İsveç ve Finlandiya'nın NATO serüveni

Necdet Özçelik / Yazar
21.05.2022

İsveç ve Finlandiya'nın üyeliği konusunda Türkiye'nin gösterdiği önemli tavır, NATO üyeliğine yeni bir kriter getirebilecek potansiyel taşımakla birlikte, terörün NATO nezdinde müşterek olarak tanımlanması için tartışma yaratabilecektir.



İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği başvurusuyla ilgili başvurunun gerekçeleri, zamanlaması, Türkiye'nin itirazları ve iki ülkenin muhtemel üyeliklerinin küresel güvenlik iklimi üzerine etkileri son haftalarda dünya kamuoyunun öncelikli gündemi haline geldi. İsveç ve Finlandiyalı siyasetçiler, diplomatlar ve bürokratlar bir taraftan diğer ülkelerdeki muhataplarıyla istikşafi görüşmeler gerçekleştirirken diğer taraftan da Batı medyasının etkin kamu gücünü de arkalarına alarak yoğun bir kamu diplomasisi atağına geçtiler. Bütün bunlar devam ederken Finlandiya ve İsveç'in NATO daimi temsilcileri geçtiğimiz hafta içinde ülkelerinin üyelik başvurularını NATO Genel Sekreterine sunarak resmileştirdiler. Türkiye açısından, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğiyle ilgili süreç Karadeniz-Baltık eksenindeki jeopolitik risklerin yanı sıra PKK/PYD terörünün Batılı müttefikleri arasındaki algısını dizayn etmek için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu bakımdan 29-30 Haziran tarihlerinde İspanya'nın Madrid kentinde yapılacak NATO Zirvesi'ne kadar süreç Türkiye'nin birçok kurumuyla birlikte ısrar ve dikkatle yürütülmesi gereken bir devlet politikası süreci olarak görülmelidir.

Neden istiyorlar?

Her iki ülkenin de NATO üyeliğine duydukları ilgi Rusya'nın 2014 yılında Donetsk ve Luhanks'ı işgali ve Kırım'ı ilhakına dayanmaktadır. Bunun arakasında yatan gerekçe olarak Rusya'nın askeri yayılmacılığı gösterilmektedir. Yıllardır tarafsızlık ilkesi çerçevesinde hareket eden İsveç ve Finlandiya, süregelen ve jeopolitik özerklik olarak ifade edilebilecek pozisyonlarını terk ederek kolektif bir savunma güvenliği içinde yer alma gerekçesini NATO ile Rusya'nın karşılıklı genişleme hamlelerinin ortaya koyduğu güvenlik endişeleriyle açıklamaktadır. Esasen her iki Baltık ülkesinin şimdiye kadar NATO'ya üye olmamalarının gerekçesinin Rusya'nın NATO'yu dengeleyici askeri gücü olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Ancak, Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü işgal harekâtında karşı karşıya kaldığı bir dizi askeri başarısızlığının ortaya koyduğu fırsat iklimi, her iki Baltık ülkesinin ittifak içinde yer alma arzusunu harekete geçiren itici bir faktör. Rusya, Ukrayna'yı işgalinde maksimalist hedeflerine ulaşabilecek bir fırsat yakalasaydı her iki Baltık ülkesinin NATO üyeliği konusunda bu kadar istekli olduklarını tartışmıyor olurduk. Bu bakımdan Ukraynalıların Rus işgaline direnişinin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğinin dolaylı bir mücadelesi olduğunu ifade etmek pek de abartılı olmaz. Bu da bize İsveç ve Finlandiya'nın üyelikle ilgili yaklaşımının konjonktürel bir fırsat meselesi olduğunu işaret etmektedir.

Terör destekçiliği

Bilindiği gibi NATO resmi olarak kolektif bir savunma teşkilatı ifade edilir ve NATO'nun tehdit değerlendirmesi de devletlerden ve devletlerarası ittifaklardan kaynaklı konvansiyonel tehditler çerçevesinde gelişir. Devlet-dışı aktör kaynaklı konvansiyonel olmayan tehditlere dönük değerlendirme çerçevesinde istismara açık gri bir alan bulunur. Bu anlamda en önemli problem de terör tehdidinin değerlendirmesiyle ilgilidir. Terörle mücadelenin prensip ve yöntemlerine dair askeri/kolluk usulleriyle ilgili ortak bir anlayışa varılmakla birlikte, NATO üyeleri arasında terörün tanımıyla ilgili siyasi bir müştereklik geliştirilememiştir. Bu da ittifakı kendi kendini konvansiyonel bir savunma örgütü olarak sınırlamasına, kolektif bir güvenlik ittifakı olabilmesinin önüne geçmektedir. Oysa, üye ülkeler NATO'nun yalnızca milli savunma gereksinimlerine değil, milli güvenlik gerekliliklerine de uygun hareket etmesini bekler. NATO içinde PKK/PYD'nin bir bütün olarak terör örgütü olarak tanınmasına gönülsüzlük gösteren, bu örgütü askeri, finansal ve siyasi bakımdan destekleyen ülkeler bulunmaktadır. NATO üyeliğine aday İsveç ve Finlandiya da bu örgütü bütüncül şekilde terörist bir örgüt olarak tanımadığını, örgütün Suriye'deki kolunu askeri, finansal ve siyasi bakımdan desteklediğini, örgüt elemanlarını Türkiye'ye iade etmeye razı olmadığını, örgütün dernek, vakıf ve medya uzantılarının faaliyetlerine ülkelerinde izin verdiklerini açıkça ifade etmektedir. Bunu yaparken de NATO üyesi ABD'nin PKK/PYD örgütüne yaklaşımı model olarak gösterip NATO üyesi olma arzularına rağmen örgüte olan desteklerini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

PKK terör örgütü PYD, PJAK ve Irak'taki irili ufaklı bağlantılarıyla birlikte Türkiye için transnasyonel bir milli güvenlik tehdittir. Örgüt KCK sözleşmesiyle zaten bunu kendisi deklere etmiştir. İsveç ve Finlandiya'nın Türkiye'nin üyesi bulunduğu NATO'ya üye olmaya çalışırken bir taraftan da PKK/PYD'nin üye bir ülkenin güvenliğine bütüncül bir tehdit olduğu gerçeğini göz ardı etmesinin izah edilir bir tarafı yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu çelişkinin altını çizerek İsveç ve Finlandiyalı muhataplarına bu durumu en üst seviye dile getirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya girmesinin PKK'ya verdikleri destek nedeniyle olumlu bulmadığını ifade derken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine yönelik tepkisinin bir tehdit değil, aksine bir endişe kaynağı olduğunu belirtmiştir. Çavuşoğlu, terörü destekleyen bir ülkenin NATO müttefiki olmamasını da işaret ederken esasen NATO üyeliği standardı için önemli bir parametre öne sürmektedir.

PKK/PYD ile ilişkileri

Belçika, Fransa, Almanya, Danimarka ile birlikte İsveç PKK/PYD'nin Avrupa'daki ideolojik, siyasi bekası ile finansasal desteği bakımından kaynak ülke durumundadır. İsveç'te PKK/PYD güdümlü STK'lar örgütün ideolojisini yaşatmakla birlikte, finansal ve insan kaynağı temin etme konusunda önemli rol oynamaktadır. İfade özgürlüğü ve demokratik prensipler gerekçeleriyle İsveç'te kurumsallaşan başlıca PKK/PYD'li STK'lar olarak İsveç Kürt Konseyi, İsveç Demokratik Kürt Toplum Merkezi, İsveç Kürt Kültür Derneği, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi, İsveç Özgür Gençlik Hareketi ve Rojava Komitesi bulunmaktadır. İsveç şimdiye kadar iadesi talep edilen hiçbir PKK'lı teröristi Türkiye'ye teslim etmemiştir. İsveç aynı zamanda medya yayınları aracılığıyla da PKK/PYD'nin propagandasına ev sahipliği yapmaktadır. 1997 yılında Kürt Medya Vakfı'nın kurulmasıyla birlikte PKK'nın uydu televizyonları İsveç'te aktif olarak yayın yapmaktadır. Roj TV, Rojhelat TV, Newroz TV en aktif PKK TV'leri arasında yer aldı. Bu televizyonlar Türkiye'nin diplomatik ısrarcı baskıları nedeniyle yasaklanmış olsa da, bunların yerine halen Aryen TV, Freedom TV ve Rohani TV örgüt yanlısı programlar yayınlamaya devam etmektedir. İsveç Parlamentosu'nda PKK'nın terör listesinden çıkarılmasına dönük tartışmalar zaman zaman parlamento gündemine gelmektedir. İsveç'teki Sol Parti PKK'nın AB terör örgütleri listesinden çıkarılmasına yönelik 2016 yılında bir girişimde bulunmuştur. Öte yandan İsveç makamları, terör örgütüne desteklerini ifade etmek için PKK'nın Suriye kolundaki temsilcilerle de görüşüme devam etmektedir. İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde 2020 yılında PYD temsilcileriyle bir araya gelerek İsveç'in PYD'ye (siyasi, mali ve askeri) desteğini tekrarmış bu görüşmeleri müteakip Türkiye'nin Suriye'de PKK/PYD'ye yönelik askeri operasyonlarını durdurmasını ve Türkiye'nin Suriye'deki operasyon alanlarından çekilmesi çağrısında bulunmuştur. İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde başkanlığındaki heyetin terör örgütü PYD temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda terör örgütüne 2023 yılında 376 milyon ABD Doları destek verilmesine dair bir karar da alınmıştır. Finlandiya, PKK'yı doğrudan terör örgütü olarak tanımamakla birlikte AB kararları nedeniyle PKK'yı terör örgütü olarak tanıyan ülkeler arasında yer almaktadır. Finlandiya da İsveç'e benzer şekilde Türkiye'nin Suriye'deki askeri operasyonlarını kınadığına dair açıklama yapmıştır ve 2018'den itibaren Türkiye'ye savunma ürünlerinin satışıyla ilgili yasak getirmiştir. Finlandiya'dan iadesi talep edilen iki PKK'lı teröristin iadesine dönük olumlu bir cevap da vermemiştir.

Her iki Baltık ülkesi de terörü desteklemekle birlikte, İsveç'in PKK/PYD ile ilişkisi daha derin ve karmaşık olarak görünmektedir. Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği sürecindeki terörle ilgili argümanı sadece bu ülkenin terörle ilişkisine indirgenemeyecek kadar önemlidir. Türkiye'nin ülkelere ve mevcut NATO üyelerine karşı takındığı tutum da PKK ile birlikte PYD terör karakteri hakkında önemli bir tartışmayı beraberinde getirecektir. Bu kapsamda tartışma iklimi iki muhtemel sonuca neden olabilir. İlk olarak, ABD, NATO, AB ve ABD'nin PKK ile PYD arasındaki örgütsel bağın kesilmesi için sadece PKK'yı sorunsallaştırıp PYD'yi meşrulaştırma girişimlerinin hızlandırabilecekleri beklenmelidir. Bu kapsamda sembolik olarak Avrupa'daki bazı PKK'lıların Türkiye'ye iadesi, Irak'ta bulunan lider seviyesindeki bazı teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için Türkiye'ye istihbari destek verilebileceği beklenebilir. Göstermelik birkaç dernek, vakıf ve medya kuruluşuna kısıtlama getirilmesi de gündeme gelebilir. Ancak, bunlar Türkiye'nin güvenlik endişesini ortadan kaldırmayacak kozmetik girişimler olabilir, bu iki ülkenin NATO üyesi olmasından sonra bu kozmetik girişimlerin tersine çevrilebileceği ihtimal oldukça kuvvetli bir ihtimaldir. İkinci muhtemel sonuç ise Türkiye'nin ısrarcı tavrının Batılı ülkeler nezdinde PYD'nin değerinin düşmesi halidir. Bu kapsamda, PKK/PYD'nin Türkiye ile NATO, AB ve ABD arasında bütüncül bir yapısal sorun haline gelme endişesinin Batılı ülkelerin örgütü algılamaları konusunda bir baskı unsuru olabileceği beklenebilir. Ancak, bu tavrın da zaman içinde Batılı devletlerce gevşetilebileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bu bakımdan, Türkiye'nin bu tartışma iklimini manipüle ederek İsveç ve Finlandiya'nın üyelik sürecini uzatması NATO, AB ve ABD'nin PKK/PYD'ye bütüncül bir terör örgütü olarak tavrının netleşmesini beklemesi daha uygun bir yaklaşım olarak görülebilir. Bu önemli tavır, NATO üyeliğine yeni bir kriter getirebilecek potansiyel taşımakla birlikte, terörün NATO nezdinde müşterek olarak tanımlanması için tartışma yaratabilecektir.

@necdet4059