Kendini ‘el’e vermeyen Millet

Dr. Necdet Subaşı / Sosyolog
07.11.2015

Farklı siyasi ilgileriyle toplumun nabzını ve yönelimlerini hesap dışı tutmayı alışkanlık hâline getiren politik aktörlerin bundan böyle milletin zor zamanda ortaya koyduğu yüklü dip akıntıları dikkate almaları ve politik ajandalarını bu yönde yeniden güncellemeleri gerekecektir. Bu akıntıların güçlü bir tercihle iktidara gelen AK Parti için söyledikleri ise daha incelikli, daha derin ve oldukça katmanlıdır.



1 Kasım seçimlerinde alınan sonuçların herkes için beklenebilir olduğunu söylemek hâlâ çok zor. Ortalıkta, mevcut durumu, açığa çıkan matematiği, süreci üreten sosyolojiyi ve en önemlisi de seçmenin iç dünyasını ifşa eden psikolojiyi âdeta görünmez kılan garip bir muğlâklık var.

Sonuçlar açıklandığında yeni duruma adapte olma konusunda en başta politik aktörlerin ciddi anlamda bir uyum sorunu yaşadıklarını hemen herkes fark etmiş durumda. Doğrusu sonuçların şaşırtıcılığı kadar bu seçimde ortaya çıkan derinlikli hesapların, aritmetiğin, geometri ve cebirin de sıkı bir analize ihtiyacı var. Seçime katılan partilerin ötekini alt edici söylemleri bir bir takip edildiğinde çoğu, siyasi ortamın tahmin edilebilir gereklilikleri nedeniyle iyimser beklentilerini kamuoyuyla paylaşsalar bile yine de hiçbir politik mesajın içeriğinde böyle bir karneyi ima eden güçlü bir özgüven hissedilmiyordu.

Yapılan tahminler sıradan vatandaşların kendi lokal bağlamlarında ortaya koydukları kestirimlere pek de açık bir fark ortaya koyacak durumda değildi. Partizanca beklentiler içinde kalpler şu ya da bu partinin, etrafındakileri alaşağı edecek derecede güçlenmesini, diğerlerini açık ara geride bırakmasını uman bir beklentiye sahip olsa da Türkiye seçmeninin her durumda makul olanın peşinde olduğunu görmek zor değildi. Bu durumda herkesin aklının yattığı esas beklenti, siyasi partilerin Haziran seçimlerini üç aşağı beş yukarı birkaç puanla geri bırakacak şekilde, iktidar ve muhalefet partilerinin daha önce aldıkları sonuçları ufak tefek dalgalanmalarla değiştirereceği yönündeydi. Fazlası oldu, sanki herşey beklenmedik bir şekilde tersyüz oldu. Öyle ki memleket ahvalinden bu ülkenin gelecek tahayyülüne kadar hemen her kabulün, bugün makul bir şekilde gözden geçirilmesini zorunlu kılan, bildik ezberlerden kurtulmanın aciliyet kesbettiği gerçeği mevcut durumu rahatlatacak bir imkân gibi görünmeye başladı.

Milletin Türkiyesi

Seçimin sonuçları açıktır. 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan şema alt üst olmuş, o günlerin ruh hali de tepeden tırnağa değişmiştir. 7 Haziran’da gülenler, el ovuşturanlar ile şaşkına dönenler, kendilerine gelemeyenlerle şimdi yer değiştirmiştir. Ak Parti kesin bir zafer kazanmış, muhalefet ruhu ise mevcut diğer partiler arasında bölüştürülmüştür. Bundan böyle kazananların ne diye kazandıklarını kaybedenlerin ne diye kaybettiklerini sorgulama zamanıdır. Esasen bu sorular artçı başka sonuçları da tetikleyecek şekilde giderek çoğalmakta ve memleket üzerine bildik yorumlama biçimlerinin tamamı bir kez daha gözden geçirilmektedir.

Seçmen Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir oy oranı ile 13 yıldır ülkeyi yönetmekte olan Ak Parti’ye çok daha güçlü bir yetki verirken, diğer partilerin de en başta moral açıdan tükenmelerine yol açan ağır bir hezimeti tatmalarına yol açmıştır. Önümüzdeki günlerde tek tek her birimizin intibak edip tanımlamakta güçlük çekebileceğimiz bu fiilî durumu artık farklı tezahürleriyle, ortaya saçılan ve zapt edilemeyen hikâyeleriyle ve öteden beri bütün bu resmi bütüncül anlamda görmemizi kısıtlayan bilişsel engellerimizle birlikte okumaya başlamak, öteden beri ihmal ettiğimiz memleket gerçekleriyle geç de olsa tanışabilmek için iyi bir fırsat olacaktır.

Kabul etmek gerekir ki bu sonuç herkes için alelade bir sürprizden daha da ötede bir şok olmuştur. Ancak bu şokun tek tek her birimiz için dalga dalga yayılan bir rahatlama sağladığı da bir gerçektir. İktidarın yeni sahipleri de muhalefetin yeni paydaşları da bu durumun açığa çıkardığı netlikten fazlasıyla mutlu görünmektedir. Siyaset bilimcilerin örnek olay-örnek vak’a sadedinde olmak üzere pekâlâ kendi inceleme alanlarına dâhil edebilecekleri bu sıra dışı durum, gerçekte bütün bir milletin namütenahiliğini yakalamak için sahici bir veri tablosu oluşturma kudretine sahiptir.

Bununla birlikte mevcut tablonun radikal biçimde değişebileceğinden net bir şekilde haberdar olduğu yeni yeni fark edilen Sayın Cumhurbaşkanımızın da, siyasetin akışını bu öngörüye bağlı kalarak sabır ve teenniyle kanalize ettiği anlaşılan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da ortaya koydukları bağdaşık temsil, toplumun güçlü ve derin dip akıntılarını görme, farketme ve yerinde değerlendirme açısından siyaset tarihinde kesinlikle özgün birer fenomen olarak değerlendirilmelerini mümkün kılmıştır. Öte yandan sonuçları büyük bir alicenaplıkla kabul ederek, toplumun kararını hiçbir şekilde tartışma konusu yapmayan diğer siyasi yönelimler de hep birlikte bu milletin ruh dünyasıyla temas kurmaya açık olmaları açısından kutlanmayı hak etmektedirler. Kaybedenler oyun kurucular olmuş, kazananlar ise ilk kez bu netlikte iktidarıyla muhalefetiyle yekparelik arzusu taşıyan “milletin Türkiyesi” olmuştur.

Yerli yerinde gerek

Ortalıkta gezinen ve hemen birçoğumuzun kolayca ikna olabileceğimiz yorumlara bakılırsa memleket artık rayına oturmuş, dalgalı ve ikircikli söz akışlarına teslim olmayı talep eden siyasi söylemler tersyüz olmuştur. Artık “kim neden ve nasıl kazandı” ya da “kaybedenler ne diye kaybetti” soruları etrafında ciddi bir siyaset edebiyatının gündelik hayatı kuşatması olağandır. Esasen böyle bir tartışmaya da şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Yaklaşık beş aylık bir zaman aralığında seçmenlerin tek tek hayati birer anlam yükledikleri bu seçimlerden çıkan sonuçları nasıl okumak gerekir? Ak Parti, kendi siyasi programının sürdürülmesi yolunda diğer partiler gibi kapsamlı bir seçim kampanyası yürüttü. Genel olarak muhalefet de iktidara yönelik olarak ortaya koyduğu ağır ve tahammül edilmesi güç eleştirileriyle, seçmenin ruh iklimine, vicdan ve adalet dünyasına hitap eden iddialı komplikasyonlarıyla, seri duygusal ataklarıyla süreci devam ettirdi. “Yolsuzluk”, “ahlaki çürüme”, “bölünme korkusu”, dış ilişkiler bağlamındaki “stratejik tercihler” ve her bir vatandaş özelinde “demokrasinin kaybı” ya da “aşınma”sına yönelik iddiaların ulaşmadığı tek bir muhatap bile kalmadı. Aslına bakılırsa herkes olabildiğince söz aldı, konuştu ve diyeceğini en yetkin formülasyonlarla dile getirmekte hiçbir sınır tanımadı. Bununla birlikte hiç kimse sonuçların bu yönde tecelli edeceği noktasında tabiri caizse hiçbir açık vermedi.

Bu seçimde, din, öncekinde olduğu kadar meydanlara inmedi ama muhalefet iktidarın din ile ilgisini saklamayan yönelimlerini birer korku tüneli olarak resmetmekten geri durmadı. Buna karşılık iktidar da muhalefetin bu bağlamdaki ilgi ve yönelimlerini örtülü bir şekilde genişleyen bir din karşıtlığı olarak resmetti. Öte yandan ağırlıklı olarak CHP, modern değer ve kazanımların buharlaştığından, hayatın ince çizgilerinin altüst olduğundan yakınan bir siyasi dile sahip çıktı. MHP, ülkenin bölüneceğine dair bir kaygıyı eşzamanlı olarak toplumun hazır bulduğu terör ve şehit haberleriyle sürekli canlı tutarak kendi siyasi jargonunu tahkim etti. HDP, Kürt toplumunun haklı ve makul taleplerini demokratik toplum özlemi temelinde dile getirmek adına milletçe bir nefret objesi olarak hatırlanan PKK’yla olan irtibatını tartışmaya açan müzakere taleplerine bütün bunları birer polemik olarak gören bir perspektifle gözardı etmeyi seçti. Siyaseti PKK aktivistlerinin çatışmacı söylemleriyle arasına mesafe koymaksızın sürdürmekteki kararlılığı, kendine açılan kredilerin pek çok durumda gözden geçirilmesine yol açtı.

Aslında ısrarla takip edilmesi gereken soru şudur: 7 Haziran seçimlerinde farklı bir tabloyla geleneksel seçmen grafiğini yerle bir eden bu tablo beş ay içinde ne olmuş, ne değişmiş de eldeki taşları bundan böyle hiç yerlerinden oynamayacakmış gibi “yerli yerine” oturtmuştu? Haziran seçimlerinde geleneksel sağ-sol saflaşmasını bulanıklaştıran irade HDP’nin ortaya koyduğu enerji içinde milliyetçi-ulusalcı-sol sinerjiyle bir arada tutulurken bugün ne olmuştu da fotoğraf, kelimenin tam anlamıyla tablo, üç boyutlu bir derinliğe evirilmişti? 7 Haziran’da Ak Parti dışındakilerin, hemen her tercihlerinde onu şu yada bu şekilde siyaseten bitirip tasfiye etmek üzere toparlanan heyecanı, bugün nasıl olmuşta hepimizi şaşırtan bir dağılımla bu yöndeki tüm öngörü sahiplerini mahcup etmiştir?

Esas mesele ne?

Bana kalırsa bu seçimin siyaset bilimlerince ele alınacak çok değişik boyutları var ve öncelikli olarak, bu milletin kendini ele vermeyen tabiatının sıkı bir markaja alınması ve bu tertipte içselleşmiş değer ve kutsallıkların, öncelik ve olmazsa olmazlıklarıyla ele alınması gerekir. Eğer beş ay boyunca sıkı bir “söz orucu”na girdiği anlaşılan bir millet, en başta anketörleri bile yanıltabilecek bir suskunluk içinde ser verip sır vermeyen bir dikkatle tercihini saklamayı başarmışsa, burada duygusal ya da politik tercih şablonlarını terk edip gerçek bir soğukkanlılıkla olaya yoğunlaşmak gerekir. Birkaç temel sonuç bellidir. İstikrar talep edilmiş, ülkenin birlik ve bütünlüğü ortaklıklara teslim edilmemiştir. Hükümetin gündelik hayat tasavvuruna yönelik muhalif eleştiriler hesaba katılmamış, tipik Türk Müslüman karakteri denilebilecek bir bileşimin korunup güçlendirilmesi için gerekli tertibatın ortaya konulması yönünde hükümete açıkça vize verilmiştir. Bu millet bir şey daha yapmıştır. Kimseyi küstürmemiş, hiçbir partiyi marjinalleştirip barajın altında bırakmamış; ancak verdiği onayın rahatlıkla geri alınabilecek bir özelliğe sahip olduğunu da oldukça kısa süreli bir zaman aralığı üzerinden yaptığı tercih değişikliğiyle göstermeyi başarmıştır.

Şimdi farklı siyasi ilgileriyle toplumun nabzını ve yönelimlerini hesap dışı tutmayı bir alışkanlık hâline getiren türlü politik söylemin bundan böyle milletin zor zamanda ortaya koyduğu yüklü dip akıntılarını dikkate almaları ve politik ajandalarını bu yönde yeniden güncellemeleri gerekecektir. Bu akıntıların güçlü bir tercihle iktidara gelen AK Parti için söyledikleri ise daha incelikli, daha derin ve oldukça katmanlıdır.

Açıkça millet siyasi erkâna, “Devlet’e sahip çık Devlet’ini kaybetme” demiştir. Şimdilik muhalefette olanlara da Devlet’in tarihini fısıldamış, onları da bu muazzam kubbeye buyur etmiştir.