Kalan ömrünü nerede geçirmek istersin?

Mustafa İsen / Yazar
23.10.2020

II. Bayezid, oğlu Yavuz Sultan Selim'le girdiği o istenmeyen savaşı kaybedince kendisine kalan ömrünü nerede geçirmek istediği sorulmuş. Belki orada doğduğu için, Bursa'yı, Edirne'yi, Kudüs, Mekke, Medine gibi kutsal şehirleri değil, Dimetoka'yı seçmiş. Gerçi ömrü vefa etmeden, özlediği ve anıları olan bu şehre ulaşamadan, yolda vefat etmiş ama bu seçim şehrin konumunu gösterir sanıyorum.



Gençlik yıllarımdaydı, İstanbul Üniversitesi’nde çalışan bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Karşılıklı üzerinde çalıştığımız konuları konuşurken arkadaşım, İstanbul’da yatan veliler üzerine bir araştırma yaptığından söz edip şöyle devam etti konuya; ziyaretlerine gittiğim yatırların bir kısmı beni ilk gidişimde kabul ederken bir kısmına ancak müteaddit uğrayışlarımda ulaşabildim.

Buna nasıl karar veriyorsun, 16. yüzyılda yaşamış ve ölmüş birisi için böyle bir kanaat nereden doğuyor, dedim, rasyonel bir bakış açısıyla. Ama arkadaşım devam etti, biliyorum o gün türbe açık, ama uğradığımda kapıyı kilitli buluyorum, demek ki beni kabul etmedi, diye devam etti. Buna pek inanmasam da itirazımı sürdürmedim. Sürdürmedim ama bir süre sonra böyle bir kabul edilmeyiş ısrarlı bir biçimde başıma gelince, demek ki arkadaşımın tecrübesini yabana atmamak gerekiyormuş, kanaatine vardım. Vardım çünkü, bu yazılarda sıklıkla belirttiğim gibi, hayatımın bir bölümü Balkanlarda geçti, ama daha fazlasını da bu bölge için çalışarak geçirdim. Bu yüzden gidip görmediğim, şehir, bölge, abidevi eser sayısı azdır. Özellikle bölge tarihi için öncelikliyse ele alınması gereken konu, benim için de önemliydi ve kitabi bilgiyle yetinilmeyerek mutlaka yerinde gidilip görülmesi elzemdi. Biri hariç, Dimetoka ve Kızıl Deli Sultan dergahı. Bunun için defalarca ziyaret programları yaptım, ama bir türlü huzura kabul edilmedim. Dimetoka’dan söz etmiyorum, elbette kabul etmeyen Bektaşiliğin Balkanlardaki en önemli ismi Kızıl Deli Sultan’dı. Hikayesi uzun, ona Dimetoka’dan geçip ulaşılacağı için önce burayı, sonra da Kızıl Deli Sultan ve vuslat hikayesini anlatayım.

Rumeli’nin en büyük camii

Tarihimizde eski günler için çok önemli yerleşim merkezleri var, maalesef bugün bizim için hiçbir şey ifade etmeyen. Etmemek ne kelime isimleri bile bizde en küçük çağrışımlar uyandırmayan. İşte Dimetoka, onlardan biri. Topu topu Edirne sınırına 20 km uzaklıkta ve Uzunköprü’nün karşısında bir şehir. Çok erken dönemde fethedilmiş, altı yüz yıl bizimle olmuş (1361-1912) bir bilim merkezi ve Osmanlı sultanlarının zaman zaman gelip kaldıkları bir saraylar diyarı. Edirne’den önce fethedildiği için I. Murat, daha sonra da Şehzade Musa Çelebi ve Fatih Sultan Mehmet zaman zaman burada ikamet etmiş. Fatih’in oğlu Bayezid burada doğmuş. Yıldırım Bayezid’in inşasına başladığı ve oğlu I. Mehmed’in (1421) tamamladığı Rumeli’nin en büyük camii de burada. Küçük şehrin silüetine hâkim olan bu cami hâlâ ayakta, ama perişan bir vaziyette.

Dimetoka’nın zaptı

Dimetoka’nın zaptı çok erken yıllarda akıncılar tarafından gerçekleştirildi. Burası ele geçtikten sonra Orta Meriç bölgesinin tamamı kontrol altına alındı, Şeyh Bedreddin’in doğum yeri olan Simavna da bu fetihlerde ele geçen çevredeki küçük kalelerdendi. Fethi takiben dışarıdan getirilen Türk aileleri, şehre yeni bir veçhe kazandırdı ama Hristiyan aileler de burada yaşamaya devam etti. Şehirde ilk kurulan sosyal ve dinî kurum Abdal Cüneyd Zâviyesi’dir. Bunu medreseler izledi. Bu gibi şehirlerin genelde bir hamisi bulunur ve şehrin imarında onların önemli rolleri vardır. Dimetoka için bu kişi Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa’nın oğlu Oruç Bey’dir. Şehir için medrese ve hamam gibi pek çok eser yaptıran Oruç Bey’in türbesi de Dimetoka’dadır. Ama şehirdeki asıl görkemli yapı dört sütunlu ve iki ahşap kubbeli Bayezid Camii’dir. Üzülerek belirtmek gerekir ki uluslararası fonlardan temin edilen kaynaklarla yapılmak istenen bu tür tarihi eserler, Yunanistan’da ne hikmetse bitmek üzereyken çıkan bir yangınla eski durumundan da kötüye gitmektedir. Sözü edilen bu cami bunların karakteristik örneklerinden biri.

Saraylar, tekkeler, camiler, köprüler, çarşılar, medreseler gibi canlı bir uygarlık merkezi olan Dimetoka, bunun sonucu olarak da çok sayıda insan yetiştirmiştir. Özellikle Oruç Paşa Medresesinin sınıfları, bir kısmına öğrenci, bir kısmına hoca olarak ne kadar çok kişi ağırlamıştır. Bunlar arasında, bilginlerden Şücâüddin İlyas Rûmî, Vezîrâzam Sürmeli Ali Paşa, Silahdar Seyyid Mehmet Paşa, şair ve âlim Abdülvâsi, Rızayî, Sadık Abdal, Derviş Kemal ve Cemil Meriç’in ataları sayılabilir. Ulemâdan eş-Şekā’iku’n-nu ‘mâniyye müellifi Taşköprizâde Ahmed Efendi şehirdeki Oruç Paşa Medresesi’nde müderris olarak bulunduğu gibi Kanûnî Sultan Süleyman’ın vezîriâzamı Lutfî Paşa da azledildikten sonra uzun yıllar buradaki çiftliğinde münzevi bir hayat sürmüş ve eserlerini kaleme almıştır. Osmanlı devletinin 16. yüzyıldaki en etkili bürokrat ve aydınlarından biri olan Feridun Bey’in de burada vakıf eserleri vardır.

Ulaşmaya ömrü vefa etmedi

Bu şehrin eski dönemin ne denli önemli merkezlerinden biri olduğunu iki anekdotla anlatmak isterim. II. Bayezid, oğlu Yavuz Sultan Selim’le girdiği o istenmeyen savaşı kaybedince kendisine kalan ömrünü nerede geçirmek istediği sorulmuş. Belki orada doğduğu için, Bursa’yı, Edirne’yi, Kudüs, Mekke, Medine gibi kutsal şehirleri değil, Dimetoka’yı seçmiş. Gerçi ömrü vefa etmeden, özlediği ve anıları olan bu şehre ulaşamadan, yolda vefat etmiş ama bu seçim şehrin konumunu gösterir sanıyorum. Aynı şekilde Osmanlı topraklarına sığınan İsveç Kralı Demirbaş Şarl 1713 Şubatından 1714 Ekimine kadar burada ikamet etmiş.

Balkan savaşları sonrasında Dimetoka bir Türk-İslâm merkezi olmaktan çıktı. Elden çıkan pek çok kadim şehir gibi önemi ne olursa olsun İslam uygarlığını hatırlatacak yapılar izi dahi kalmaksızın yok edildi.

Buraya kadar anlatılanlardan şehir hakkında bir malumat edinilmiş olmalı. Ama Dimetoka’yı anlatma sebebim başka. Daha açıkçası benim için Dimetoka, ünlü Bektaşi babası Kızıl Deli Sultan’ı yöresinde barındırdığı ve ona ulaşmak için buradan geçmek zorunlu olduğu için bir anlam ifade ediyor. İşte yıllarca ulaşmak isteyip de ancak beşinci ya da altınca teşebbüste huzuruna kabul edildiğim veli, Balkanların fethi sırasında buralarda yurt tutan kolonizatör dervişlerin en tanınmışı bu bölgede yaşadı ve şimdi burada yatıyor. Adından başlayarak her yönüyle karizmatik bir isim olan Kızıl Deli Sultan ya da daha resmi adıyla Seyyid Ali Sultan ve arkadaşları Horasan’dan yola çıkarak önce Hacı Bektâş Velî’nin dergâhına uğramış, burada bir süre onunla görüştükten sonra Osmanlı topraklarına yönlendirilmişler. Bir başka rivayette ise Horasan civarında yaşamakta iken bir gece rüyasında gördüğü Hz. Peygamber’in emriyle Balkan fetihlerinde Orhan Gazi’ye yardım etmek için yanında kırk arkadaşıyla birlikte yola çıkışından söz edilmekte. Hacı Bektâş Velî’nin oğlu olduğu da söylentiler arasındadır. Uzun yaşamı boyunca Orhan Gazi, I. Murad ve Yıldırım Bayezid devirlerini idrak edip onlara yol göstermiş, onlara manevi rehberlik yapmış. Yine rivayetlere göre ünlü akıncı beyi Gazi Evrenos tarafından yürütülen fetihlerde aktif rol üstlenmiş. Bir süre Balkan coğrafyasında fetihler yaptıktan sonra gaziler ordusunun başına Gazi Evrenos’u tayin etmiş, ardından Dimetoka yakınlarında kendi adını taşıyan çayın kenarındaki bir derbendin yanına yerleşerek bir tekke kurmuş. Yıldırım Bayezid, dergaha özel vakıflar tahsis etmiş. Bu dönemden itibaren oldukça faal olan tekke, Rodop Dağları üzerinde çok önemli bir derbend vazifesi de görmüş. Bu tekke ile birlikte Dimetoka’nın batısı artık Bektaşîler’in merkezi konumuna gelmiş. Bektaşiliği kurumlaştırmasıyla bilinen Balım Sultan da bu dergahta yetişmiş.

Huzura çıkmak istediğim yer

İşte huzura çıkmak istediğim mekan burasıydı. Bu amaçla Edirne’ye ulaşmış, önceden gerekli hazırlıkları yapmıştım ama benzer organizasyonları daha önce de denemiştim. Dualarla sabah erkenden yola çıktık. Edirne Bektaşi dergahı sorumlusu da bizimle birlikte. Pazarkule sınır kapısı kolay aşıldı, Dimetoka’ya hızla ulaştık. Şehri süratle dolaştıktan sonra asıl hedefimize yöneldik. Adını gideceğimiz mekanın sahibinden alan Kızıl Deli Çay’ı da aştık. Rodop Dağlarının kıvrım kıvrım yolları arasında heyecanla yol aldı aracımız. Fedai Bey dostumuz bizi bir an önce menzile ulaştırmak için dikkatle ama hızla sürdü arabayı. Nihayet dergahın eteklerindeki Ruşenler köyündeydik. Geleceğimizden haberdar olan birkaç kişiyi de yanımıza alarak tekrar son menzile yöneldik. Ormanların içinde birden karşımıza ortaçağ kale kentlerini andıran muhteşem bir kapı ve taşlarla çevrili bir külliye çıktı. Tazimle ilerledik, nihayet kabul edilmiştik. Önce türbe, sonra bir Bektaşi tekkesinde olan diğer müştemilat ziyaret edildi. Yani türbe yanında, misafirhane, kurban kesim yeri, üç aşhane, üç çeşmelik bir abdesthane, mescid, mezarlık ve erzak depoları. Dergah dini faaliyetler yanında bölgenin her türlü ihtiyacı için bir merkez. Örneğin Hıdrellez sonrası Batı Trakya ve Dünya’nın çeşitli ülkelerinden gelen misafirler 600 yıllık bir geleneğe katılmak için Seçek Yaylası’nda toplanarak, burada üç gün süren şenlikler ve güreş müsabakaları düzenlemektedir. Bu etkinlikler de tekke etrafında yapılır. Bu şenliklerde pehlivanlar güreş tutar, kurbanlar kesilir, yemekler yenir, kutlamalar yapılır.

Kabul izni alındı

Benzer mimari örnekleri ve dini etkinlikleri Otman Baba’da, Akyazılı Baba’da, Kalkandelen’de de görmüştüm. Ama burası onların da ana üssüydü adeta. Balkanlarda temel değişim bu dervişler eliyle olmuşsa düğüm başı Sarı Saltuk, ama bizzat icracısı ve Osmanlı dönemi en önemli ismi Kızıldeli Sultan’dı. Üstelik II. Bayezid’in yönlendirmesi ve Balım Sultan eliyle Bektaşilikteki kurumsallaşma da bu dergahtan neşet etmişti. Hem bu denli önemli konumu, hem de insanın aklını başında alan adı, beni ısrarla buraya çekmişti. Çekmişti ama ancak birkaç teşebbüsten sonra kabul izni alabilmiştim.

Bazen bir yeri, kişiyi, kitabı, filmi çok hayal edersiniz de karşılaşınca bir düş kırıklığı olur. Kızıldeli Sultan dergahı ise hayal ettiğimin de ötesindeydi. Elbette geçmişteki o muhteşem tablo, yüzlerce insanın bir arı kovanı gibi girip çıktığı hareketlilik yoktu. İsmiyle müsemma coşup taşan Kızıldeli Sultan ve ona layık bağlıları da. Bugün birkaç gönüllü çalışanı, bir kısmı yıkılmaya yüz tutmuş eski ama soylu yapılarıyla mütevazi bir görüntü sergiliyordu. Ama karşınızdaki her nesne size buranın bir zamanlar kartal yuvası olduğunu bütün haşmetiyle bütün mehabetiyle hatırlatıyordu. Anadolu irfanı delilere de velilik mertebesi verir ve onlar herkes tarafından korunur kollanır. Kızıl Deli elbette böyle bir deli değildi, o hedefleri uğruna bu dünyaya aldırmayan bir idealin adamı olduğu için bu isme hak kazanmıştı. Anadolu’da da karşılaştığımız bu tür etkin isimler yüzlerce yıl geriden yörelerini idare etmeye devam ederler. Kızıl Deli Sultan da bunlardan, hatta bunların en önemlilerinden biri…

mustafaisen@yahoo.com