Karadeniz'de yeni sondajlar yeni keşifler yolda

Öğr. Gör. Göktuğ Şahin - Volkan Aslanoğlu / ORSAM Enerji Çalışmaları Direktörlüğü
29.08.2020

İlk arama kuyusu ile yaklaşık bir değerleme yapılmakta ve daha sonra kazılacak kuyular ile bu miktar revize edilmektedir. Türkiye açısından iyimser olan konu, şu ana kadar bölgede Bulgaristan ve Romanya tarafından keşfedilmiş olan gaz sahalarını referans alarak yüzeye en yakın noktadaki rezerv üzerinden bu değerlemenin yapılmış olmasıdır. Şu an itibariyle 3 bin 520 metre derinlikte bulunan Tuna-1 kuyusunun 4 bin 525 metre hedef derinliğe kadar yeni bir rezerve ulaşma fırsatı mümkündür.



Karadeniz’de gerçekleşen arama ve sondaj çalışmalarının neticesinde Sakarya Gaz Sahası’ndan elde edilen sevindirici haber, 21 Ağustos günü Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından halkımıza duyurulmuş ve neredeyse her kesimin merakla ve heyecanla beklediği bu müjde enerjimize enerji katmıştır. Bölgede etkin bir ekonomi olan ülkemiz açısından enerjide dışa bağımlılık sorununun ivedilikle çözülmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğu yıllar önce fark edilmiştir. Türkiye gerekli adımları kendinden emin olarak atarak meyvelerini toplamaya başlamıştır. Türkiye, kararlılıkla devam ettiği sondajlar ve faaliyetler sayesinde keşif haberiyle süslenen başarısına ulaşabilmiştir.

Ülkenin arama geçmişi

Türkiye’nin denizdeki petrol ve doğal gaz arama geçmişini Türkiye’nin 2017 milli enerji politikaları öncesi ve sonrası ikiye döneme ayırmak mümkündür. Bu dönemecin öncesinde TPAO’nun kullandığı gemileri kiralıyor ve deniz sondajını henüz öğreniyor olması itibariyle faaliyetlerimizin ister istemez dışa bağımlı bir halde olduğunu söylemek mümkündür.

2012 ile 2015 yılları arasında ortalama 90 gün sürecek bir sondajın sadece gemi kirası hesap edildiğinde ortalama 45 milyon dolar civarı olacak iken yerli gemilerimiz sayesinde bu para cebimizde kalmıştır. Yerli personelin de derin deniz arama pratiği ve bilgi birikimini elde etmesiyle beraber kendi kaderini çizebilen ve ikinci bir ülkeye veya firmaya muhtaç olmadan kendi sondajını başarabilir bir hale gelmiştir.

Son üç yıl içerisinde toplamda 54 ülkenin karasularında arama faaliyetleri gerçekleşmiştir. 2020 yılı ile bu sayı 36’ya düşerken Covid-19 pandemisi ile son dört ayda bu sayı 23 ülkeye kadar gerilemiştir. Unutmayalım ki, Covid-19 kaynaklı seyahat kısıtlamaları sebebiyle uluslararası personellerin sahalara ulaşımı mümkün olamadığı için şu anki arama faaliyeti ya aylardır o ülkede bulunan yabancı personelle veya yerli personelle devam edebilmektedir. Bu 23 ülkeden ise sadece 14’ü kendi arama faaliyetlerini yapabilecek kapasiteye sahip iken Türkiye’nin bu ülkeler arasında son 10 senede bu gruba dahil olan ilk ülke olması oldukça gurur verici.

Yeni rezerv de mümkün

Enerji Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in de ifade ettiği gibi ilk arama kuyusu ile yaklaşık bir değerleme yapılmakta ve daha sonra kazılacak kuyular ile bu miktar revize edilmektedir. Türkiye açısından iyimser olan konu, şu ana kadar bölgede Bulgaristan ve Romanya tarafından keşfedilmiş olan gaz sahalarını referans alarak yüzeye en yakın noktadaki rezerv üzerinden bu değerlemenin yapılmış olmasıdır. Şu an itibariyle 3,520 metre derinlikte bulunan Tuna-1 kuyusunun 4,525 metre hedef derinliğe kadar yeni bir rezerve ulaşma fırsatı mümkün olacaktır.

Öncelikle bilinmesi gerekmektedir ki dünyanın herhangi bir yerinde denizdeki arama faaliyetlerinde yerli personel kadar yabancı personel de görev almaktadır. Önemli olan, işleyişi kimin sağladığıdır ki gemilerin satın alınmasıyla beraber Türk personelin günbegün bunu devraldığını söylemek mümkündür. Hatta seyahat kısıtlaması sebebiyle personel bulunamadığı için aktif kule sayısı düşen operatör sayısı oldukça fazladır. Şu an bir şekilde sondaj devam edebiliyorsa yerli ve milli personelin yeterli olduğunu söylemek mümkündür. Hatta bu tarz tartışmalar, dört-beş aydır vatanı için neredeyse hiç izin yapmadan aylardır zor koşullar altında çalışan genç mühendislere de saygısızlıktır.

Bu keşif ne kadar büyük?

Keşif miktarı olan 320 milyar metreküp dikkate alınarak dört işlem hesabı yapıldığında, ülkemizin 7.5 yıllık ihtiyacını karşılayacak bir hacme tekabül etmektedir. Doğal gaz üretim dinamikleri ile benzer sahalar göz önünde bulundurulduğunda ve yıllık yaklaşık 15-20 milyar metreküp üretim yapıldığı bir senaryoda ise en az 16 sene boyunca Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacının yarısına yakını Sakarya Doğal Gaz Sahası’ndan karşılanabilecektir. Bu sayede ülkenin doğal gaz tedarikinde eli güçlenirken ucuz spot sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) fiyatlarının avantajını da kullanmak suretiyle doğal gaz tedarikini LNG ithalatına kaydırarak boru hattı doğal gaz talebinin düşürülmesi de mümkün olabilecektir.

2019 senesiyle kıyaslama yaptığımızda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tartışmalı sınırları içerisinde keşfettiği Glaucus sahasının rezervi Sakarya Sahası’nın yarısı civarında olup, buna rağmen 2019 ilk çeyreğinin en büyük ve tüm yılın en büyük üçüncü gaz keşfi olmuştur. Dolayısıyla Sakarya Gaz Sahası’nın bu senenin en büyük keşifleri arasında yer aldığı rahatlıkla söylenebilir.

Ayrıca Romanya’da sondajı gerçekleştirilen Domino ve Lira kuyularının deniz su derinliği bin metreden az iken toplam derinlikleri ise 3 bin metreyi geçmemektedir. Bulgar kıta sahanlığında ise üç kuyu kazılmış olmasına rağmen petrol fiyatlarındaki düşüş kaynaklı yabancı firmaların arama bütçelerini daraltması ve kendi insan ve ekipman kaynakları olmadığı için aramalar rafa kalkmıştır.

2023 hedefi neden gerçekçi?

Altyapı olmayan bölgelerde doğal gazın üretimi ve hanelerde tüketilebilir hale gelmesi ortalama altı-yedi sene civarı iken Türkiye için bu sürenin daha kısa süre olacağı oldukça aşikârdır. Şu an yapılması gereken ivedilikle bu havzada birçok kuyu açılması ve kıta sahanlığının sınır bölgelerinde başka kuyular açılıp sahaya dair olası diğer kaynakların keşfinin sağlanmasıdır. TPAO’nun verilerine göre, Akçakoca üretim sahasındaki kuyu sayısı toplamda 24 iken Sakarya Sahası’nda da Sayın Bakanın ifade ettiği gibi ivedilikle 40 civarı kuyu sayısına ulaşılmalıdır. Derin deniz sondaj pratiği ile doğal gaz boru hattı taşımacılığındaki lojistik avantajı birleştiğinde iki veya üç sene içerisinde üretim sağlanması mümkün gözükmektedir. Bu kısa süreli üretime alma operasyonunun temelinde, Sakarya Gaz Sahası’nın, Akçakoca’daki mevcut gaz üretim tesisine direkt bağlantısı ile bağlanabilmesi avantajı bulunmaktadır.

Yeni kuyular açılmalı

Yapılması gereken ivedilikle yeni kuyular açılması ve bu sondajlar sonunda gaza dair üretilebilir hacim, tahmini debi ve gazın yapısı gibi verilerin elde edilmesidir. Bunun sonrasında doğal gazın optimum üretim ve taşıma senaryoları daha netleşecektir. Sakarya Gaz Sahası’na ek olarak kıta sahanlığı sınırlarında yeni keşif kuyuları açılarak Karadeniz mümkün olan en geniş alanda taranmalıdır. Bu keşif ile aynı şekilde Doğu Akdeniz’deki kararlılığımızı da sürdürüp yeni keşifler için şansımızı artırmamız gerekmektedir. Unutulmaması gerekir ki bu keşif üç senedir edinilen arama bilgi birikiminin sonucudur. Doğal gaz bulunmadığı senaryoda dahi derin deniz sondajını yapabilen sayılı ülkelerden biri olmak oldukça değerliyken, bu tarz bir keşfin gerçekleşmesi gurur vericidir.

Keşfin ekonomik etkisi

Türkiye’nin yıllık olarak doğal gaz ihtiyacı yaklaşık 45 milyar metreküptür. Enerjide dışa bağımlılığımız yüzde 70’lerde seyretmekte ve doğal gaz ihtiyacımızın yüzde 99’u ithalat ile karşılanmaktadır. Yerli üretim ise sadece yüzde 1 düzeyindedir. Keşfi gerçekleştirildiği belirtilen miktar Türkiye’nin bugüne kadar toplam olarak ürettiği doğal gaz miktarının neredeyse 20 katıdır. Ayrıca Enerji Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in belirttiği üzere ilgili keşfin ekonomik değerinin yaklaşık olarak 65 milyar ABD Doları olduğu ön görülmektedir.

Türkiye, doğal gaz ithalatının neredeyse üçte birini Rusya’dan boru hatlarıyla gerçekleştirmektedir ve bu durum Rusya’ya enerji konusunda bağımlılık demektir ki birçok açıdan iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemektedir. Doğal gaz ithalatımızda önemli payı bulunan diğer ülkeler ise boru hatları ile tedarik açısından Azerbaycan ve İran iken toplam doğal gaz ithalatının içindeki payı neredeyse dörtte biri olan LNG ithalatı açısından Katar, ABD, Norveç, Cezayir ve Nijerya’dır. 2021 yılından itibaren başta Rusya olmak üzere “al ya da öde” temelli gerçekleştirdiğimiz doğal gaz ithalat kontratlarının süreleri dolmaya başlamaktadır ve Türkiye’nin mevcut doğal gaz alım anlaşmalarını gözden geçireceği bir döneme girilmektedir. Önceleri, bu kontratların çok söz hakkımız olmadan yenilenmesi şeklinde öngörülmüştür. Fakat dünya enerji piyasalarında yaşanan fiyat gelişmeleri, Türkiye’nin kaynak çeşitliliğini artırması, enerjide dışa bağımlılığımızdan kurtulmak ve enerji ihtiyacımızın giderilmesine yönelik atılan adımların meyveleri bu kontratlar açısından elimizi çok güçlendirmiştir. Türkiye’nin doğal gaz tedarikçilerinin, ülkenin elinde ciddi alternatifler olduğunun farkında olması önemli bir avantaj olacaktır. Rusya gibi gerek enerjide bağımlılık gerekse dış politikadaki uyuşmazlıklarımızla zaman zaman sorunlar yaşadığımız tedarikçilere karşı daha güçlü bir duruş sergilenecektir. Diğer yandan, bugüne kadar doğal gaz faturasına haddinden fazla bir fiyat biçilmiş olarak ithalat gerçekleştiren Türkiye bundan sonra doğru hamlelerle birlikte ekonomik açıdan çok daha avantajlı bir şekilde doğal gaz ihtiyacını giderecektir. Gerek sanayide gerekse hane kullanımı açısından daha ucuz enerji maliyetleri daha verimli bir ekonomi anlamına gelmektedir. Doğal gaz sektörü açısından keşfi gerçekleştiği belirtilen 320 milyar metreküp ise hatırı sayılır bir rakamdır. Ayrıca teknik ve ekonomik açıdan bu ve daha sonra gerçekleştirilmesi muhtemel keşiflerle elde edilecek rezervin üretilebilirliği de dikkate alınması gereken bir konudur.

Enerji güvenliği

Doğal gaz talebimizin içerisinde yerli kaynak kullanımını artırarak ithalat oranının azaltılması hem ekonomik ve siyasi hem de enerji güvenliği açısından çok önemli bir husustur. Türkiye’nin yıllık ithalatının neredeyse beşte birini enerji kaleminin ve enerji maliyetinin dörtte birini de ortalama 45 milyar ABD Doları civarında doğal gaz ithalatının oluşturduğu göz önüne alınacak olursa TPAO’nun Karadeniz’de gerçekleştirdiği keşfin ne kadar ciddi olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca ilerleyen süreçte Türkiye’nin merkezi olabilmesi adına Cumhurbaşkanlığı, Enerji Bakanlığı, EPİAŞ gibi karar verici kurumlardan son tüketiciye kadar herkese büyük görevler düşmekte ve üstüne düşen görevleri herkesin layıkıyla yerine getirmesi gerekmektedir. Bundan sonra atılacak adımlar da akıllıca planlandığı ve yere sağlam basıldığı sürece taşlar birer birer ülkemiz açısından yerine oturmaya başlayacaktır. Sonuç olarak esas olan aslında bu keşfin Türkiye için bir başlangıç ve motivasyon kaynağı olmasının yanı sıra ilerleyen dönemlerde ülkemizin farklı kulvarlarda da gücünü göstermeye başlayacağıdır.

goktug.sahin@hbv.edu.tr

Aslanogluvolkan@gmail.com