İsrail'in bitmeyen güvenlik arayışı

5.06.2026

Mitolojiye meraklı olanlar bilir ki Tanrıça Demeter'in kutsal korusunu keserek doğanın düzenini bozan Erysichthon, ceza olarak hiç dinmeyen bir açlıkla lanetlenmiştir. Ne kadar tüketirse tüketsin açlığı büyümüş, sonunda kendi bedenini yer hale gelmiştir. İsrail'in güvenlik arayışı da benzer bir paradoks içinde. Daha fazla güvenlik elde etmek için attığı her adım yeni sorunlara yol açıyor.


İsrail'in bitmeyen güvenlik arayışı

Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Görevlisi

İsrail'in Lübnan'a yeniden başlattığı saldırılar, Tel Aviv'in güvenlik anlayışının sınırlarının nereye kadar uzandığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. 7 Ekim 2023'te Gazze'de başlayan savaş çoktan Gazze'nin sınırlarını aşmış durumda. Bugün İsrail açısından Batı Şeria'dan Suriye'ye, Lübnan'dan İran'a ve hatta Türkiye'ye uzanan geniş bir güvenlik kuşağından söz ediliyor. İsrail, bu genişleyen coğrafyanın hemen her noktasında ulusal güvenlik gerekçesiyle hareket ettiğini savunuyor. Ancak burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor: İsrail sadece kendi güvenliğini mi sağlamaya çalışıyor yoksa güvenlik kavramını kullanarak daha büyük bir bölgesel dönüşüm projesini mi hayata geçirmeye çalışıyor?

Bu soruya cevap vermeden evvel belirtmek lazım ki İsrail'in kuruluşundan bu yana izlediği güvenlik politikasını açıklamak için en uygun kavramlardan biri açgözlü devlet yaklaşımıdır. İsrail gibi açgözlü devletler sahip oldukları güç ve güvenlikle yetinmezler. Sürekli daha fazla nüfuz, daha fazla kontrol ve daha fazla göreli güç ararlar. Bununla birlikte güvenlik, onlar için ulaşılması gereken nihai bir hedef değil yeni müdahaleleri ve yeni genişleme hamlelerini meşrulaştıran bir işleve sahiptir. Bu nedenle açgözlü devletler çoğu zaman nerede duracaklarını bilemezler. Çünkü ulaşılan her hedef, bir sonraki hedefin başlangıç noktası olur.

İsrail'in sadece son iki buçuk yıldaki saldırgan hamleleri bile neden açgözlü bir devlet olduğunu yeterince özetliyor. 7 Ekim sonrasında ilan edilen sözde amaç Hamas'ın etkisiz hale getirilmesiydi. Ancak süreç ilerledikçe hedefler genişledi. Gazze'de soykırım yapılırken Batı Şeria'da baskılar arttı; Suriye'ye, İran'a ve Lübnan'a saldırıldı. Tel Aviv, bunların her biri için ulusal güvenlik bahanesini öne sürdü.

Lübnan'da kalıcı İsrail varlığı tartışması

Son günlerde Güney Lübnan'da kalıcı İsrail varlığına ilişkin tartışmaların ortaya çıkması ise meselenin sadece güvenlik boyutuyla açıklanamayacağını düşündürüyor. Nitekim geçtiğimiz mart ayında İsrail Maliye Bakanı BezalelSmotrich'in güney Lübnan'ı ilhak çağrıları ve Savunma Bakanı Israel Katz'ın İsrail'in söz konusu bölgede kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturması gerektiğine yönelik açıklamaları,güvenlik söylemi ile genişleme eğilimi arasındaki ilişkinin giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

Burada asıl mesele güvenliğin nasıl tanımlandığıdır. Eğer güvenlik belirli bir tehdidin ortadan kaldırılması olarak tanımlanıyorsa bir noktada askeri faaliyetlerin azalması beklenir. Ancak güvenlik, giderek genişleyen bir nüfuz alanı oluşturma hedefiyle iç içe geçtiğinde durum değişir. O zaman tehditler ortadan kalkmaz, aksine sürekli yeniden üretilir. Bir cephede elde edilen "başarı" başka bir cephede yeni bir müdahaleyi mümkün kılar. Böylece güvenlik arayışı kendi kendini besleyen bir girdaba dönüşür.

Tel Aviv'in güvenlik anlayışı da kurulduğu günden beri kendi varlığını koruma iddiası adı altında yayılmacı politikalar çerçevesinde şekilleniyor. Bu noktada İsrail devletinin kuruluş ideolojisi olan Siyonizm'i denkleme dahil etmek gerekiyor. Çünkü Siyonizm'in uç yorumları, güvenliği durağan bir durum olarak değil sürekli genişletilmesi gereken bir hedef olarak görüyor. Böyle bir anlayışta güvenlik hiçbir zaman tamamlanmaz. Her yeni kazanım yeni talepleri beraberinde getirir. Önce kolonileşme, ardından ilhak gelir.

Filistin'de yaşanan süreç bunun en belirgin örneğidir. 20. yüzyılın başlarında kadim Filistin topraklarında Yahudi yerleşimleriyle başlayan süreç zamanla işgal ve ilhaka dönüştü. İsrail'in bugün fiilen kontrol ettiği alan, kuruluş yıllarındaki sınırlarının çok ötesine taşarak yaklaşık üç kat büyüklüğe ulaştı. Bugün Lübnan'ın güneyindeki saldırılar ve kolonileşme niyetleri benzer kaygıları beraberinde getiriyor. Yazının önceki kısımlarında bahsi geçen İsrailli siyasilerin Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgenin ilhak edilmesini savunmaları, ulusal güvenlik bahanesinin Lübnan özelinde yeni mekânsal ve siyasal talepler üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Bu nedenle İsrail'in Lübnan dahil olmak üzere son dönemdeki saldırgan politikaları sadece askeri veya stratejik tercihlerle açıklanamaz. Bu politikalar aynı zamanda sürekli büyümeye ve genişlemeye istekli ideolojik bir perspektifin somut yansımaları olarak görülebilir.

Güç-güven dengesi

Öte yandan tarih bize askeri kapasite ile güvenliğin her zaman aynı şey olmadığını gösteriyor. Devletler bazen güçlendikçe paradoksal biçimde daha güvensiz hale gelebiliyor. Zira aşırı güç kullanımı yeni tehditler üretebiliyor, yeni ittifakların ortaya çıkmasına yol açabiliyor ve uluslararası meşruiyeti aşındırabiliyor. Nitekim Gazze Savaşı sonrasında İsrail'in karşı karşıya kaldığı uluslararası baskı, diplomatik yalnızlaşma ve dünya genelinde büyüyen İsrail karşıtı dalga, bu sürecin işaretleri arasında yer alıyor.

Bu çerçevede İsrail'in içinde bulunduğu durum Yunan mitolojisindeki Erysichthon'a benzetilebilir. Mitolojiye meraklı olanlar bilir ki Tanrıça Demeter'in kutsal korusunu keserek doğanın düzenini bozan Erysichthon, ceza olarak hiç dinmeyen bir açlıkla lanetlenmiştir. Ne kadar tüketirse tüketsin açlığı büyümüş, sonunda kendi bedenini yer hale gelmiştir. İsrail'in güvenlik arayışı da benzer bir paradoks içinde. Daha fazla güvenlik elde etmek için attığı her adım yeni sorunlara yol açıyor. Bu da daha fazla güç kullanımını ve daha geniş güvenlik taleplerini beraberinde getiriyor. Yani İsrail açısından güvenlik bir amaç olmaktan çıkmış ve kendi kendini besleyen bir girdaba dönüşmüş durumda. Erysichthon'un açlığı nasıl hiçbir zaman dinmediyse İsrail'in güvenlik arayışı da pek dineceğe benzemiyor. Ta ki kendi ürettiği bu girdap içindekendini tüketene ya da onu durdurabilecek bir güç ortaya çıkana kadar.