Kılıçdaroğlu kendi korkularıyla mı yüzleşiyor?

Murat Güzel / Yazar
21.08.2020

Kılıçdaroğlu'nun Gül'ü CHP adayı olarak ima etmesi kendi korkularıyla yüzleştiğini mi düşündürmeli acaba? Daha önce oy vermediği, Cumhurbaşkanlığı'na layık görmediği bir isim için bu kez halktan destek istemek anlamına gelebilecek bir tavrın çelişkili yanları zamansal ve siyasal değişimlerle izah edilebilirse de 2007'de Gül karşıtlığı zemininde CHP'de sağlanan konsolidasyonun devam ettiği ortada iken bu ‘ima'nın en fazla üç yıl sonra ‘aşikâr' hale dönüşmesini ummak epey zor.



Siyasi takvimde 2023’te yapılması öngörülen seçimlere üç yıl gibi siyaseten gayet uzun sayılabilecek bir süre varken “Abdullah Gül’ün sizin partinizden Cumhurbaşkanı adayı olması hiç aklınızdan geçti mi?” sorusuna Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorunun içeriğini doğrudan yalanlamak yerine “Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?” şeklinde verdiği cevap, gerek geleceğe dönük imaları gerekse de geçmişe yönelik hatırlattıkları bakımından üzerinde detaylıca durulmayı hak ediyor.

Bu cevabın geleceğe dönük imalarını soruşturmayı yazının devamına erteliyor, öncelikle cevabın hatırlattıklarını yazmak istiyorum. İlkin Kemal Kılıçdaroğlu’nun 28 Ağustos 2007’de TBMM tarafından son kez seçilerek Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’e meclisteki diğer CHP’liler gibi oy vermediğini hatırlıyorum mesela. Başta sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere hiçbir CHP milletvekili o seçimde Meclis’e katılmamıştı bile. Kılıçdaroğlu’nun bu seçimlerdeki tek mazur yanı o sıralar CHP’de sıradan bir milletvekili olmasıydı, Meclis’e gelemezdi, çünkü CHP’nin seçimlere katılmama yolunda alınmış bir grup kararı vardı. Belki başka bir gerekçe de o seçimlerde Abdullah Gül’ün doğrudan AK Parti’nin (yani şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın) adayı olması şeklinde gösterilebilirdi. Koskoca CHP’li vekil, AK Parti adayına oy verecek değildi ya! Ama yine de bütün bu gerekçelere karşın, Kılıçdaroğlu’nun son açıklamasında Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanlığına CHP adayı olarak düşündüğünü ima etmesi deşilmesi gereken birçok ilginçlik barındırıyor.

Daha önce oy vermediği aday

Sözgelimi “Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?” diye karşı ataklı bir soru soran Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ü CHP adayı olarak ima etmesi kendi korkularıyla yüzleştiğini mi düşündürmeli acaba? Daha önce oy vermediği, Cumhurbaşkanlığı’na layık görmediği bir isim için bu kez halktan destek istemek anlamına gelebilecek bir tavrın çelişkili yanları zamansal ve siyasal değişimlerle izah edilebilirse de 2007’de Abdullah Gül ismine karşıtlığı zemininde CHP tabanında sağlanan konsolidasyonun halen devam ettiği ortada iken bu ‘ima’nın en fazla üç yıl sonra ‘aşikâr’ hale dönüşmesini ummak bana kalırsa epey zor. Yazımızın devamında bu noktaya tekrar döneceğim için şimdilik bunu söylemekle yetinelim.

İkinci hatıra ise 2014’te halk oyuyla yapılan ilk Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili elbette. O seçimlerde ilk kez halk tarafından seçilecek Cumhurbaşkanının ısrarla siyasetin dışından biri olması gerektiğini savlayan Kemal Kılıçdaroğlu, çatı adayı diyerek Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermişti. Bu “çatı adayı” deneyimi o dönemki CHP’nin siyasetsizliğinin de bir göstergesiydi aslında (aynı siyasetsizliğin halen sürdüğünü belirtmem gerekiyor.) Hem teorik hem pratik bakımdan, yani tamamen siyasal alandaki bir pozisyona siyaset dışından bir aday göstermek anlamına gelen “çatı adayı” fikri CHP’deki siyasal kavrayışların yetersizliğini ve bu partinin siyaseten içine girdiği çıkmazı işaretlemekten başka bir anlama gelmiyordu. Aslında Ekmeleddin İhsanoğlu beyin Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmesinin ardındaki sebep de belliydi: Bir şekilde AK Partili seçmenden de oy tırtıklayabilecek, muhafazakâr eğilimli bir aday. Ancak, her ne kadar bazen siyaset bir “hokus pokus sanatı” olarak görülebilse de seçmenlerin çoğu kez izhar ettikleri tercihlerle bu türden hokus pokusların amaçladıklarını kolayca geçersizleştirdiğini de biliyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu beyin Cumhurbaşkanlığına aday gösterildiği süreçte de CHP’nin tüm “hokus pokus” numaralarına, “Ekmek için Ekmeleddin” sloganlarına rağmen seçmen Erdoğan’ı “ilk kez halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı” konumuna getirmişti. AK Parti tabanının o seçimlerde Ekmeleddin beyin “muhafazakâr” kimliğiyle çok da ilgilenmediğini görmüştük. O seçimlerde CHP Genel Başkanı’nın kendisinin aday olmak yerine bir başkasını aday gösterme biçimi de doğrusu çok garipsenmişti.

Bütün makamlardan mühim

Çatı aday fikriyle uyumlu sayılsa da bu durum pekâlâ CHP Genel Başkanlığı’nın Kemal Kılıçdaroğlu için diğer bütün siyasi mevkilerden daha değerli olduğu anlamına da geliyordu çünkü. Bu nokta önemli, o yüzden mutlaka akılda tutmalı.

Üçüncü hatıra elbette 2018’deki başkanlık seçimleriyle alakalı. Abdullah Gül’ün CHP’nin adayı olarak ilk kez gündeme getirildiği, ancak gerek Muharrem İnce’ye parti tabanında gösterilen teveccüh gerekse de CHP’nin seçimlerde birlikte hareket etme kararı aldığı partilerin itirazları sebebiyle Muharrem İnce’nin aday gösterildiği ilk başkanlık seçimleriydi. Muharrem İnce’nin “Adam kazandı!” sözüyle seçimi kaybettiğini kabullendiği gece. Onu destekleyen seçmenlerin bir kısmının, İnce’nin açıklaması gecikince onun kaçırılmış olduğunu düşündükleri gece. Gerçi, böylesi düşünceleri sosyal medyada yazdıklarıyla dile getirenlere, ‘şizofren’ de demişti İnce. Muharrem İnce o seçimde aldığı oy oranının CHP’nin aldığı oy oranından yüksek olmasını gerekçe göstererek CHP’nin Genel Başkanlığı’na da adaylığını koymuştu. Yani aslında seçimler sonucunda Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a rakip olması için desteklediği ismin kendine rakip olduğunu da görmüştü. Kılıçdaroğlu’nun “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı” olarak Abdullah Gül’ü ima eden açıklamalarını yorumlarken bu noktayı da hatırımızda tutmamızda fayda var.

Taban ikna olur mu?

Üç yıl sonraki başkanlık seçimlerinde CHP’nin Abdullah Gül’ü aday gösterme ihtimali elbette yüksek. Kılıçdaroğlu’nun imasının bize düşündürdüğü gelecek tasavvurunda bu ihtimalin yüksekliği açıkça görülüyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP içinden öne çıkabilecek bir ismi aday göstermeye yanaşmasını beklemek, eğer o isim seçimi kaybederse CHP Genel Başkanlığı için tıpkı Muharrem İnce’de olduğu gibi doğal bir aday haline dönüşeceği için Kılıçdaroğlu açısından girilmemesi gerekli bir risk olarak görülebilir rahatça. O yüzden de Abdullah Gül ismi Kılıçdaroğlu için ehven bir tercih. Ancak parti tabanının Abdullah Gül’e ikna edilebilmesi ise epey güç. Gerek 2007’de sağlanan konsolidasyonun 2018’lerde bile sürdüğünün görülmesi gerekse de CHP tabanının kendilerinden olmayan her kim olursa olsun benimsediği katı ve dışlayıcı tavır Kılıçdaroğlu’nun imasının sadece bir ima olarak kalma ihtimalinin de yüksek olduğunu işaret ediyor. “Sözde değil, özde laiklik” arayan CHP tabanının Gül’ün muhafazakâr ama laik olduğuna ikna olması neredeyse imkânsız gibi. CHP müttefiki olabilecek diğer partilerin tavrından bağımsız olarak, olur ya, CHP tabanı kan kusup kızılcık şerbeti içer, belki o zaman Abdullah Gül’ü CHP adayı olarak seçimlerde görürüz.

muratgzl@gmail.com