tarihinde Mısır Cumhurbaşkanı Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin (1946’da Kudüs’te Kral Davud otelini bombalayan terör örgütü lrgun’un lideri) tarafından ABD Başkanı Jimmy Carter gözetiminde imzalanan Camp David Sözleşmesi’nin temelini oluşturduğu “normalleşme” anlaşması 1979 yılında imzalandı, 1980 yılı başında da yürürlüğe girdi. Bu anlaşma sonrası Enver Sedat “hain” ilan edildi. Mısır’ın Arap Birliği üyeliği askıya alındı, birliğin Kahire’deki merkezi Tunus’a taşındı. Bu durum, Hüsnü Mübarek döneminde, 1987 Amman zirvesine kadar devam etti. “Hain” ilan edilen Enver Sedat ise, 6 Ekim 1981’de bir askeri geçit töreni sırasında Mısır ordusu subayları tarafından öldürüldü. 26 Ekim 1994 tarihinde dönemin ABD Başkanı Bill Clinton gözetiminde ikinci “normalleşme” anlaşması Ürdün Kralı Hüseyin ve İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin tarafından ünlü Ürdün Arava Vadisi’nde imzalandı. Bu mutabakatın zemini 13 Eylül 1993 tarihinde Vaşington’da Bill Clinton himayesinde, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin tarafından imzalanan Oslo Anlaşmasıyla oluşturulmuştu. İlk anlaşmayla “hain” ilan edilen Enver Sedat’ın öldürülmesi gibi, Oslo sürecinde de Likud lideri Netanyahu’nun başını çektiği gösterilerle Yitzhak Rabin “hain” ilan edilmiş ve aşırı sağcı Yahudilerin hedefi haline gelmişti. Nihayetinde aşırı sağcı bir Yahudi genç, Yigal Amir tarafından, Tel-Aviv’de barış mitingi sonrası üç kurşunla öldürüldü.

“Körfez Bölgesi ve İsrail: Eski Mücadeleler, Yeni İttifaklar” kitabının yazarı Körfez uzmanı Sigurd Neubauer BAE’in, Vaşington ile yakınlaşmanın yolunun İsrail’den geçtiğini anladığını ve 2006 yılından itibaren iyi bağlar kurmanın yolunu aradığını söyledi. Bu kapsamda 2008 yılında Vaşington büyükelçisi olarak atanan Yusuf el-Uteybe’nin aynı yıl İsrailli bir yetkili ile diplomatik kanalların açılması doğrultusunda bir görüşme gerçekleştirdi. 2010 yılı Ocak ayında Hamas’ın silahlı kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları’nın kurucusu Mahmud Abdurrauf el Mabhuh’un, Dubai’de bir otel odasında, farklı Avrupa ülkelerinden sahte pasaportlarla gelen 11 Mossad ajanı tarafından suikaste uğraması sonrası İsrail ile ilişkiler donduruldu daha doğrusu gizli şekilde yürütülmeye devam edildi. Olaydan bir ay sonra dahi, suikastı Mossad’ın gerçekleştirdiğine dair bir kanıt bulamadıklarını açıklayan dönemin Dubai Emniyet Müdürü, bugün her fırsatta Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhinde paylaşımlar yapan Dhahi Halfan Tamim idi.

Varşova Zirvesi

Perde arkasından gizlice yürütülen İsrail-BAE (diğer Körfez ülkeleri dahil) ilişkileri, yaklaşık 18 ay önce Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun çağrısıyla 13-14 Şubat 2019 tarihinde “Orta Doğu’da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Desteklemek” başlığı altında Polonya’nın başkenti Varşova’da yapılan Dışişleri Bakanları zirvesinde hız kazandı. Toplantıya Körfez Dışişleri Bakanları yanı sıra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da katıldı. Körfez Dışişleri Bakanları ve Netanyahu’nun aynı masada oturmalarını, ”muhteşem bir durum” olarak tanımlayan Trump’ın Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, İsrail-Filistin çatışmasının bölgedeki çatışmalardan sadece bir tanesi olduğunu “Filistin meselesinin artık bölgenin ana meselesi olmadığını” vurguladı. Netanyahu’nun kişisel twitter hesabından paylaşıp ardından sildiği oturumdaki görüntülerde; dönemin Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil al Cubeyr, “Hamas ve İslami Cihad’a destek veren Tahran yönetimi dünyanın en büyük terör destekçisidir.”, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayid Al Nahyan, “Her ülke gibi İsrail’in de kendini savunma hakkı vardır” ve Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife, “Çocukluğumuzdan beri İsrail-Filistin ihtilafının en önemli sorun olduğunu, öyle ya da böyle bunun çözülmesi gerektiğini dillendirdik ancak geldiğimiz noktada İran tehdidi ile mücadele Filistin davasından daha önemlidir” açıklamalarında bulundular. BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Abu Dabi merkezli “The National”a verdiği röportajda “yıllar önce Arap devletlerinin İsrail ile temasa geçmemesinin, boykot uygulamasının çok, çok yanlış bir karar olduğunu” belirtti. Gargaş -katılımıyla Filistin halkının tepkisini çektiği- Amerikan Yahudi Komitesinin (AJC) düzenlediği sanal konferansta da, “BAE, İsrail ile iletişim kanallarının açık tutulmasının her iki ülke için de daha iyi sonuçlar doğuracağını düşünüyor.” ifadesini kullanmıştı. Varşova konferansından 4 ay sonra, 17 Haziran 2019 tarihinde, Vasington’da İsrailli yetkililerle Birleşik Arap Emirlikleri arasında gizli bir görüşme daha yapıldı. Görüşmelerde esas olarak siber ve deniz güvenliği alanları, bölgedeki güvenlik sorunları çerçevesinde diplomatik koordinasyon kurulması ele alındı. 1.5 yıl kadar bu görüşmeler devam etti. Bu süreçle alakalı Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, “bu bir gereklilikti. Hiçbir İsrailli, bir Emirlik vatandaşını öldürmedi. Sonuçta halklar arasında bir düşmanlık yok” açıklamasını yaptı.

BAE’li bir kaynağın İsrail Yedioth Ahronot gazetesine verdiği demeçte, anlaşmanın detaylarında BAE’ye F-35 savaş uçakları dahil olmak üzere milyarlarca dolarlık silah satışının da yapılacağını belirtmesi tartışmalara yol açtı. Zira ABD 1973 Arap-İsrail savaşı (Yom Kippur) sonrası İsrail’in onayı olmadan Ortadoğu ülkelerine son model silah sistemleri satmayacağına dair güvence vermişti. Hemen bir gün sonra İsrail Başbakanlık Ofisi söz konusu haberi, “Başbakan Netanyahu, Orta Doğu’da, İsrail’le barış anlaşması imzalayan Arap ülkeleri dahil hiçbir ülkeye F-35 ve ileri silahlar satılmasına karşıdır. Bu tutum Amerikan Yönetimi’ne çoğu defa bildirilmiştir. Bu konuda pozisyonumuzda bir değişiklik söz konusu değildir” açıklamasıyla yalanladı. Hemen akabinde bir yalanlama da İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen’den geldi. “Böyle bir şey olmadı, gündeme de gelmedi. İsrail’in politikası bölgedeki askeri üstünlüğünü korumaktır. ABD’den de talebimiz budur ve buna saygı gösterilmelidir. Birleşik Devletler de bizden başka ülkelere silah satmamamızı istiyor ve biz de bu talebe uyuyoruz” Bu yalanlamalara rağmen “İsrail İ24 News”, Netanyahu’nun, BAE dahil Ortadoğu ülkelerine F-35 savaş uçağı ve ileri düzey silahlar satılmaması konusunda lobi faaliyetleri yürüttüğünü yazdı.

BAE-İsrail “normalleşme” anlaşmasına Bahreyn, Mısır, Umman anında destek verirken Suudi Arabistan, Kuveyt ve de Arap Birliği sessiz kalmayı tercih etti. Suudi Arabistan (bir hafta), sessiz kalmasına rağmen, hava sahasını İsrail uçaklarına açacağı sinyalini verdi. Netanyahu’nun yaptığı açıklamayla da, konu netleşmiş oldu: “Size şu anda Tel Aviv’i Dubai ve Abu Dabi’ye bağlayacak, Suudi Arabistan hava sahasından geçecek doğrudan uçuşlar düzenlemeye yönelik çalışmaların müjdesini veriyorum.” Komşu Müslüman ülke Katar’a ambargo uygulayıp, hava sahasını kapatan Suudi Yönetimi, on binlerce Filistinlinin kanını elinde barındıran, evlerini yıkan, topraklarını işgal eden İsrail’e hava sahasını açmakta tereddüt etmedi. Suudi Arabistan’ın anlaşma karşısında sessizliği bir hafta sürdü. Berlin’de, Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas ile yaptığı basın toplantısında söz konusu anlaşmaya temkinli yaklaşan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, anlaşmayı olumlu bulduğunu bunun yanında İsrail ilhakının çözüm sürecini baltaladığını, Filistin ile barış sağlanana dek Suudi Arabistan’ın İsrail ile diplomatik bağlar kurmayacağını açıkladı.

Özel bir ziyaret

İsrail ile yakınlaşma konusunda en hevesli ülkelerden bir diğeri de Bahreyn. İsrail Kanal 12 haberi şöyle verdi: “Bahreyn, İsrail ile bir anlaşma imzalamak için, sıradaki bir sonraki ülke olmaya oldukça hevesli. Mossad başkanı Yossi Cohen, “özel bir ziyaret” ile bilinmeyen bir yerde Bahreyn başbakanı Halife bin Selman el-Halife ile görüştü bile.” Yakın zamanda İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi beklenen ülkeler ise, Umman, Fas ve Sudan (Suudi Arabistan’ın tutumu sonrası vazgeçebilir).

Körfez’de, Afrika Boynuzu’nda, Libya’da hesapları olan, liman kapma yarışına giren Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Amerikan desteğini alabilmek için, İsrail ile yakın ilişkiler kurmanın gerekliliğinin farkına vardılar. Ancak bir süre sonrası bu hırsları iki ülkeyi şüphesiz karşı karşıya geçirecektir. Her şeyden önemlisi bu kirli hesaplarının karşısında duran, oyunları bozan bir Türkiye gerçeği var. Covid-19 salgını sonrasında dengelerin derinden değişeceği bir döneme giriyoruz. Haydi hayırlısı…

frkonalan@gmail.com