Karabağ zaferine 20 Ocak'tan bakmak

Prof. Dr. Aygün Attar / Türkiye Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı
22.01.2021

Azerbaycan, son yüz yılda iki bağımsızlık mücadelesi (1918 ve 1990) ve 1. ve 2. Karabağ muharebesi olmak üzere iki savaş sığdırdı asırlık tarihine. Bu yolda büyük bedeller ödendi. Üzerinden tam 31 yıl geçen ve bağımsızlığın temel asimetrik savaşı olan 20 Ocak 1990 olayları bu bedellerden biri ve en önemlisidir.



Azerbaycan, enerji güzergahlarının kesişme noktası ve Doğu’yu Batı’ya bağlayan önemli köprüdür. Azerbaycan ‘ın jeopolitik durumu, onun jeostratejik konumunu da önemli şekilde artırmaktadır. Sahip olduğu doğal servetleri, binyılların emaneti olan zengin medeniyeti Azerbaycan’ı bölgenin tacı yapan özellikler olsa da başından eksik olmayan belaların da temelidir aynı zamanda.

İki büyük mücadele

Azerbaycan, son yüz yılda iki bağımsızlık mücadelesi (1918 ve 1990) ve 1. ve 2. Karabağ muharebesi olmakla iki savaş sığdırdı asırlık tarihine. Azerbaycan, 1918’de tüm Şark dünyasında ilk demokratik cumhuriyeti kurdu ve iki yıllık ömrü olan, akabinde 70 yıl Sovyet işgalinde bulunan Milli Devlet 1991 ‘de yeniden bağımsızlığına kavuştu. Bu yolda büyük bedeller ödendi... Üzerinden tam 31 yıl geçen ve bağımsızlığın temel asimetrik savaşı olan 20 Ocak 1990 olayları bu bedellerden biri ve en önemlisidir. 1990’ların başında Sovyet yönetiminde Azerbaycan aleyhine faaliyetler doruk noktasına ulaşmıştı. Azerbaycan halkının ulusal lideri Haydar Aliyev’in, Gorbaçov ve destekçisi olan Ermenilerin yoğun çabaları sonucunda Politbüro’dan ayrılmak zorunda bırakılması gerçeği bu durumu izah etmektedir. Zayıflayan Sovyet yönetiminin yanlı tutumundan cesaretlenen Ermeniler, Azerbaycan’dan toprak talepleri yönünde büyük çaplı faaliyetlere başlamışlardı. Erivan sokaklarında Azerbaycan ve Türkiye aleyhine mitinglerde sözde Ermeni soykırımı posterleri taşıyan güruh Türklere ölüm sloganları atmaktaydı… Azerbaycan halkı bu sürecin ve kendisine karşı planlanmış çirkin emellerin bilincindeydi. Birlik olmak, yeniden 1918’de olduğu gibi tam bağımsızlığını ilan etmek ve halkın hak sesini dünyaya duyurmak için toplanma zamanı gelmişti. 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece

Sovyet askerleri tarafından Bakü sokaklarında bağımsızlık yürüyüşü yapan kalabalığın üzerine acımasızca ateş açıldı. Şehir tanklarla toplarla, ateşli silahlarla kana boyanmıştı. Açılan ateş sonucu aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 137 Azerbaycan vatandaşı -ki bunların içinde Rus ve Yahudi kökenli Azerbaycanlılar da var- hayatını kaybetmiş, 700’den fazlası yaralanmış, yüzlercesi ise, tutuklanarak bilinmeyen yerlere götürülmüştü. Tüm bunlara rağmen Azerbaycan korkmadı, geriye çekilmedi kahramanlık hikayesini yazdı 20 Ocak 1990’da.

Tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi bağımsızlık için ölüme meydan okuyan, eli yalın halde canını siper ederek tankın karşısında durma cesareti gösteren milli ruhun gücü oradaydı. O gücün karşısında dünyanın hiç biri ordusu ve baskısı duruş getiremez. Bundan mütevellit Sovyet ordusu Bakü’yü terk etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’ın şerefli tarihine kanıyla yazdırdığı bağımsızlık savaşı, Sovyet rejimine karşı milli iradenin başkaldırısı, kahraman Azerbaycan’ın onurlu mücadelesinin adıdır 20 Ocak. Bir milletin uyanış hikayesine Rus tanklarının izinin yansıması, o kanlı karşı durmalarda eşi İlhan’ı kaybeden Ferize’nin onun aşkıyla hayatına son vererek 20 . Yüzyılın son çereğinde bir kara sevda masalını yaratmasıdır 20 Ocak... Azerbaycan tarihinin geçtiğimiz asırdakı kırılma noktası, Azerbaycan halkının kahramanlığının tescilli karnesi, ölümün gözlerine bakarak ışık için karanlığa meydan okumanın ta kendisidir 20 Ocak...

Asimetrik savaş

Acılı çilenin özgürlük tadı ile taçlandırdığı gündür 20 Ocak... Bakü sokaklarını zulme karşı direnişe örgütleyen rüzgar, orak çekiç simgeli Sovyetler Birliği pasaportundan topluca imtinanın ateşini körükleyen zamanın adıdır 20 Ocak... Ellerinde silahlar gönlü buz tutarak robotlaşan yaratıklarla, eli yalın gönlü azatlık ateşi ile yanan Azerbaycan halkı arasında yaşanan asimetrik savaşın adıdır 20 Ocak...

Ölümlüdür, ağrılıdır, acılıdır ama şerefli, onurlu ve kahramanlık dolu bir tarihtir...

20 Ocak haftasındayız. O şanlı tarihi yazanlara, yaşadanlara, onun başarılı şekilde devam etmesi için emek verenlere minnettarız. 20 Ocak şehitlerini saygı şükran minnetle yad ediyoruz. İnsani boyutu ile 20 Ocak, Haçlı zihniyetinin dini ve milli kimliğe karşı duyduğu nefretin alenen dışa yansımasıdır. 20 Ocak, Azerbaycan Türklerinin kana bulanan, ölümle karartılan bir kış gecesinden aydınlık, beyaz bir sayfanın açıldığı sabaha uyanışıdır. Karabağ zaferi ışığında 20 Ocak 1990 olaylarını değerlendirecek olursak, Rusya’nın sıcak denizler ve Orta Doğu politikasının temelini oluşturan Kafkasya bölgesinde 350 yıldır yürütmekte olduğu ısrarlı Şark siyasetinin temelinde yatan nedenlerden bahsetmemiz gerekiyor. Büyük Petro dönemine dair arşiv belgelerinde, içinde bulunduğumuz coğrafyada bir Ermeni devletinin Rusya’nın menfaatlerine uygun olduğuna dair ifadeler, Azerbaycan’ın hangi koşullarda zafer kazanma başarısı gösterdiğini ve bu zaferin kazanılmasında Türkiye’nin gösterdiği kıymetli manevi desteğin rolünü idrak etmemize yardımcı olacaktır.

44 günde gelen zafer

Rusya, ileri karakolu olan Ermenistan’ın bölgede 2. Karabağ zaferi sonrasında Azerbaycan ve Türkiye tarafından kesin diskalifiye edilmesi sonrasında bölgede barış gücü askerleri aracığıyla tutunmakta olsa da anca bu iki ülke ile işbirliği yaparak duruş getirebileceğinin farkındadır. Güçsüz ve bol sorunlu Ermenistan ile müttefiklik değil bölgenin güçlü devletleri olan Türkiye ve Azerbaycan ile ittifak, Rusya’nın ekonomik ve siyasi çıkarlarını temin etmektedir. Dolayısıyla, Batılı devletlerin ve kendisinin el altından yaptığı yardımlara rağmen 44 günde 30 yıllık bir problemi zaferle sonlandıran bir Azerbaycan ile ve onunla birlikte canıyla, kanıyla varlık gösteren Türkiye ile muhatap olduğunun farkındadır Rusya. Azerbaycan, 31 yıl önce dökülen kanların sayesinde istibdattan istikbale adım attığı gibi Karabağ savaşında şehadete eren, gazi olan kahramanlar sayesinde de zafer kazanarak Güney Kafkasya bölgesinde jeopolitik konumunu sağlamlaştırdı. G.Kafkasya’da yaşananlar; Azerbaycan, Ermenistan, Rusya üçgeninde ister alanda ister masada Türkiye ‘nin hem mizan (terazi) hem de mizana (üç ya da daha çok direği olan yelkenli gemilerde arka direk) olduğu hakikatini ortaya çıkardı. Direğimiz sağlam, ilişkilerimiz mükemmel, milletimiz birdir. Emek verenleri hürmetle şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz.

aygunattar06@gmail.com