Kimdir bu Z kuşağı?

Doç. Dr. Bengül Güngörmez / Bursa Uludağ Üniversitesi
18.06.2021

Modernite, özgürlüğün yanı sıra mutluluğu da getireceğini vaat etti. Bu içkinci ve dünyaperest mutluluk arayışından çocuklarımız da nasibini alıyor. Çağımızda değerlerimizi manevi mirasımızı aktarmak için değil, mutlu olmak için çocuk sahibi oluyoruz. Ama mutluluk nedir? İnsan mutlu olup olmadığını bilebilir mi? Bilirse nasıl bilir? Aziz Augustinus mutluluk hakkında 289 farklı görüş saymış. Gençlere yüklenmeyi bırakıp, onları görmezden gelip kimliklerini horlamak yerine onlara yeteneklerini ve yaratıcılıklarını olumlu yönde geliştirecekleri birer kanal olmaya çalışalım. Neticede kurulabilecek en iyi otorite 'sevgiyle' kurulandır.



Kapitalizm mesai bitsin diye bekleşip duran gençler yarattı. Yaratmasa ne olacaktı? Belki de mutluluk arayışını siyasi bir ideoloji haline getiren kuşaklar hiziplere ayrılıp geçmişte yaşandığı gibi kendi siyasi idealleri uğruna birbirlerinin gözlerini oymaya devam edeceklerdi. Kimdir bu 'Z kuşağı'? Z adı verilen kuşak, X, değil, Y değil ama Z kuşağı (silsile alfa, beta vb. diye devam etmektedir) medyada sürekli olarak gündeme gelmektedir.

Bütün genellemeler hatalıdır

Bu kuşağı göklere çıkaranların yanı sıra ondan hayıflanıp duranlar da var. Z kuşağı kendisine emredilmesini sevmiyor, Z kuşağı otoriteyi sevmez, Z kuşağı yurt dışına kaçmanın peşinde, Z kuşağı iş beğenmiyor, Z kuşağı hayta, onlar Z kuşağı, bravo bizim çocuklara!...

Z kuşağında olanlar genelde benim öğrencilerim. Kendileriyle yakından ilgilenir, sık sık hallerini hatırlarını sorar onlarla sohbet ederim. Açıkçası öncelikle kuşaklar için kullanılan X, Y, Z türünden adlandırmalara karşıyım. Bir kuşağı bir harfe hapsetmek her genelleme gibi büyük sorunlar taşıyor. "Bütün genellemeler hatalıdır" der Alain, "hatta bu bile." Bu türden genellemeleri hatalı buluyorum, özellikle de Z kuşağını tamamen bomboş gören genellemeleri çünkü öğrencilerle geçirdiğim ve çoğu hocaya göre uzun sayılacak vakitlerde bazı öğrencilerin gerçekten bir 'derdi' dert edindiklerini gözlemleyebilmişimdir. Elbette akıntıya kapılıp giden öğrenci sayısı da çok fazla. Ama derin derin düşünen, okuyan, dünyayla, ülkesiyle, ailesiyle ilgili olan öğrenciler de yok değil.

Celal Fedai'nin Z kuşağı hakkındaki "Z Kuşağı Türk Kanonu Diyebilecek mi?" (https://www.star.com.tr/acik-gorus/z-kusagi-turk-kanonu-diyebilecek-mi-haber-1625357/) adlı yazısında – gerçekten enfes bir yazı - sözünü ettiği Türk kanonunu ve onun kucakladığı gençler olduğunu ben de kesinlikle kabul ediyorum. Gençlerin tek istedikleri yok sayılmamak, yeteneklerini sergileyebilecekleri bir kanalın kendilerine açılması ve anlaşılmak. Elbette geçmiş kuşakların değerlerini eskisi gibi taşımıyorlar. Akışkan modernitenin, akışkan internet ve ilişki dünyasında dostlukları da aşkları da aile bağları da akışkan ve ne kadar olabilirse.

'Bizim kuşak'

Z kuşağı hakkında bugüne kadar yapılmış ilk çalışma örneği olan bir çalışmadan da muhakkak söz etmek gerekiyor. Doç. Dr. M. Zeki Duman'ın, Kuşak Çatışması: X ve Z Kuşağı Üzerine Sosyolojik Bir Çalışma (Duman M. Zeki, Kuşak Çatışması: X ve Z Kuşağı Üzerine Sosyolojik Bir Çalışma Nobel Yayınları, Ankara, 2019) adlı araştırması, Rus edebiyatının önemli isimlerinden birisi olan Turgenyev'den çok hoş bir anekdotla başlıyor. Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanı Rusya'daki geleneksel ve dindar olan eski kuşakla modern ve nihilist olan yeni kuşak arasındaki değer ve kuşak çatışmasını ele alıyor ve sanki halimizin hikayesi :

"Nikolay Petroviç canı sıkılmış gibi içini çekti... "Biliyor musun ne hatırladım ağabey? Bir seferinde rahmetli annemle kavga etmiştim. Annem bana bağırıyor, sözlerimi dinlemek istemiyordu... O zaman ona: 'Siz beni anlayamazsınız, biz iki ayrı kuşaktanız' demiştim. Annem fena halde gücenmişti bana! Ben ise 'Eh n'apalım, bu belki acı bir haptır ama bunu yutması gerekiyor!' diye düşünmüştüm. İşte şimdi sıra bize geldi. Bizim çocuklarımız da şimdi bize: 'Siz bizim kuşaktan değilsiniz, yutun bakalım hapı!' diyebilirler." (Turgenyev'den akt. Duman, a.g.e, s.1) Evet hapı yutma sırası size gelebilir ve neyse ki sıranın bana gelmesine daha zaman var. Duman, çalışmasında Turgenyev'in sözünü ettiği kuşak çatışmasını ele alırken bu kitap 150 yıl önce yazılmış da olsa konunun hala güncel olduğuna dikkat çekiyor. Bu kısa gazete yazısında Duman'ın araştırmasındaki son derece ayrıntılı kaleme alınmış güçlü teorik arka plandan ziyade vardığı sonuçlara kısaca değinilebilir: İlkin araştırma örnekleminde yer alan grubun geleneksel ve muhafazakar yapısını koruyan Van ilinden seçilmesi grubun mevcut sosyal konteksle uyumsuzluğunu ve çatışmasını göstermesi bakımından çarpıcı. Araştırma evreninde, bir yandan kendi ailelerinden gördükleriyle yetinen sırtını geleneğe ve dini değerlere dayayan, değişime kapalı ve muhafazakar tutum takınan yetişkin bir kuşak (1965 doğumlu X kuşağı), diğer taraftan yeniliklere açık olan küreselleşen dünyanın liberal ve özgürlükçü değerlerine inanan yeni bir genç kuşak (2000 doğumlu Z kuşağı) bulunmaktadır. Duman bu iki kuşağın aile içinde ortak paylaşımlarının az olduğunu tespit ettikten sonra aile içi çatışmaların temel nedenini söz konusu kuşakların içinde doğup büyüdükleri dünyanın toplumsal, siyasal ve kültürel değerlerinin birbirinden oldukça farklı olmasına bağlıyor. Her iki kuşağın referans kaynakları birbirinden farklıdır: X kuşağı hayat, değerler, ilişkiler konusunda birincil yüz yüze ilişkilerin yoğun olduğu dini inancın, mahallenin, cemaatin, akrabalığın her şeyden öte ailenin üstün tutulduğu bir dünya görüşünün üyesiyken Z kuşağını modernliğin, küreselliğin, kitleselliğin ve popüler kültürün yarattığı seküler bir dünyanın bireyleri oluşturmaktadır. Farklı dünyalar demek bireylerin birbirlerine farklı ön yargılarla yaklaşması demektir. Z kuşağı teknolojik dünyanın içine doğmuştur ve enformasyon teknolojileri, akıllı telefonlar, tabletler onların adeta bedensel uzuvları haline gelmiştir (yeğenime bazen, seni bilgisayar koltuğundan ameliyatla mı sökeceğiz diye takılırım, onu bilgisayarın başından kaldırmakta zorlanıyoruz ve neredeyse bütün çocuklar aynı durumda. Sanal dünyanın etkileri başka bir yazının konusu olmalı).

Aynı evde ve uzakta

Duman kitabında bu kuşağın ebeveynleriyle aynı evde olsalar bile kendi dertleriyle kendi dünyalarında tinsel olarak onlardan oldukça uzakta yaşadıklarına dikkat çekmektedir. Bu kuşak teknolojik dünyanın kendilerine sunduğu değerleri ve davranış modellerini benimsemektedirler. Yetişkinler gençleri suçlarken gençler de anlaşılmamaktan şikayetçi ve yetişkinleri suçluyor. Duman, araştırmasında "bizim zamanımızda" diye başlayan cümlelerin artık hiçbir kıymet-i harbiyesinin kalmadığını söylerken anne babaların çocuklarıyla yeteri kadar empati kuramadıklarını, onların duygu durum ve tutumlarını önemsemediklerini de tespit etmektedir. Duman'a göre, ebeveynler, çocuklarının da tıpkı anne babalarına davrandıkları gibi kendilerine davranmaları beklemektedirler. Elbette bu imkânsız. Ben bu titiz araştırmanın devamını anlatmayayım ama çocuklarınızla aranızdaki mesafeyi anlamak istiyorsanız siz muhakkak bu değerli araştırmayı alıp okuyun.

"Çocukların doğumu, ana babanın ölümüdür" der Hegel. Kuşak farkıyla ilgili sorunları herkes gibi ben de yaşadım. Annem profesörlük aşamasına gelmiş olan kızına, yani bana sürekli olarak aynı şeyi söyler: "Bu kitapların okumadıklarını ayır da depoya koyalım". Bıraksam, bugüne kadarki maaşlarımın büyük bir kısmını yatırdığım kitaplarımı daha büyük bir ev alamadığım için farelerin kol gezdiği depoya koyacak. Aramıza bir minnoş katıldığı ve evde yeni bir oda ihtiyacı doğduğu için bu sabah kahvaltıda bu isteğini tekrarlayan anneme bu talebinden belki kurtulurum diye en son marangoz örneğini verdim ve şöyle söyledim: "Anne marangoz bütün vidalarını, çivilerini, el aletlerini aynı anda kullanıyor mu? Ama hepsi dükkanında duruyor ve lazım olduğunda kullanıyor. Ben sürekli bir şeyler yazan, ders, seminer, konferans veren biriyim ve her seferinde başka kitaplar lazım oluyor." Beni anladığını sanmıyorum. Kitaplara takmış vaziyette, çünkü onun için kitaplar benim için taşıdığı önemi taşımıyor ve evde fuzuli yer işgal ediyorlar. O halde annem beni anlamıyor. O zaman ben onu anlamaya çalışmalıyım. (Rahmetli Hüsamettin Arslan hocam aileniz sizi anlamayacak siz onları anlamaya çalışacaksınız derdi.) Ama sorun yine de orada duruyor. Her defasında bıktırırcasına aynı öneri. Anlaşılmamak hayattaki en büyük ıstıraplardan birisidir. Bizi anlayan dostlarımıza sıkıca sarılırken bizi anlamayanlarla görüşmek istemeyiz. Anne, babamız, eşimiz, çocuğumuz, iş ortağımız bizi anlamadığında hayat cehenneme döner.

Can sıkıntısı

Z kuşağının eski kuşaklara göre değerler konusundaki farklılıklarından elbette söz edilebilir. Kendilerinden büyüklere eskisi kadar saygı duymuyorlar. Kurdukları ilişkiler, gelip geçici ve akışkan. İçi boş olanla yüce olanı ayırmayı bilmiyorlar. Fazla emek harcamadan yüksek statü, para, özgürlük, mekân, marka giyinmek, rahatlık ve zaman istiyorlar. İnternette saatlerini geçiriyorlar ama pek de mutlu değiller. Aslında kendilerini, yeteneklerini, zamanlarını bu teknolojik dünyada biraz da boşa harcadıklarını içten içe hissettiklerini ve bu hissiyatı sıkılmakla dışa vurduklarını söyleyebilirim. Öğrencilerimin mütemadiyen canları sıkılır ve gelip bana sık sık "canımız sıkılıyor" derler. Ben de sıkılmamaları için onlara bazı tavsiyelerde bulunurum (keşke sıkılabileceğim ekstra bir zamanım olsa. Eski kuşak olarak okunacak kitaplardan, yazılacak ve yapılacak işlerden, benden ilgi bekleyen insanlardan dolayı maalesef canımın sıkılacağı bir zaman bulamıyorum.)

Dünyaperest mutluluk

Z kuşağının teknolojik bağımlılığının artıları da var elbet. Duman'ın araştırmasının gösterdiği gibi, bu kuşak dijital dünyayı iyi yönetebildikleri için bu dünyada çok kolay ve hızlı ilişki kurabiliyorlar, sorun çözme yetenekleri yüksek ve korkunç bir özgüven taşıyorlar. Aslında küresel düşünebiliyorlar. (eğer bunu düşünme sayarsanız; elbette Martin Heidegger saymaz ve "çağımız düşünememekten muzdarip"der.)

Kendi adıma Z kuşağını, öğrencilerime, artılarıyla ve eksileriyle bakabilmeyi öğrendim bazen saygısızca davranışlarına kızsam da onları seviyorum çünkü yeni şeyleri bazen onlardan öğreniyorum, bana ilginç geliyorlar ve farklılar. Onları biz yetişkinlerin suçlaması anlamsız çünkü onlar çağlarının olduğu kadar kendi eserlerimiz de. Çocuklarımızı dünyaya biz davet ederiz. Modernite, özgürlüğün yanı sıra mutluluğu da getireceğini vaat etti. Bu içkinci ve dünyaperest mutluluk arayışından çocuklarımız da nasibini alıyor. Çağımızda değerlerimizi manevi mirasımızı aktarmak için değil, mutlu olmak için çocuk sahibi oluyoruz. Ama mutluluk nedir? İnsan mutlu olup olmadığını bilebilir mi? Bilirse nasıl bilir? Aziz Augustinus mutluluk hakkında 289 farklı görüş saymış. Sigmund Freud mutluluğun imkansız olduğunu ileri sürmüş. Mutluluk kimliği belirsiz bir varsayım, bir paradoks olabilir mi?

Blaise Pascal, öyle koyu Hristiyan ve dindardır ki, "bu hayatta öteki hayatın umudundan başka iyi bir şey yoktur" der. Sosyolojik olarak Hıristiyanlık'ın bu dünyayı tamamen dışlayan klasik yorumu Hıristiyanlık'ın güç kaybettiği modernite ve Aydınlanma çağında tersine dönmüş ve önceden haddinden fazla itibarsızlaştırılan bu dünya ve bu dünya işleri Hıristiyanlık sonrası çağda her şeyden daha önemli hale gelmiştir. Batı bakış açısında bu dünya ve öte dünya arasında hiçbir denge yoktur. Ortaçağ bu dünyadan tamamen kaçışın, acının ve çileciliğin modenite, dünyaperestliğin, içkinciliğin, hedonizmin yükseldiği çağdır. Mutluluk endüstirisi de bu çağın temel ideolojisi. Böyle bir dünyayı hem kapıdan kabul edip, hem bacadan kovamayız. O yüzden gençlere yüklenmeyi bırakıp, onları görmezden gelip kimliklerini horlamak yerine onlara yeteneklerini ve yaratıcılıklarını olumlu yönde geliştirecekleri birer kanal olmaya çalışalım. Neticede kurulabilecek en iyi otorite 'sevgiyle' kurulandır.

bengulg2000@gmail.com