İsrail Somaliland'ı tanıyarak ne yapmak istiyor?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi
6.01.2026

Somaliland'ın İsrail'in Gazze'de zorla yerinden ettiği Filistinlilerin gönderilebileceği ülkeler arasında anılması, bu ilişkinin insani ve hukuki boyutunu daha da tartışmalı hale getiriyor. Nitekim İsrail'de yayımlanan Yedioth Ahronoth Gazetesi, tanınma kararından önce yürütülen görüşmelerde Somaliland'ın 1 milyon Filistinliyi kabul etmeye hazır olduğuna dair bir iddiayı gündeme taşımıştır.


İsrail Somaliland'ı tanıyarak ne yapmak istiyor?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi

İsrail, 2025 yılı biterken 26 Aralık'ta yaptığı duyuruyla Somaliland'ı bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıdığını açıkladı. Böylece Tel Aviv yönetimi, Somali devletinin bir parçası olarak görülen Somaliland'ı hukuken tanıyan ilk ülke oldu. Bu karar, Afrika Boynuzu'nun hassas dengeleri ve uluslararası sistemin işleyişi açısından tarihsel bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Zira varlığı bilinen ama siyasi gerekçelerle kabul edilmeyen Somaliland'ın İsrail tarafından hukuken tanınması, devletlerin bu konuda ilkesel bir çerçeveden ziyade güç ve çıkar siyaseti çerçevesinde hareket ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Konuya dair detaylı bir analiz yapmadan evvel belirtmek gerekir ki uluslararası hukukta devletlerin tanınması, fiilen ve hukuken olmak üzere iki farklı düzlemde gerçekleşir. Fiilen tanıma (de facto); bir siyasi yapının devlet olarak resmen tanınmasından önce onunla pratik düzeyde ilişki kurulmasını, muhatap alınmasını ve sınırlı seviyede temasların yürütülmesini ifade eder. Hukuken tanıma (de jure) ise bir devletin diğer bir siyasi yapıyı bağımsız ve egemen bir devlet olarak resmen kabul ettiğini ilan etmesiyle gerçekleşir. Bu meselede İsrail, Somaliland ile zaten uzun süredir ilişki halinde olduğu için fiilen tanıyordu ancak son adımıyla fiili durumu hukuki tanımaya dönüştürmüş oldu.

Somaliland meselesinin ise sömürge döneminden miras kalan yapısal bir ayrışmaya dayandığını belirtmek lazım. Bugün Somali ve Somaliland halkları aynı dili konuştukları ve benzer toplumsal dokulara sahip oldukları halde iki yapı arasındaki temel fark sömürge geçmişlerinden kaynaklanıyor. 1960'ta kurulan Somali devleti, daha önce İngiliz Somali'si olarak yönetilen kuzeydeki Somaliland ile İtalyan Somali'si olarak yönetilen güneydeki Somali bölgelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Ancak siyasi ve toplumsal uyum sağlanamadığı için taraflar hiçbir zaman tam manasıyla birleşememiştir. İlerleyen süreçte Somali'de merkezi otoritenin çöktüğü 1991'de, ayrılıkçı Somaliland yönetimi, ülkedeki kaotik ortamdan faydalanarak tek taraflı bağımsızlığını ilan etmiştir. Sonrasında taraflar arasındaki siyasi ayrışma derinleşerek devam etmiş ve Somaliland fiilen ayrı bir siyasi yapıya dönüşmüştür.

Coğrafi olarak Somaliland; batıda Cibuti, güneyde Etiyopya, doğuda Somali'nin özerk bölgesi Puntland ve kuzeyde Aden Körfezi ile çevrili bir konuma sahip. 176.000 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin dörtte biri büyüklüğünde bir alanı kaplayan Somaliland'ın 5 milyon civarında nüfusu bulunuyor. Somalice, Arapça ve İngilizce ülkenin resmi dilleri arasında yer alıyor. Ayrıca İslam resmi din olarak kabul ediliyor. Günümüzde uluslararası toplum genel itibarıyla Somaliland'ı Somali'nin parçası olarak görüyor.

Güvenlik ikilemi

İsrail'in Somaliland'ı devlet olarak tanıma kararının arkasında birden fazla faktör bulunuyor. Bu konuda ilk olarak İsrail'in stratejik kültürüne değinmek gerekir. Buna göre İsrail'in dış politikası; uluslararası güvenlik literatüründe sıklıkla vurgulanan yüksek tehdit algısı, güvenlik ikilemi ve önleyici caydırıcılık kavramları çerçevesinde şekillenen bir stratejik davranış setine dayanıyor. Jeopolitik konumu, tarihsel çatışma deneyimleri ve çevresindeki devlet dışı silahlı aktörlerin varlığı; İsrail'in kendisini sürekli bir stratejik kuşatma altında algılamasına yol açıyor. Bu sebeple İsrail kendi güvenliğini yalnızca topraklarının korunmasıyla sınırlı görmüyor. Aksine yakın ve orta çevrede güç projeksiyonu, çevreleme ve dolaylı dengeleme stratejileri yoluyla tehditleri kaynağında kontrol altına almayı hedefliyor. Dolayısıyla İsrail'in Somaliland hamlesi, normatif bir istikrar arayışından çok bu stratejilerin bir sonucu olarak görülmelidir.

İkinci olarak jeopolitik gerekçelerden bahsedilebilir. Buna göre öncelikle İsrail'in Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki etkinliğinden rahatsızlık duyduğunu vurgulamak gerekiyor. Zira bilindiği üzere Türkiye, Somali üzerinden bölgede güçlü bir siyasi ve askeri nüfuz alanı oluşturmuş durumda. Öyle ki Mogadişu'daki en büyük büyükelçilik binasına sahip olan Türkiye'nin Somali'de ayrıca stratejik bir askeri üssü bulunuyor. Bunun yanı sıra Türkiye, Somali'de başlattığı Uzay Limanı projesiyle dünyada kendi fırlatma tesisine sahip sayılı ülkeler arasına girmeye hazırlanıyor.

Türkiye'yi dengeleme stratejisi

Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu kabullenemeyen İsrail, Somaliland gibi sistem dışı bir aktörle iş birliği geliştirerek esasen Türkiye'yi dengelemeye çalışıyor. Bu çerçevede İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan gibi aktörlerle kurduğu iş birliklerinin de aynı mantığın ürünü olduğunu unutmamak lazım. Yani İsrail bölge siyasetinde tam manasıyla "düşmanımın düşmanı dostumdur" mantığıyla hareket ederek Türkiye'ye karşı düşmanlık eden ya da edebilecek tüm ülkelerle dost olmaya ve bu surette kendi nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Nitekim Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un İsrail'in Somaliland'ı tanıma kararının hemen ardından Türkiye'ye gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, Mogadişu yönetiminin söz konusu hamleyi Somali'nin egemenliği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirdiğini ve bu tehdide karşı başvurulabilecek en güvenilir aktör olarak Türkiye'yi gördüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.

Bir diğer jeopolitik gerekçe Somaliland'ın Aden Körfezi ve Kızıldeniz havzasındaki konumunun İsrail açısından bir deniz hâkimiyeti meselesine dönüşmesiyle ilgilidir. Bu hat, küresel ticaretin ana arterlerinden biri olmanın ötesinde İsrail'in dış ticareti ve enerji arz güvenliği açısından stratejik bir yaşam hattı niteliği taşıyor. Zira Gazze'de başlayan soykırımın ardından Yemen'de İran destekli Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi boyunca İsrail'le bağlantılı ticari gemilere yönelik saldırıları, bu hattın Tel Aviv açısından ekonomik olduğu kadar doğrudan ulusal güvenlik bağlamında ele alınması gerektiğini göstermiştir. Bu nedenle Aden Körfezi'ne hâkim bir coğrafyada yer alan ve şimdilik uluslararası sistemin dışında konumlanan Somaliland ile tesis edilecek her türlü iş birliği, İsrail'in bu hat üzerinde kendisine rakip aktörlerin nüfuzunu azaltma, deniz trafiğini kontrol altına alma ve gerektiğinde askeri müdahalede bulunma imkânı tanıyacaktır. Kısacası Somaliland'ı tanıma kararı, İsrail'in bölgedeki deniz hâkimiyetini güçlendirmeye yönelik düşük maliyetli fakat yüksek tesirli bir hamlesi olarak değerlendirilebilir.

Üçüncü olarak ekonomik boyutu göz ardı etmemek lazım. Öyle ki ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'nun tahminlerine göre Somali civarında 30 milyar varilden fazla petrol rezervi bulunuyor. Hakeza Somali'nin uranyum, altın ve çeşitli nadir elementler bakımından da zengin bir ülke olduğu biliniyor. Ancak bu kaynakların büyük bölümü güvenlik sorunları ve altyapı eksikliği nedeniyle henüz sistematik biçimde işletilemiyor. Her hâlükârda bu tablo aç gözlü devletlerin iştahını kabartıyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında Somaliland'ı tanıyan ilk devlet olmak İsrail'e Afrika Boynuzu'nda uzun vadeli siyasi sadakat ve ayrıcalıklı nüfuz alanı sağlayacaktır.

Dördüncü olarak İsrail'in Somaliland'ı tanıma hamlesi, Arap ve İslam dünyasını parçalama stratejisinin bir uzantısı olarak okunabilir. Zira İsrail, yakın çevresindeki Müslüman coğrafyada güçlü ve bütünleşmiş devlet yapıları yerine merkezi otoritesi zayıf ve parçalı siyasi oluşumlar istiyor. Burada unutmamak gerekir ki Somali'nin ve Somaliland'ın büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor. Dolayısıyla İsrail, Somali'nin toprak bütünlüğünü zayıflatacak şekilde Somaliland'ı tanıyarak İslam dünyasındaki siyasi parçalanmayı derinleştirmeye çabalıyor.

Son olarak İsrail'in Somaliland'ı tanıması, Gazze'de yürüttüğü soykırım nedeniyle üzerinde oluşan uluslararası baskıyı azaltma arayışıyla yakından ilişkilidir. Uluslararası meşruiyeti son derece sınırlı olan Somaliland'ın tanınması, İsrail açısından uluslararası platformlarda potansiyel bir destekçi anlamına geliyor. Bu çerçevede Somaliland, tanınma karşılığında İsrail lehine uluslararası platformlarda siyasi ve diplomatik pozisyon almaya zorlanabilir.

Filistinlileri yerinden etme projesi

Bunun yanı sıra Somaliland'ın İsrail'in Gazze'de zorla yerinden ettiği Filistinlilerin gönderilebileceği ülkeler arasında anılması, bu ilişkinin insani ve hukuki boyutunu daha da tartışmalı hale getiriyor. Nitekim İsrail'de yayımlanan Yedioth Ahronoth Gazetesi, tanınma kararından önce yürütülen görüşmelerde Somaliland'ın 1 milyon Filistinliyi kabul etmeye hazır olduğuna dair bir iddiayı gündeme taşımıştır. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Somaliland, İsrail'in Gazze'de işlediği soykırım suçuna ortak olma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

İsrail'in Somaliland'ı neden şimdi tanıdığı sorusunun cevabı ise ABD'nin geçtiğimiz hafta sonu Venezuela'ya gerçekleştirdiği operasyonda gizli. Buna göre İsrail, ABD'nin Venezuela'ya yönelik operasyonunu önceden biliyordu ve bu nedenle Somaliland hamlesinin uluslararası gündemde kalıcı bir yankı üretmeyeceğinin farkındaydı. Nitekim İsrail'in Somaliland'ı tanıma kararı, uluslararası kamuoyu nezdinde ilk günlerde büyük bir etki oluşturdu fakat ABD'nin Venezuela operasyonu sonrasında hızla gündemin gerisinde kaldı. Dolayısıyla İsrail'in stratejik hesaplar doğrultusunda doğru zamanda hamle yaptığı söylenebilir. Ayrıca İsrail'in bu kararı almadan evvel Washington'la temas halinde olduğu bilgisinden hareketle önümüzdeki süreçte ABD'nin de Somaliland'ı resmen tanıyabileceğini not etmek lazım.

Toparlamak gerekirse İsrail'in Somali özelindeki "bölgesel düzen mühendisliği", saldırgan realizm ve güvenlik ikilemi tartışmalarıyla beraber okunabilir. Buna göre İsrail, sürekli kendi güvenliğini artırma niyetiyle hareket ederken rakip aktörlerin güvenliğini zayıflatıyor ve bu durum bölgesel düzeyde yeni tehdit algılarını tetikliyor. Ancak İsrail'in güvenlik üretme amacıyla attığı her adım, paradoksal biçimde kendisi için daha fazla güvensizlik ve istikrarsızlık yaratıyor. Revizyonist karakteriyle mevcut sınırları ve egemenlik düzenlemelerini sorgulayan İsrail, haydut devlet pratiğiyle uluslararası hukuk normlarını hiçe sayıyor ve açgözlü devlet davranışıyla sürekli daha fazla güç ve nüfuz alanı peşinde koşuyor.