Keşmir'de son durum ve riskler-fırsatlar

Umut Berhan Şen / SASAM Uzmanı-Yazar
23.02.2020



Ülkemiz ve dünya kamuoyu, 2020 yılının ilk çeyreğinin son ayınana girmeye hazırlanırken, Ortadoğu ve Asya son üç aydır oldukça yoğun ve gergin bir süreçten geçiyor. Ülkemizde ve dünyada ağırlıklı olarak, bu süreçte tartışılan gündem maddeleri, Çin’de görülen etki alanı giderek artan ölümcül Corona virüs salgını, İdlib’de güç mücedelesi ve Suriye’nin gelecek senaryoları ve halen bir çözüme kavuşturulumayan Libya’nın siyasi istikrarı ve bitmeyen iç savaş. Ancak tüm bunlar olurken, aslında Avrasya olarak tabir edilen büyük ve ölümcül satranç tahtasının tam ortasında cereyan eden Keşmir Krizi, hem ülkemiz hemde tüm Avrasya coğrafyası için jeopolitik bir önem arzetmektedir. Günümüzde, bu krizin ciddi boyutta tehdit ettiği, dost ve müttefik ülke Pakistan’la olan ilişkilerimiz, bugün her zamankinden fazla önem taşımaktadır. Hatırlamakta fayda var; Ülkemizin Pakistan’la ilişkileri, Pakistan’ın bağımsız bir devlet olarak kurulduğu 14 Ağustos 1947 tarihinden itibaren yakın dostluk ve kardeşlik anlayışı temelinde şekillenmiştir. Türkiye ile Pakistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıldönümü 2017 yılı boyunca her iki ülkede çeşitli kültürel etkinliklerle kutlanmıştır. Ayrıca, Paksitan halkının Kurtuluş Savaşımıza verdiği destek zihinlerde ayrı bir yer tutmaktadır. Türkiye’nin milli kurtuluş mücadelesi ve modern bir devlet kurma başarısı da, elbette ki Pakistan halkı için de olağanüstü bir örnek ve ilham kaynağı olmuştur.

Düşük yoğunluklu çatışmalar

İki yüz milyona yaklaşan dev nüfusu ve jeostaretjik coğrafi konumuyla Pakistan, küresel politikanın önemli bir bölgesel gücü konumundadır. Zira, Orta Doğu, Orta Asya ve Güney Asya’nın kesişme noktalarında yer alan Pakistan’ın stratejik önemi, son yıllarda komşu bulunduğu coğrafyaların dünya siyasetindeki konumuyla orantılı olarak artış göstermektedir. Hindistan’la yaşadığı düşük yoğunluklu çatışmalar ve Keşmir krizinin yanısıra, Afganistan sınırında süren terör operasyonları, Pakistan’ı dünya gündeminin üst sıralarına yükseltmiştir.

Pakistan, ülke ve devlet olarak, bizim için daima en güvenilir, en şeffaf ilişkileri yürüttüğümüz bir müttefiğimiz oldu. Kardeş ve soydaş olarak gördüğümüz Pakistan’ın, jeopolitik stratejileri ve milli güvenlik konsepti, son 70 yıldır sürekli Hindistan üzerinden ve Hindistan ile gerçekleşmesi muhtemel bir konvansiyonel savaşa kurgulanmış olarak yapılandırılmış ve güncellenmiştir. Dolayısıyla, Keşmir krizinde son bir yıldır yaşanan süreç bize gösteriyor ki, Keşmir’de sorunun sağlıklı ve insani bir şekilde çözülememe riski, hem Pakistan’ın hem de Türkiye’nin, Avrasya jeopolitiği ve iç güvenlik stratejisi açısından büyük riskler taşıyan bir etken olmuştur. Ayrıca bugün Pakistan, Türkiye olarak bizim Keşmir krizi için rasyonel ve sağlıklı bir politik çözüm bulmadaki rolümüzü kabul ediyor. Bunun yanısıra, Türkiye’nin insani yardımlarını ve 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin güvenliği açısından üstlendiği zor ve insani misyonu da takdir ve hayranlıkla takip ediyor. Zaten, Barış Pınarı Harekatı sırasında en samimi desteği de Pakistan’dan aldığımız bir gerçek. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın, 3-4 Ocak 2019 tarihlerinde, Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine ülkemize yönelik ilk resmi ziyareti gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret sırasında, iki ülke ekonomik ve ticari ilişkilerinin ilerletilmesi amacıyla bir Stratejik Ekonomik Çerçeve oluşturulması kararlaştırılmıştır. İşte bu jeopolitik ortaklık, Avrasya’da yeni bir güç dengesi ve havza politikası oluşturma açısından, bir mihenk taşı olmuştur.

İki büyük mirasçı

Kuşkusuz, Cumhurbaşkanımızın Pakistan ile olan özel dostluk ve bağlarımızdan bahsederken, Gazneli, Timurlu ve Babürlü imparatorluklarına değinerek, Pakistan’ın bu iki büyük Türk imparartorluğunun çağdaş bir devamcısı ve tarihsel mirasçısı olduğunu belirtmesi aslında, Türkiye’nin Pakistan’la kurduğu jeostatejik ortaklığın önemini vurgulamakta ve Türk tarihinde Doğu ve Batı Türk devlet geleneklerinin bugünkü iki mirasçısının omuz omuza vermesinin gerekliliğini öne çıkarmaktadır.

Keşmir Krizi, küresel satrançtaki jeopolitik adımlarının Avrasya coğrafyası üzerinde yarattığı yüksek basınçtan da etkilenerek zaman içerisinde çapını büyütmüştür. Böylesine sancılı bir süreçte, Pakistan E. Devlet Başkanı Pervez Müşerref için idam kararının çıkmasını doğru okumak gereklidir. Uluslararası siyasetin çalkantılarla dolu zor bir döneminde Pakistan’a liderlik eden Pervez Müşerref, görev süresi boyunca uluslararası barış ve güvenlik ile bölgesinin güvenlik ve istikrarına katkıda bulunmak ve Türkiye ile ilişkileri daha da ileriye götürmek konusunda daima samimi ve takdire şayan bir gayret göstermiştir. Kuşkusuz, Pervez Müşerref, Pakistan ordusu için oldukça önemli bir ulusal figür konumundadır.

Yeniden Avrasya açılımı

Keşmir Krizi’nin deyim yerindeyse ‘küresel satrancın pik noktası‘ haline geldiği son süreçte, Müşerref’in idamı Pakistan’ın büyük ölçüde güç ve moral kaybetmesi ve dolaylı olarak da Yeniden Asya açılımını kısa süre önce ilan eden Türkiye’nin kurgulayacağı muhtemel havza politikalarının riske girmesi anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla, Müşerref’in idamının engellenmesi için dünya kamuoyu nezdinde gerekli diplomatik angajmanı yapmamız gerekmektedir. Türkiye olarak, Keşmir’de Pakistan’ın ve bölge halkının haklı tutumunu desteklediğimiz ilan etmemiz güçlü bir jeostratejik hamle olmuştur. Şimdi ise, sürecin daha güçlü ve sağlıklı işlemesi, çözümün bir an önce bulunması açısından, nüfusunun çoğunluğu Peştun Türk’ü ve Müslüman olduğu için Keşmir’in Pakistan’ın bir parçası olması gerektiğini ve Türkiye olarak sorunun çözümüne bu şekilde yaklaştığımızı net olarak dünya kamuoyuna deklare etmemiz gerekiyor. Ayrıca, Türkiye’nin geçmişte kurduğu Sadabad Paktı’nın güncel bir versiyonunu konuşmak ve tartışmak için uygun bir zaman sürecindeyiz. Bu noktada başta Türkiye olmak üzere, Pakistan, Kazakistan, Özbekistan, Tacikitan, Kırgızistan ve Afganistan’ın siyasi kararlılık ortaya koyması zorunludur. Türkiye olarak kurucusu ve bir parçası olduğumuz TAKM(Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı)’nin mevcut üyeleri (Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan ve Moğolistan asli üyelerdir. Ayrıca Özbekistan ve Tacikistan, Kırgısiztan gözlemci üyelerdir) arasına gerekli askeri birlikleriyle Pakistan’ın da katılmasının gerektiğini düşünüyorum. Zira, BM Güvenlik yönetmeliğince, teröre karşı bir askeri yapılanma olan TAKM’nin önemi ilerleyen süreçte daha da çok artacaktır.

Savaş riski

Dolayısıyla, Keşmir krizinin derinleştiği bu süreçte, Pakistan’ın TAKM’ye davet edilmesi etkili bir jeostratejik hamle olabilir. Hatta, BM’nin desteği ve önerisiyle, TAKM ülkelerinin tamamından müteşekkil bir barış gücü kuvveti Keşmir’de konuşlanabilir. Hindistan’ın saldırgan tutumuna son vermesi de bu sayede sağlanabilir. Nihayetinde sorunun barışçıl ve diplomatik yollardan çözümü için yeni bir sürece girilebilecektir. Pakistan Hindistan arası muhtemel bir konvansiyonel savaş riskinin de bu sayede ortadan kalkacağını düşünebiliriz. Sonuç olarak, Türkiye bölgesinde oldukça karmaşık ve dağınık bir tehdit algoritmasıyla karşı karşıyadır. Hem ülke içinde terörle mücadelemizde, hem de Irak ve Suriye’de olası terör koridorlarına karşı mücadelemizde oldukça riskli bir süreçten geçiyoruz. Tüm bu tehditlere karşı oluşturduğumuz (kaçınılmaz olarak) oldukça dağınık bir güç konfigürasyonumuz var. Dolayısıyla, Avrasya bölgesinde kuracağımız yeni güç konfigürasyonlarının önemi büyümektedir. Nihayetinde Keşmir Krizi, (eğer değerlendirmesini bilirsek) bizim için yeni fırsatları ve güç dengelerini de beraberinde getirecek bir politik atmosfere neden olabilecektir. Yeter ki, ülke olarak artık dış politikada tek bir eksene değil, çıkarlarımızı ve uulsal güvenliğimizi koruyabileceğimiz çok yönlü bir milli eksene doğru ilerleme kararlılığını ortaya koyalım. Kuşkusuz, son gelişmeler de bu yeni durumu teyit eder niteliktedir.

 

umutsen91@outlook.com