Orta Doğu, İran ile İsrail arasındaki gerilime feda edilebilecek bir bölge değil. Enerji kaynakları bakımından dünyanın en stratejik bölgelerinden biri olan Orta Doğu'nun küresel enerji piyasalarını istikrarsızlığa sürükleyecek ciddi krizlere savrulmasını küresel güçler istemeyecektir.
Prof. Dr. İsmail Şahin/ Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin 31 Temmuz günü İran'ın başkenti Tahran'da uğradığı suikast sonucu öldürülmesinin yankıları hâlâ devam ediyor. İsrail, Heniyye suikastına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmamış olmasına rağmen suikastın birinci dereceden şüphelisi. Zira olayın hemen ardından İranlı yetkililer hızlı bir şekilde İsrail'i suçladı. Kamuoyunun da hissiyatı ve kanaati bu yönde. Çünkü uzun zamandır İsrail, İran içerisinde suikastlar ve terör eylemleri düzenlemekle biliniyor. İki ülke arasındaki ilişkiler, 1979 yılından bu yana sürekli kötüye gidiyor. 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi sonrasında İran'ın yeni rejimi, İsrail'i gayrimeşru bir siyonist rejim olarak tanımladı ve bu rejimin ortadan kaldırılmasını savundu. Kısa zaman zarfında bu bakış açısı, İran'ın dış politikasında merkezi bir ideolojiye dönüştü. İran, Kudüs'ün İsrail'in kontrolünde olmasını kabul etmediği gibi Filistin topraklarında tatbik ettiği yerleşim politikalarından ve Filistinlilere yönelik muamelesinden de oldukça rahatsız. Bu yüzden İran, Hizbullah ve Hamas gibi İsrail'e karşı savaşan gruplara destek veriyor.
İki ülke arasındaki anlaşmazlık sadece Filistin'le sınırlı değil. Doğrudan İran ile İsrail arasında bir sınır anlaşmazlığı olmamasına rağmen iki ülke, Orta Doğu ve çevresindeki nüfuz alanını, jeopolitik gücünü artırmaya çalışıyor. Şurası çok açık ki, hem İran hem de İsrail, Orta Doğu'da bölgesel bir güç olarak etkili olmayı hedefliyor. Bu iki ülke, kendi çıkarlarını korumak ve rakiplerinin nüfuzunu sınırlamak için bölgesel ittifaklar kuruyor, askeri kapasitelerini artırıyor ve nüfuz alanlarını genişletiyor. Örneğin İran, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerde desteklediği gruplar aracılığıyla etkisini artırıyor. Öyle ki bu gruplar, İran'ın bölgedeki nüfuzunu ve gücünü genişletmesine yardımcı oluyor. ABD'nin bölgedeki en güçlü müttefiki İsrail ise bu grupları ve İran'ın bölgedeki etkisini kendi güvenliği için doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Bu durum, İran'ın karşısında yer alan bölgesel ve küresel aktörler için de geçerli. İsrail, ABD ve Batı ülkeleriyle başta silah, teknoloji, finans, medya ve diplomasi olmak üzere çok sayıdaki alanda güçlü bağlara sahip. Doğal olarak bu ilişkiler, İsrail'in bölgedeki gücünü artırmasını sağlıyor. İran ise bu ittifakları dengelemek adına Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle iş birliği yapıyor. Bölge düzeyinde İsrail, İran'ı tehdit gören ülkelerle ABD, Fransa ve İngiltere aracılığıyla sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken İran da bilhassa Şiilik, ABD ve İsrail karşıtlığı üzerinden kendisine müttefikler bulmaya çalışıyor.
Yeni bir mülteci krizini kimse istemez
Bu ilişkilerden dolayı İran ile İsrail arasında patlak verebilecek ciddi bir krizin bölgeye yayılma ihtimali söz konusu. Fakat Orta Doğu, İran ile İsrail arasındaki gerilime feda edilebilecek bir bölge değil. Enerji kaynakları bakımından dünyanın en stratejik bölgelerinden biri olan Orta Doğu'nun küresel enerji piyasalarını istikrarsızlığa sürükleyecek ciddi krizlere savrulmasını küresel güçler istemeyecektir. Diğer taraftan Orta Doğu, birçok farklı etnik, dini ve kültürel grubun yaşadığı bir bölgedir. Bölgedeki herhangi bir büyük çatışma, yalnızca İran ve İsrail arasında kalmaz; çevresindeki diğer ülkeleri ve halkları da etkileyebilir. Orta Doğu, zaten kırılgan bir barış ve güvenlik yapısına sahiptir. İran ile İsrail arasındaki gerilimin artması, bölgedeki diğer ülkelerin de silahlanmasına ve çatışmalara dahil olmasına neden olabilir. Bu durum, bölgedeki güvenliği, refahı ve istikrarı daha da tehlikeye atar. Böyle bir senaryoda, bölgedeki mezhepsel ve etnik çatışmalar daha da şiddetlenebilir ve Orta Doğu kaynaklı yeni bir mülteci krizinin doğmasına yol açabilir.
Yukarıda genel hatlarıyla bahsedilen kötümser tablonun ortaya çıkmasını, küresel aktörler kadar bölgesel aktörler de istemeyecektir. İran, İbrahim Reisi döneminde olduğu gibi yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan döneminde de ılımlı, temkinli ve ihtiyatlı bir dış politika izlemeyi planlıyor. Özellikle Pezeşkiyan, İran'da yepyeni bir dönem başlatma arzusunda. Bu bağlamda devlet ile toplumun arasını iyileştirmenin yanı sıra İran'ın bölgesel ve küresel ilişkilerini de iş birliği temelinde geliştirmek istiyor. Bunu anlamak oldukça kolay. Nitekim İran, zengin enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen, uluslararası yaptırımlar nedeniyle ciddi ekonomik zorluklar yaşıyor. İster istemez bu durum, önemli toplumsal sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle yaptırımları aşmak ve ekonomik kalkınmayı sağlamak için Tahran iş birliği odaklı bir dış politikaya ihtiyaç duyuyor.
Netenyahu tüm tuşlara aynı anda basıyor
Anlaşıldığı kadarıyla İran'ın ılımlı bir politikaya yönelmesini stratejik nedenlerle en çok İsrail istemiyor. Zira İsrail için İran varoluşsal bir tehdittir. İran'ın nükleer programı, balistik füze geliştirme çalışmaları, Hamas'la ilişkileri ve İsrail karşıtı söylemleri, İsrail'e bölgesel düzeyde "meşru" bir alan açmaktadır. Tahran'ın ılımlı bir politikaya yönelmesi, İsrail'in sımsıkı tuttuğu İran kozunun elinin altından kayıp gitmesine yol açabilir. İsrail hiçbir şekilde, uluslararası toplumun İran'a bakışının olumlu yönde değişmesini istemeyecektir. Şayet İran, Batı ile daha yakın ve uyumlu ilişkiler geliştirmeye başlarsa, İsrail'in İran'a yönelik yaptırımların ve uluslararası baskının devam etmesi yönündeki argümanları zayıflayabilir.
İsrail, böyle bir İran istemiyor. O hem Batı'yı hem de İsrail'i tehdit eden bir İran arzu ediyor. Netanyahu hükümeti bu nedenle İran'ı kavganın içerisine çekebilecek tüm tuşlara aynı anda basıyor. İstiyor ki devlet düzeyinde ilk tetiği çeken İran olsun. Dolayısıyla Hamas lideri Heniyye ile Hizbullah'ın önemli isimlerinden Fuad Şükrü'yü öldürerek İran'ı tetiği çekmeye zorluyor. Bu süreçte Tahran'ın birtakım misillemelerin dışında büyük çapta bir savaşa girmesi pek olası görünmüyor. Çünkü İran'ın daha güçlü olması için savaşa değil barışa ihtiyacı var. Belki İsrail'i rahatsız etmek ve onu daha fazla güven krizine sürüklemek için ilişki içerisinde olduğu vekil güçlerinden İsrail'e yönelik saldırılarını daha da artırmalarını isteyebilir.
Arap ülkelerinin pozisyonu
Muhtemel İran-İsrail çatışmasında Arap devletlerinin çoğunluğunun ABD'nin yörüngesinden çıkma ihtimali oldukça zayıf görünüyor. Tarafsız kalma yönünde bir politika izleme ihtimalleri daha güçlü. Arap monarşileri ile az sayıdaki Arap cumhuriyeti zaten bölgede güçlü bir İran'a taraftar değil. Aralarındaki dini ve siyasi rekabet zaten ortada. Batı etkisindeki Mısır ve Suudi Arabistan'ın İran'a karşı tavırları çok açık. Benzer şekilde Ürdün ve Körfez Ülkeleri de Batı'yı karşılarına alabilecek bir siyaset izlemekten yana olmazlar. Batı demek ABD demektir. Dolayısıyla Arap ülkelerinin İran'ın karşısında durma olasılıkları, yanında durma ihtimalinden oldukça yüksektir. İran bu denklemin farkında olduğu için büyük çaplı bir çatışmayı göze almaktan olabildiğince kaçınmayı tercih edecektir. İsrail de bu tablonun bilincinde. O yüzden sürekli İran'ın bam teline basacak adımlar atıyor. Mevcut koşullarda İran'ın Şii unsurların dışında devlet düzeyinde kendisine müttefik bulması bir hayli zor görünüyor. Fakat İsrail, bölgesel ve küresel ölçekte İran kadar yalnız ve zayıf değil.
Kaldı ki ABD, halihazırda Orta Doğu'da büyük bir kriz istemiyor. Onun öncelikli meselesi, Ukrayna. ABD aynı anda iki cephede olmanın güçlüğünün farkında. Dolayısıyla ABD, diplomasiyle ateşi söndürme niyetinde. Fakat ateşe sürekli benzin taşıyan İsrail ve Siyonist lobi, bu konuda ABD üzerinde baskı kurmaktan geri durmuyor. Şurası bir gerçek ki İsrail, ABD'nin ve diğer ortaklarının açık desteğini almadan Orta Doğu'da büyük bir savaşa girmeyi göze alamaz. O nedenle Orta Doğu genelinde ABD üslerine ya da güçlerine yapılacak saldırılara da şüpheyle yaklaşmak ve bu çerçevede istihbarat örgütlerinin planlarını da hesaba katmak gerekiyor. Nihayetinde Orta Doğu'da kimin kimle savaşacağına karar verme noktasında istihbarat örgütlerinin payı oldukça fazladır.
ismailshn@gmail.com