Toplumda Osmanlı hassasiyetinin ne denli yaygın olduğunun bilincinde olan Kılıçdaroğlu’nun bile-isteye Osmanlı karşıtlığından oy devşirmeyi amaçlaması, üstelik 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti ve Saadet Partisi ile ittifak yapacakken akla uzak düşüyor. Bu mantıksızlık, Kılıçdaroğlu’nun asıl amacının Türkiye’nin sosyal kapitaline kast etmek olduğu acı gerçeğini gözler önüne seriyor.
M. Taceddin Kutay / Türk Alman Üniversitesi
Robert Putnam 1995 yılında yayınladığı “Bowling Alone” (Yalnız başına bowling oynamak) isimli makalede Amerikan toplumunun sosyal kapitalini gözler önüne serer. Amerikan insanı uzunca bir süredir kiliseyi boşlamış, okul aile birliği toplantılarına katılmaz olmuş, spor ve oyun gruplarını terk etmiştir. Spor gruplarına eskisi gibi katılmayan Amerikalılar, vakitlerini Bowling salonlarında yalnız başlarına Bowling oynayarak ve bu oyun salonlarının kafeteryalarında yalnız başlarına yemek yiyerek geçirmektedir. Diğergamlık aramakla bulunmaz bir meziyet haline gelmiş, sosyal yardımlaş-ma giderek düşmüştür. Bu durum itfaiye faaliyetlerini dahi olumsuz etkiler hale gelmiştir; zira Amerika’daki pek çok küçük yerleşim yerinde itfaiye hizmetleri gönüllüler tarafından görülmektedir. Gelgelelim sürekli olarak bireyselleşen Amerikalı, artık gönüllü itfaiyeci olmayı da istememektedir. Bu bireysellik Amerikan toplumunun sosyal kapitalini dibe düşürmüş; toplum, birbirinden bağımsız fertlerin, kendi hazlarını tatmin ettikleri bir paralel hayatlar cemiyeti haline gelmiştir. Bu durum Amerikan toplumunu savunmasız bir yapı haline getirmiştir.
Putnam, 2010 yılında Thomas Sander ile birlikte bir makale daha kaleme alır. Makalenin adı “Still Bowling Alone?”dur (Halen yalnız başına bowling oynamak mı?). Putnam ve Sander bu makalede, 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sosyal kapitalinde yaşanan değişiklikleri ortaya koyar. Kendilerini tehlike altında hisseden Amerikalılar 2010 yılında, 1995 yılındaki görüntüden çok daha farklı bir görüntü arz etmektedir. Kiliseler dolmak-ta, okul aile birliği toplantılarını salonlar almamakta, spor ve oyun gruplarına katılan Amerikalılar gruplar halinde eğlenmektedir. İtfaiye teşkilatları gönüllüler tarafından ayağa kaldırılmış, sosyal yardımlaşma çok yükselmiş, diğergamlık yeniden Amerikan insanının hasletlerinden birisi halini almış-tır. Vietnam travmasının manevi yüklerinden ve utançlarından kurtulan Amerikan insanı, girilen 11 Eylül paradigmasında kendisini haklı ve yardım-laşmaya muhtaç hissetmektedir. Bu durum Amerikan sosyal kapitalinin yükselmesini doğal olarak neticelendirmiştir. Sosyal kapital yalnızca toplum-da yaşayan fertleri bir araya getiren bir çimento vazifesi görmez; aksine dış siyasette de devleti güçlü kılacak bir enerjiyi açığa çıkartır. Sosyal kapital-deki bu yükselme Amerikan toplumunu yeniden bir cemiyet haline getirirken, Amerikan devletine de uluslararası arenada işleyeceği cürümlerde güçlü olma olanağı sağlamıştır. Zira devlet Vietnam döneminde olduğu gibi, kendisini akıttığı kanlar sebebiyle yargılayan bir topluma sahip değildir.
Osmanlı-Cumhuriyet mukayesesi
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir hafta içinde iki defa Osmanlı dönemini eleştirmesi pek çoklarınca farklı şe-killerde yorumlandı. Yorumlar arasında ilgi çekici olanların başında, Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan taklitçiliği ile oy devşirme hesapları yaptığı yorumu geliyordu. Bu yoruma göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz seçim dönemlerindeki propaganda faaliyetlerinde CHP’nin tek parti dönemindeki zulümlerini sık sık dile getirmesi ve bu söylemin meyvelerini alması, Kılıçdaroğlu’nu bir tarih hesaplaşmasına sevk etmiş olmalıydı. Kılıçdaroğlu’nun tarihten anladığı ise, şahsi nasırları sebebiyle bir Osmanlı düşmanlığına tekabül etmekteydi. Bir diğer yorum, Erdoğan’ın kültür politikalarına karşı Kılıçdaroğlu’nun yapması gereken yegane şeyin Osmanlı karşıtlığı olduğu şeklindeydi. Aslında Kılıçdaroğlu, şahsında Osmanlı ile bütünleşen Erdo-ğan’ı eleştiriyor, Osmanlı’nın zulmünden bahsederken bir “Erdoğan zulmü” analojisi yapıyordu. Kılıçdaroğlu’nun bir tarih cahili olduğu yorumları da yukarıdakilere ek ile sık sık yapıldı. Yukarıdaki yorumları kıymetli bulmakla birlikte, Kılıçdaroğlu’nun Osmanlı eleştirilerinin daha farklı bir anlamı olduğunu ve asıl yapmak istediğinin daha tehlikeli bir gerginlik olduğunu düşündüğümü belirtmeliyim. Kılıçdaroğlu’nun Osmanlı eleştirileri, uzunca bir süredir yürüttüğü siyasetin karakteri ile tutarlılık ortaya koyar şekilde toplumun fay hatlarını harekete geçirmeyi amaçlamakta ve toplumsal ayrış-mayı herhangi bir siyasi çıkar gözetmeksizin derinleştirmek niyetini taşımakta.
Türkiye, cumhuriyet tarihinin en kritik dönemecinden geçiyor. Condoleezza Rice, 7 Ağustos 2003 tarihinde The Washington Post gazetesinde ya-yınlanan “Transforming the Middle East” başlıklı makalesinde, nüfusu 300 milyonu bulan 22 ülkenin yapısının tamamen değişeceği günlere gebe olduğumuzu yazmıştı. Her geçen gün, bu bahsedilen 22 ülkeye Türkiye’nin de dahil olup olmadığı sorusunu abesleştiren yeni gelişmeler ile karşı karşıya geliyoruz. Gezi ile başlayan, hendek ve çukur eylemleri ile sürüp giden ve nihayet FETÖ’nün farklı karakterde darbe girişimleri ile zirvesine ulaşan hadiseler, eski müttefiklerinin Türkiye hakkındaki niyetlerinin hiç de olumlu olmadığını gözler önüne seriyor. Son olarak güneyinden bir terör çemberine alınmak istenen ve Suriye’de sahaya çıkmak zorunda kalan Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdidin açıkça farkında olduğu kesin. Buna mukabil Türkiye kamuoyunun da bu durumun farkına varması ve karşı karşıya olunan tehlikeye karşı sosyal kapitalini had safhaya çıkarmak mec-buriyetinde olduğu bir hakikat. Zira sosyal kapitali Türkiye’nin elindeki en büyük silah. Bu silah, gücünü 15 Temmuz gecesi ortaya koydu.
Son olarak Afrin operasyonu süreci, Türkiye kamuoyunun, siyasal skalanın hemen her kısmının desteklediği ve sosyal kapitali yükselten bir sü-rece dönüştü. 35 yıldır PKK’ya karşı mücadele hassasiyeti olan Türkiye kamuoyu, Amerika’nın semirttiği ve karşımızda her zamankinden daha bü-yük bir tehlike olarak duran bu terörist unsura karşı ordusunun yanında yer aldı. Türkiye, özellikle Gezi olayları sürecinde baltalanan ve aşağı çekil-mek istenen sosyal kapitalini, tehlikenin dışarıdan geldiği aşikar hale gelince yükseltmeyi başardı. İşte meş’um plan tam da bu aşamada devreye girdi. “Bu kadar yanaşmak size lüks. Azıcık uzaklaşın birbirinizden” diyen o el toplumun fay hatlarını harekete geçirmek üzere harekete geçti. İlk görev, Alman devlet televizyonu Deutsche Welle’nin Türkçe servisinde yayınlanan “Bire Bir” programının yapımcısı Nevşin Mengü’ye ve kardeşi Burak Mengü’ye verildi. Mengü kardeşler yalanlarının ortaya çıkacağını bile bile Gezi’den müdevver çevrelere “uyanın” çağrısı yaptı. Burak Mengü’nün polis tarafından göz altına alındığı yalanı, ablası tarafından, Türkiye’de sosyal ayrışmayı besleyen basın-yayın organlarının en başında geleni Birgün’deki köşesinde duyuruldu. Gezi’nin çocukları tivit aleminde birden bire teyakkuza geçti. Mengü kardeşlerin yalanlarının ortaya çıkması bir şeyi değiştirmedi; zira tetiklenen fay bir kere “Siz bir değilsiniz ve olamazsınız” mesajını Afrin zaferinden sadece üç gün sonra vermişti bile. Rezil olma pahasına vazife yerine getirildi ve başarılı da olundu.
CHP’nin nihilizmi
Elbette Mengü kardeşlerin operasyonu tek başına ele alındığında zayıf ve kıymetsiz bir operasyon olarak değerlendirilebilir. Buna mukabil bu tarz zehirli tohumların, neşv-ü nemâ bulacakları florayı yaratan ve besleyen siyasal yapılara eklemlendiklerinde asıl etkilerini göstermeleri cihetiyle tehlikeli olduklarını unutmamak gerekir. 2002 sonrası süreçte sürekli olarak kaybeden CHP sandıktan umudunu uzunca bir süre önce kesti. Zira gerçeklikle bağını kopartmayan CHP’liler de bir hakikatin farkında: Türk toplumu, her ne olursa olsun CHP’yi iktidar yapmayacak. Parti yönetiminin son iki cumhurbaşkanlığı seçiminde çözümü CHP dışından sağ tandanslı adaylarda araması, kendileri açısından karamsar olan bu tablonun farkında olduklarını ortaya koyuyor. Bu karamsarlık CHP’yi sürekli derinleşen bir nihilizme sürüklüyor. Bu nihilizm ise asırlık partiyi çözümü sandıkta değil sokakta arayan politikalar izlemeye; daha acısı, bunu normal bir tutum olarak görmeye sevkediyor. Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana sürekli olarak toplumun fay hatlarına müdahale ediyor ve sosyal kapitalimizi aşağı çekici hamlelere girişiyor. Tâdâd etmeye köşemizin yetmeyeceği bu hamlelere son olarak Osmanlı hakkındaki çıkışlarını ekleyen Kılıçdaroğlu, kaset komplosu ile geldiği koltuğun diyetini ödeme-ye devam ediyor. Toplumda Osmanlı hassasiyetinin ne denli yaygın olduğunun bilincinde olan Kılıçdaroğlu’nun bile-isteye Osmanlı karşıtlığından oy devşirmeyi amaçlaması, üstelik 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti ve Saadet Partisi ile ittifak yapacakken akla uzak düşüyor. Bu mantıksızlık, Kılıçdaroğlu’nun asıl amacının Türkiye’nin sosyal kapitaline kast etmek olduğu acı gerçeğini gözler önüne seriyor. Bir yanda “zulüm 1453’te başladı” diyenler, diğer yanda kendisini Osmanlı evladı görenler arasında yaşanacak bir gerilim ile bir siyasal partinin genel başkanının siyasi çıkar gözetmeyeceği muhakkak. Kılıçdaroğlu bir yanda, Pensilvanya’da yazılan bir senaryo uyarınca Türkiye’de ortaya konmak istenen iç karışıklığın değirmenine su taşıyor; diğer yanda ise ülkedeki siyasal iradenin meşruiyetini sürekli olarak tartışılır bir seviyede tutmaya çalışıyor. FETÖ’nün 15 Temmuz’da yapamadığını kirli ellerin yapmasına belki de istemeden hizmet ediyor: Zira unutmayalım, sokaklarında kan akan her Ortadoğu ülkesi, liderlerinin gayr-ı meşru ilan edilmesi ve sokaklarının karışması ile bu kaosa sürüklendi. Bu sebeple 24 Haziran öncesi en büyük ödevimiz, karışıklıklardan ve sosyal gerilimlerden mümkün mertebe kaçınarak seçimlere gidebilmektir. Seçim sonrası sosyal kapitalimizi yeniden tamir etmek ise, 2019 ve sonrası bizi bekleyen zorlu süreçte en büyük ihtiyacımız.
@Taceddin_Kutay