Jeopolitikte bağların kopuşu ve kaosa davet

Ahmet Taha Yayman - Stratejist/Mühendis
28.02.2026

Amerikan halkının gerçek çıkarlarını savunmak adına yola çıkan Trump, devleti yalnızlaştıran ve kendisinden önceki ideolojik yaklaşımı sonuna kadar reddetmesiyle müttefiklerini savunma harcamalarını arttırmaya iten bir lider olarak ne kadar Amerikan halkından onay görüyor?


Jeopolitikte bağların kopuşu ve kaosa davet

Ahmet Taha Yayman - Stratejist/Mühendis

Bugün İran'a yapılan müdahale; Venezuela'da olan uluslararası ilişkiler paradigmalarını değiştiren harekât, Rusya-Ukrayna savaşı, Çin ile olan tarife savaşları, gelinen son noktada Trump'ın "kutunun dışında" denebilecek tavırları ve politik duruşları ile birleştirince, organik bağları fevri davranışlarla koparılmakta olan bir dünya ile karşı karşıya kaldığımızı görebiliriz.

Bu dünyada dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin çıkarları doğrultusunda hareket etmesini beklediğimiz yapılar, özellikle uluslararası ilişkilerinde etkili devletlerdir. Kendi çıkarları söz konusu olunca ortak paydaları hiçe sayan, insani olandan uzaklaşmayı bir opsiyon olarak görebilen, kendi halkını karmaşık devlet mekanizmaları arasına sıkıştıran bu devletlerde şunu görüyoruz: En baştaki kişinin nasıl biri olduğu dünyanın kaderini etkiliyor. Zaten bu nedenle, tek kişinin gücünü sınırlamak adına kurulan sistemler içinde yaşamıyor muyuz? Tek kişinin hükmünün geçerliliğinin kısıtlanması amacıyla demokratik mekanizmalar ile sistem içinde gücü paylaştırıyoruz değil mi? En azından anlatılan bu. Peki ya arka planda? Bir ülkenin liderinin nasıl davranışlar sergilediğinin, nasıl yönelimleri olduğunun dünyayı bu kadar etkileyebildiği, gücü ele geçirenin onu asla bırakmak istemediği bu vasatta ahlaki tercihler yapmak isteyenler ne yapmalı?

Eski dünya, yeni dünya

Demokratik haklar kapsamında bir ülkenin yönetiminde söz hakkımızın kısıtlılığının, bugün devletlerin ellerindeki kolektif gücün, çeşitli mekanizmalar ile suiistimaline kapı aralayan bir olguya sebebiyet verdiğini kabul etmek gerekir. Bugün ülkeler seçimlerle yönetilirken, kağıt üzerinde herkesin söz hakkının bir oy ile sınırlı oluşu, seçilen kişinin ise uluslararası hukuktan muafmış gibi hareket edebilmesi, aslında devasa bir "irade açığı" yaratıyor. Halkın iradesi çoğu konuda geride bırakılabiliyor. Klasik cumhuriyet mantığının geldiği noktada halkın hepsinin onaylayacağı bir madde bazen sadece devletin "kompleks çıkarları" gözetilerek reddedilebiliyor. Veya sorunların ortak çözüm mecrası, siyaset yozlaştığı zaman, ki dünya çapında yozlaşmamış siyaset örnekleri azdır, öyle ya da böyle amacını ıskalayan, irademizi hiçe sayan bir sistemi yaşıyoruz. Yaptığımız seçimler "sembolik" hale geliyor.

Bu noktada ülkelerin birbirleriyle olan tarihi bağlarını ve halkların ortak yaşanmışlıklarını gözetmeyen bir lider düşünelim. Kendi ülkesinin kurumlarının ona karşı dayanıklılığını test edercesine hareket eden ve ülkesinde kurumlar tarafından kısıtlanan bir lider. Böyle bir kişi aslında uluslararası denetim mekanizmalarını da yıpratacak kadar sınırları genişleterek hareket ettiği müddetçe, devletler arasındaki organik bağları da zedeleyecektir. Dünya halkları tarafından durdurulan böyle liderler elbette tarihte vardı. 1800'lü veya 1930'lu yıllarda fevri hareket eden liderlerin kendi inisiyatifleri sonucu, dolaylı veya doğrudan dünyada büyük değişimlerin kapılarının aralandığını biliyoruz. Ancak dünya artık "sıfırdan dizaynları" kabul etmek için çok büyümüş durumda.

Sıradan vatandaş ne istiyor?

Kısaca bugün vergi tarifelerinde bir savaş olduğunda, dünya ekonomik sistemi içerisindeki güçlü bağ nedeniyle, para her yerde altına kayıyor. Sosyal medya, dijitalleşme ve başka trendler sayesinde müşterek paydalarda hızlıca buluşan kitleler, aslında tek bir ortak çıkar grubu haline geliyor. Bugün bahsi geçen halkın iradesi aslında her yerde, her yaş grubunda ortaklaşıyor: "Çocuklar ölmesin, suçlular cezalandırılsın, siyaset yozlaşmasın ve kediler sevilsin"... Küresel vicdan olarak da gördüğümüz, kitlelerin birbirlerinin düşünceleri üzerinden bütünleşmesi aslında bir yandan da sağduyuyu ortaya çıkartır halde. "Sıradan kişinin" her coğrafyada istekleri, ucuz akaryakıt, sağlık hizmetine erişim ve benzer stabilite gerektiren sabit temel ihtiyaçlar.

Her halükarda, dünya çapında dengelerin birbirine bu kadar bağlı olduğu, herkesin parasının, yaşam standardının ortaklaştığı bu vaziyette, bir liderin fevri çıkışlarına tanıklık ediyor ve her noktada sağduyunun yanında olan bir bölge görüyoruz. İran'la veya genel olarak bölgede kolay olanı tercih etme eğiliminde olan ABD Başkanı Trump, bölgeyi ateş çemberine atmasın diye günlerdir Ortadoğu'da diplomasi trafiği yürütülüyordu.

Velhasıl gelinen noktada Amerikan halkının gerçek çıkarlarını savunmak adına yola çıkan Trump, devleti yalnızlaştıran ve kendisinden önceki ideolojik yaklaşımı sonuna kadar reddetmesiyle müttefiklerini savunma harcamalarını arttırmaya iten bir lider olarak ne kadar Amerikan halkından onay görüyor? Aslında Amerikan halkı kendisini yumurta ve benzin fiyatlarıyla, sağlık sistemiyle mücadele etmesi için seçmişken, halkın gerçek problemlerini ıskalamak burada gerçekten bir halkın iradesinin yok sayılması anlamına geliyor. Bu ise gerçekten organik bağları bulunan Avrupa ve Amerika halklarını birbirlerinden uzaklaştırıyor. Son tahlilde jeopolitikte bağların kopuşu ve değerler manzumesinin yok sayılması, dünyayı yeni bir kaosa sürüklüyor.