Kaynama

14.05.2024

Sanayimiz güçlendikçe, savunma ve havacılık alanımız daha da ilerledikçe, girişimcilik ve inovasyon ekosistemimiz daha da iyi işler çıkardıkça, aşağı yukarı bir yıldır girişilen yeni mali disiplinden vazgeçmedikçe 2024 yılının son çeyreğinden itibaren çok daha güçlü ve dinamik bir ekonomik tablo görmeye başlayacağız.


Kaynama

Ufuk Batum/ Yazar

Tarih boyunca, -siz deyin 50-60 yılda, biz diyelim 90-100 yılda bir- karşımıza çıkan çok önemli ve kritik dönemlerden birine şahitlik ediyoruz. Dünya bugün adeta sosyal, ekonomik ve kültürel bir buhran içerisinde. Öyle sinüs eğrisinin 3-5 yılda bir tekrar eden olağan ve makul iniş çıkışları gibi değil bu gelişmeler. Derin, kaotik, kapsayıcı ve öngörüsüz. İşin kötü tarafı ise neredeyse hiç kimsenin tam olarak önümüzdeki yakın dönemde gidilmesi gereken istikameti tam olarak bilmiyor, kestiremiyor olması. Mevcut küresel düzeni rayından çıkarmak isteyenler kına yaksa yeridir. Ama unutmasınlar ki; her düzensizlik kendi düzenini ararken bumerangın dönüp dolaşıp kimi vuracağı belli olmuyor.

Cepheler netleşiyor

Dünya düzenini şekillendirmeye çalışan yüzlerce, binlerce isim var. Zamanında küresel sermayeyi arkasına almış Henry Kissinger'dan fizikçi Michio Kaku'ya, Zbigniew Brzezinski'den Dünya Ekonomik Forumu'nun sapkın kurucusu Klaus Schwab'a, Lübnanlı aklı selim yazar Amin Maalouf'tan Erdoğan, Orban ve Putin gibi ulusalcılara kadar birçok kişi fikirleri, önerileri ve uyguladığı politikaları ile çetin bir mücadele içerisinde. Bu garip ve her geçen gün cepheleri daha da netleşen mücadele artık bir "iyiler ve kötüler savaşına" doğru evriliyor. Netanyahu ve ekürisinin bütün dünyanın canlı yayında açık bir şekilde izleyerek şahitlik ettiği soykırımına taraf olmakta bir beis görmeyen Biden'ın Amerika Birleşik Devletleri ile Rishi Sunak'ın İngilteresine ne demeli? Bizce bu durum sanki; köprüden önce son çıkışı da kaçıran Anglo Saksonların önemli güç kaybına ve içinden çıkamadıkları çaresizliğe işaret ediyor.

ABD ve İngiltere ikilisi dünya liderliğinden tepetaklak düşerken yarattıkları savaşlar, çatışmalar ve kaosla kartları yeniden karıp dağıtmak ve elini yenilemek istiyor. Bu bir ilk de değil. Öyle çok eskilere gitmeye gerek yok: ABD, Vietnam'dan sonra hemen her savaşı kaybetmedi mi? Birkaç yıl önce Afganistan'dan kaçış görüntüleri ne kadar da onur kırıcıydı. Sen en teknolojik silahlara sahip ol, yüzlerce milyar dolar kaynak harca, bütün istihbarat elinde olsun, sonra bütün teçhizat ve malzemeyi bırakıp apar topar ülkeden sıvış, canını zor kurtar! Hele hele ABD'nin işgaline destek veren o işbirlikçi Afganlıların kalkan son Amerikan uçaklarına alınmaması sonucunda iniş takımlarına ve kanatlara tutunmaya çalışması nasıl bir görüntüydü? O zat-ı perişanlığın hali neydi öyle? Gökten düşen, adeta dökülen o vücutların paramparça olmasına inanın Pentagon'dakiler değil, yine bizler gibi vicdanlı insanlar üzülmüştü.

ABD İmparatorluğu'nun çöküşü

Rusya'yı meşgul etmek ve hırpalamak için ABD'nin başlattığı ama ağır ekonomik ve sosyal bedelini aslında Kıta Avrupasının ödediği Rusya-Ukrayna Savaşı'nı ele alalım mı? Savaşın ikinci yılı bitti, üçüncü yıl gösteriyor ki ölenler Ukraynalı, ülke birliğini ve geleceğini kaybeden ise yine Ukrayna devleti ve milleti. Bu yapay savaşın Vietnam Savaşı'ndan da, kitle imha silahları yalanıyla yüzbinlerce masum Iraklının öldürüldüğü Körfez Savaşı'ndan da, yirmi yıl süren Afganistan Savaşı'ndan da bir farkı yok aslında. Üsler kur, şantaj yap, ülkeleri bombala, dümdüz et, sonra böl yönet, başta enerji kaynakları olmak üzere değerli ne varsa (altın külçeleri, sanat ve tarihi eserleri, vb.) talan et, silah lobisini doyur ve sonra "dünyanın patronu, jandarması benim" de! Bu denklem artık tutmuyor! Pakistan'a karşı ABD'nin her alanda desteğini alan ve ırkçı, faşist, hatta İslam düşmanı politikalarıyla bilinen Narendra Modi bile geçenlerde "ABD'nin uluslararası ilişkilerde baskın olduğu dönem artık bitmiştir!" dedi.

Çin devlet başkanının bir hafta süren Avrupa ziyareti tam da beklendiği gibi bir seyir izledi. Fransa'da Macron ve Ursula von der Leyen ile sadece görüşmek için görüşen Xi Jinping'in hem Sırbistan hem de Macaristan'daki temasları olağanüstü bir gövde gösterisine dönüştü. Burada uzun uzun anlatmayalım ancak Macaristan Başbakanı Victor Orban'ın konuşması tarihi tespitler içeriyordu: "Çin'in son yıllarda şekillenen çok kutuplu dünyanın önemli bir ayağı olduğuna inanıyorum. Dünya son dönemde ciddi dönüşümler geçiriyor ve dünya düzeni artık çok kutuplu hale geldi. Ve bu çok kutuplu dünyanın temel direği de Çin Halk Cumhuriyeti. Çin, küresel siyaset ve ekonomide çok önemli bir rol oynuyor." ABD'nin tek, Avrupa Birliği'nin (AB) ise sadece buçuk kutup olduğu dünün dünyasında AB üyesi olan Macaristan başbakanı; çıkışı gerçekten de Rusya-Ukrayna barışında, Erdoğan Türkiyesi üzerinden Türk Dünyası'nda ve Çin'in liderliğinde arıyor. Oysa Macaristan bugün bir Avrupa ülkesi ve NATO üyesi.

BRICS ve Türkiye

ABD'nin başlattığı ve şimdiden yüzlerce milyar dolar batırdığı Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki hesaplar hiç tutmadı. Hatta Rusya'yı geriletmediği gibi bir uyanış, farkındalık ve diriliş yarattığı söylenebilir. Rusya'da hayat olabildiğince normal ve istikrarlı akıyor. ABD ve Avrupalı ülkelerin Rusya'ya uyguladığı ambargo Rusya'nın işine bile geldiği ifade edilebilir. Batı'dan ithal edilen lüks mallara ödenen onlarca milyar dolar İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin markalı üretim yapan şirketlerini olumsuz etkiledi. Kaldı ki bu şirketler "su akar, yolunu bulur" misali yaklaşımlarla Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, hatta Türkiye gibi ülkeler üzerinden satış kanallarını yöneterek Rusya'daki orta ve üst müşteri segmentini kaybetmemek için her türlü çabayı gösteriyor. Yani kendi hükümetlerinin garabetini pek de takmıyorlar. Çin hemen her alanda, hatta Kuzey Kore bile daha ziyade savunma alanında olmak üzere Rusya'nın tedarikçisi oldu.

Rusya ve Çin iki nükleer güç olarak kapsamlı bir yakınlaşma yaşıyor. Bu ikili aslında uzun bir süredir uyuyan bir dev olan BRICS'i daha tanımlı, işlevli ve çok daha kapsayıcı bir halde adeta yeniden yaşama geçirdi. BRICS üyesi olmak isteyen birçok ülke başvuru yaptı, bazı ülkelere onay verilerek taban genişletildi, halihazırda yeni başvurular da gelmeye devam ediyor. SWIFT ile Rusya'nın dış ticaretine ket vurmayı amaçlayan ABD öyle anlaşılıyor ki kendi bindiği dalı kesmekle meşgul. Çünkü BRICS'deki en hızlı ve önemli konuların başında üye ülkelerin kendi aralarında dolar kullanmadan ticarete geçmesi. Bugün Avro'ya bu boykot şimdilik yok ama BRICS'in ağababaları bunun bir gün mümkün olabileceğini de satır aralarında hissettiriyor. Eskiden ABD'nin dolarıyla oynamak net olarak savaş sebebiydi. Uzmanların yorumlarına göre zaten Irak'ta Saddam Hüseyin, Libya'da da Muammer Kaddafi petrol satışını dolar cinsinden yapmayacaklarını beyanlarından kısa bir süre devrilmişlerdi. Ancak artık ABD buna muktedir değil.

Liderliğin önemi

Orban'ın yaptığı Çin vurgusu, Rusya'nın gösterdiği dirayet ve savaşı kazanmaya çok yakın oluşu, ABD'nin dünya genelinde uğradığı halkla ilişkiler ve değerler erozyonu, İsrail'in öldürdüğü ama Gazze ve Filistin davasının bütün dünyanın vicdanını kazanmayı bilmesi bize yeni bir düzene ve dengeye yaklaştığımızı söylüyor. Böyle durumlarda ulusal çıkar açısından da, dünyaya sürdürülebilir bir barış ve huzur getirilebilmesi için de güçlü, kararlı ve icracı liderlere ihtiyaç var. Sahip olduğu tecrübeden, risk almaktan çekinmeyen liderliğinden, sözünün eri olarak tanınmasından, yılmak bilmeyen müzakere kabiliyetinden ve girişimci kamu diplomasisi anlayışından dolayı Erdoğan'a çok önemli iş düşüyor. Elmalılı Hamdi Yazır'ın ifadesiyle "istikrarlı yenilenme" işte tam da buraya oturmuyor mu? Erdoğan çok önemli bir role ve tarihi bir sorumluluğa soyunuyor.

Türkiye bugün kendisine çizilen kalıpların çok dışında, oldukça bağımsız, fazlaca işbirlikçi, anlamlı ve değerli bir "taraflılık" ilkesi ile kendi rolünü ve ağırlığını kendisi belirliyor. Sanayimiz güçlendikçe, savunma ve havacılık alanımız daha da ilerledikçe, girişimcilik ve inovasyon ekosistemimiz daha da iyi işler çıkardıkça, aşağı yukarı bir yıldır girişilen yeni mali disiplinden vazgeçmedikçe 2024 yılının son çeyreğinden itibaren çok daha güçlü ve dinamik bir ekonomik tablo görmeye başlayacağız. Unutmayalım ki; pandemi ve sonrası dönemde dünyada ve Türkiye'de yaşanan çalkantılar, daralmalar ve belirsizliklere rağmen eskiden pekala anında çakılacak sanayimiz ve finans sektörümüz yüksek dalgalı bu yeni denizde sörf yapmayı ve ayakta durmayı başarıyor. Evet problemleri anlayalım; örneğin kamunun yapması gereken bütçe tasarrufunun, daha özgürlükçü bir anayasanın, üniversitelere sağlanacak özerkliğin, demokratikleşmenin, girişim serbestliğinin, tıkır tıkır işleyen hukukun, gerçek anlamda rekabetçi piyasaların, eğitimde reformun, her yerde liyakatın takipçisi olalım. Ama samimiyetle ifade etmek isteriz ki "öldük, bittik, mahvolduk" edebiyatından da uzaklaşmak, enseyi karartmamak, moralimizi yüksek tutmak da bir o kadar elzemdir.

Pozitif enerji kazandırıyor

Şimdi gelelim sadede. Bu kritik dönemeçte yapmamız gereken çok temel bir şey var; o da bütün bu mücadelenin ve rekabetin görelilik esasıyla yürüyor olmasını anlamak, kavramak. Yani mükemmel olmamıza, her yaptığımızı en mükemmele götürmemize belki bugün gerek yok. En azından şimdiden, kısa dönemde ona gerek yok. Tabii biz orta uzun vadede mükemmeli hedefe koyalım, o tamam. Ancak bizler bu halimizle bile 1,1 trilyon dolar büyüklüğünde bir ekonomi inşa edebildiysek, düşünün her birimiz her yıl yüzde 20-30 daha verimlisi, daha iyisini başarabilsek, 2030'da katlamalı olarak neredeyse 4 kat bir mesafe yol alabiliriz. GSMH hesabı lineer yapılmaz, dolayısıyla bu temel hesap bizi 4,4 milyar dolara ulaştırmaz ancak kısa sürede 2 trilyon dolara sıçramak kaydıyla benzerlerimize ve rakiplerimize kayda değer bir fark atmamızı sağlar.

Her alanda, her sektörde, her şirkette ve her insanda "tekamül" mümkün... Müreffeh bir Türkiye için buna inanmalı, bunu zorlamalıyız...