Körfez'de ablukanın başarısızlığının tescili

Gökhan Ereli / ORSAM Körfez Çalışmaları
08.01.2021

Bütün olumlu iklime rağmen, Katar'ın ve Katarlıların geçirdikleri 3,5 yıllık süreç sonucunda Körfez siyasetinde ve sosyolojisinde güven tesisi uzun sürebilecek ve ikili ilişkilerdeki temel meselelerin masaya yatırılması belirli bir sürecin aşılmasını gerektirecektir.



5 Haziran 2017 tarihinde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır tarafından organize edilerek Katar’a karşı başlatılan kara, hava ve deniz ablukasının tetiklediği Körfez krizi, kağıt üzerinde 5 Ocak 2021 tarihinde sona erdi. Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında, Tebuk’un güneyinde yer alan El-Ula kentinde bulunan dünyanın en büyük aynaları ile kaplı “Maraya” salonunda düzenlenen “Sultan Kabus ve Şeyh Sabah Zirvesi” olarak adlandırılan 41. Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi sonucunda üye ülkeler arasında imzalanan Dayanışma ve İstikrar Bildirisi (Al Ula Communique) ile birlikte taraflar krizin sona erdiğini dünya kamuoyunaduyurdular... Fakat krizi meydana getiren siyasi anlaşmazlıkların çözümlenmesi ve krizin ikili ilişkilerde yarattığı güvensizlik ortamının çözülmesinin zaman alması kuvvetle muhtemeldir.

Katar fırsata çevirdi

3,5 yıl boyunca kara, hava ve deniz ablukasına ve çeşitli suçlamalara maruz bırakılan Katar, Körfez krizi sonrası oluşan yeni statükoyu ablukacı devletlerin kabul etmesini sağlayan aktör düzeyi gelişmeleri ve yapısal değişiklikleri bir fırsat olarak değerlendirdi. Suudi Arabistan iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin yanında Suudi Arabistan–BAE ortaklığının Ortadoğu’da -özellikle Yemen bağlamında- bir nüfuz mücadelesine dönüşmesi, bunun yanında ABD’de demokrat aday Joe Biden’ın Donald Trump karşısında başkanlık seçimini kazanması ile birlikte Katar’ın otonom dış politika stratejisi ve çeşitli alanlarda kendi kendine yetmeyi bir politika olarak benimsemiş olması gibi faktörler Körfez’de yaşanan iç siyasi dönüşümlerin ve yapısal/uluslararası gelişmelerin Körfez siyasetine etkisini yansıtmaktadır.

Zirvenin detayları

Mayıs 2017 tarihinde Donald Trump’ın ilk yurtdışı gezisini temsil eden Riyad ziyaretinde Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile birlikte verilen küre pozu, Ortadoğu’da müdahaleci dış politika izleyen ülkelere ABD desteği konusunda yeşil ışık olarak yorumlanmıştı. Nitekim gelinen süreçte, Trump yönetimi Ortadoğu’da İsrail’in yanında, müdahaleci dış politika izleyen ülkeler Suudi Arabistan ve BAE’nin yanında bu ortaklığın bölgesel destekçileri Mısır ve Bahreyn’e de desteklerini esirgemedi. Bu anlamda, Trump’ın 2017 Riyad ziyaretinin ardından söz konusu ülkelerin Katar’a yönelik başlattıkları abluka ve ardından tetiklenen siyasi kriz önemli açmazları kendi içinde barındırmaktaydı. Bu açmazlardan en önemlisi, İran’a karşı ortak bir cephe kurmak isteyen ve bu anlamda azami baskı politikası izleyen ABD yönetiminin, Körfez içerisindeki dayanışma ve beraberliğin derinden zedelenmesine zımni onay vermesini de içermekteydi.

Fakat ABD’nin krize yönelik tutumu zaman içinde değişmiş ve 2020 yılının son aylarından itibaren Trump yönetiminin de destekleri doğrultusunda Suudi Arabistan, Katar ile diyaloğa ve görüşmelere başlamış, Kuveyt’in arabuluculuğu doğrultusunda da Körfez krizi konusunda bir takım olumlu gelişmeler yaşanmıştı.

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Katar Emiri Temim bin Hamed es-Sani’yi 41.KİK Zirvesi’ne davet etmesi iki ülke ilişkilerinde bir dereceye kadar gerçekleştirilen uzlaşının kamuoyu ile de paylaşılması anlamına gelmekteydi. İki ülke yetkilileri arasında istişarelerin sürmesi ile birlikte 41. KİK Zirvesi’nin düzenlendiği tarih olan 5 Ocak’tan bir gün önce 4 Ocak akşamı Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır Muhammed es-Sabah, Katar ile Suudi Arabistan arasındaki sınırların açılacağını duyurdu. Suudi Arabistan ve Katar arasında uygulanması kararlaştırılan çeşitli güven artırıcı önlemler, KİK Zirvesi ile birlikte diğer ablukacı ülkeler tarafından da kabul edildi.

Zirveye Suudi Arabistan adına Veliaht Prens Muhammed bin Selman, BAE adına Başbakan ve Dubai Emiri Muhammed bin Raşid el-Maktum, Katar adına Emir Temim bin Hamed es-Sani, Kuveyt adına Emir Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Bahreyn adına Başbakan ve Veliaht Prens Selman bin Hamad bin İsa el Halife ve Umman adına Başbakan Yardımcısı Fahd el-Said katılım gösterdi. Bunun yanında zirvede Trump’ın danışmanı Jared Kushner ve Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü de hazır bulundu.

Katar Emiri’nin üç yılın ardından KİK Zirvesine bizzat katılması ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından havaalanında karşılanması sonrası ikilinin samimi görüntüler vermesi, zirve öncesi de Suudi Arabistan ve Katar arasında güven artırıcı önlemler kapsamında belirli bir noktaya gelindiğine işaret etmektedir. Zirve sonucunda imzalanan Dayanışma ve İstikrar Bildirisi’nin yanında zirveye Körfez siyasetinde isimleri uzun dönem arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık ile anılmış olan eski Umman Sultanı Kabus bin Said ve eski Kuveyt Emiri Şeyh Sabah’ın isminin verilmesi de zirvenin siyasi ilişkilerde diyalog ve yumuşamayı öncelediğini ifade etmekteydi.

Farklılıkların aşılması

1310 gün süren Katar ablukasının ardından Katar ile diplomatik ilişkilerin tekrar başlatılması ve sınırların açılmasının ardından KİK platformunda bir iş birliği ve ortaklık görüntüsü hakim. Zirve sonrası birlikte verilen fotoğraflar, Muhammed bin Selman ve Temim bin Hamed’in beraber kısa bir geziye çıkmaları ve liderlerin yaptığı Körfez birliğini vurgulayan açıklamalar, krizin aşılmasına yönelik siyasi iradeyi yansıtmaktaydı. Fakat her ne kadar zirvenin teması iş birliği ve krizin çözülmesini yansıtsa da Körfez ülkeleri arasındaki dış politika yaklaşımlarına ilişkin farklılıkların masaya yatırılması da zaman alacak gibi görünmektedir.

Bu noktada, farklılıkların zaman alacak olmasına dair belirli emareler bulunmaktadır. Bu emarelerden birincisi, Suudi Arabistan’ın yanında diğer ablukacı ülkeler olan BAE, Bahreyn ve Mısır’dan devlet başkanlarının zirveye katılmamış olmalarıdır. BAE Devlet Başkanı Halife bin Zayid’in istisnai bir durum olarak, hastalığı sebebiyle zirveye katılmadığı yorumları yapılmaktadır. Bunun yanında, Bahreyn ve Mısır devlet başkanlarının zirveye katılmamaları konusunda siyasi yorumlar yapılabilir. Zirveye Başbakan düzeyinde katılım gösteren BAE’nin yüksek düzeyli politika yapıcılarından Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’den zirveye ve ilişkilerdeki yumuşamaya dair herhangi bir açıklama gelmezken, BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş da toplantının yapıldığı mekan ile Körfez ülkeleri arasındaki birlik bağlamında bir ilişki kurarak “El-Ula’daki Aynalar Salonu’nda parlak bir sayfa başlıyor” ifadelerini kullanan bir açıklama yaptı. Buradan hareketle, BAE’nin krizin çözülmesine onay verdiği fakat isteksiz bir görüntü çizdiği belirtilebilir.

Zirvede dikkat çeken bir diğer önemli nokta da, anlaşmanın imzalandığı masada sadece iki devlet başkanının bulunmasıydı. Katar Emiri ve Kuveyt Emiri’nin dışında Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Umman’ın devlet başkanlarının anlaşma masasında yer almaması, Körfez’de lider profilinin değişmekte olduğu gerçeğini hatırlatmaktadır. Her ne kadar halen devlet başkanlarının ortalama yaşları 70 ve 80 üzeri olarak görünse de, Muhammed bin Selman ve Temim bin Hamed gibi uzun dönem Körfez’de en üst düzey mevkilerde bulunacak yetkililerin de iş birliği konusunda bir zirvede bulunmaları, değişen liderlik profiline işaret etmektedir.

Yeni körfez gerçekliği

Zirve ile birlikte krizin sonlandırılması, ablukanın kaldırılması ve diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi temelde Kuveyt arabulucuğunda Suudi Arabistan ve Katar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi sonucu olarak gerçekleşti. BAE’nin konuyla ilgili net açıklamalar yapmaktan kaçınır bir görüntü vermesi ve BAE’de ana akım medya kuruluşlarının zirve sırasında farklı gelişmelere de odaklanır bir şekilde yayınlar yapmaları, Körfez krizinin sonlandırılmasına yönelik sağlanan uzlaşı konusunda Suudi Arabistan ile BAE arasında zımni bir görüş ayrılığı olduğu yönünde yorumlanabilir. Nitekim, özellikle 2020 yılında ve öncesinde meydana gelen gelişmeler hasebiyle Suudi Arabistan ve BAE ortaklığı Ortadoğu’da bir nüfuz mücadelesine dönüşmüştü. Suudi Arabistan, BAE’nin Yemen’den çekilmesi ile Yemen’de askeri olarak zor durumda kalmış, ardından 2020 Aralık’ta açıklanan yeni kabinede Suudi Arabistan ve BAE’nin nüfuzlarının dengelenmeye çalışıldığı görülmüştü. Bununla birlikte, 2020 yılının belki de en önemli gelişmesi olan İsrail ile normalleşme anlaşmalarında BAE’nin ön plana çıkması ve Suudi Arabistan’ın normalleşme konusunda fikir belirtmek durumunda kalması, iki ülke arasında belirli siyasi konularda anlaşmazlık yaşandığını göstermektedir.

Bu sebepten, Körfez krizi sürecinde, Katar’ın tekrardan diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi yoluyla Körfez birliğinin içerisinde görülmesi fakat bunun 3,5 yıl önce kendisine dayatılan maksimalist taleplere boyun eğmeden gerçekleşmiş olması bölgede Katar’ın farklı ve daha otonom bir rol üstleneceği yeni bir Körfez gerçekliğine işaret etmektedir. Bu süreçten sonra diplomatik ilişkilerin tekrar tesis edilmesi ve kriz öncesi döneme dönülmesi için çabaların artırılacağı beklenirken, Suudi Arabistan’ın BAE ve diğer ablukacı ülkelere ilişkilerin hızlandırılması yönünde baskı yapması kuvvetle muhtemeldir. Fakat bütün olumlu iklime rağmen, Katar’ın ve Katarlıların geçirdikleri 3,5 yıllık süreç sonucunda Körfez siyasetinde ve sosyolojisinde güven tesisi uzun sürebilecek ve ikili ilişkilerdeki temel meselelerin masaya yatırılması belirli bir sürecin aşılmasını gerektirecektir.

gokhan.ereli@gmail.com