Koronavirüs'ün küresel ekonomik büyümeye etkisi olur mu?

Doç. Dr. Ata Özkaya / Galatasaray Üniversitesi
23.02.2020

Çin zaten önümüzdeki dönemde, ekonomisinin hantal kabuğundan, orta seviye teknolojik üretim liderliğinden sıyrılarak bilgi hiyerarşisinde daha üst seviyelere tırmanmak istemektedir. Koronavirüs'ün küresel ekonomi ve ticareti etkileyeceği kanal işte burasıdır. Yoksa, dünyanın yüksek bilgi ve teknolojiye sahip üretim yapan sanayi sektörleri kuşağında bir etkilenme yaşanmayacaktır.



Ocak 2020 başlarında Çin Halk Cumhuriyeti’nin 11 milyon nüfuslu Wuhan kentinde başlayan yeni tip Koronavirüs’ün (COVID-19), 17 Şubat ile başlayan haftada 27 ülkede görüldüğü kayıtlara geçmiştir. Koronavirüs’ün Çin makamları tarafından ilan edilen vaka-hasta-ölüm rakamları dikkate alındığında virüse yakalanan insanlarda ölüm oranı yüzde 2-3 arasında seyretmektedir. Yine Çin makamlarının açıklamalarına göre ölüm oranı 65 yaş üstü insanlarda yüksektir.

Hubei Eyaleti’nin başkenti ve en kalabalık kenti olan Wuhan, aynı zamanda yer aldığı Orta Çin bölgesinin de en kalabalık kentidir. Wuhan kentinden dünyaya yayılan Koronavirüs’ün ekonomik ve ticari etkileri Çin’in sınırlarını ilk bir haftada kolaylıkla aşarak, küresel ekonomik büyümeyi ve ticareti tehdit eder boyuta gelmiştir. Bu yazımda üzerine eğilmek istediğim konu, Koronavirüs’ün biyolojik-fiziksel yapısı ve bu yöndeki etkileri değil, ve fakat Koronavirüs’ün küresel ekonomik büyümeye, ticarete ve dolayısı ile ülkemizin ekonomik yapısına etkileri olacaktır.

Fiziksel merkez

Öncelikle, Wuhan kentini diğer Çin kentlerinden ayıran özelliklere bakmak istiyorum. Bu kent fiziksel özellikleri itibariyle 1) Hem yer aldığı Hubei eyaletinin ulaşım merkezi hem de diğer başka büyük kentlerin ulaştırma ağları kesişiminde yer almaktadır. Bu ulaştırma ağları, demiryolları, karayolları ve otobanlar olması dolayısı ile Wuhan aynı zamanda Orta Çin bölgesindeki ticaret yolları üzerinde yer alan bir lojistik merkezdir. 2) Kentleşme geometrisi açısından Asya’nın en uzun nehirlerinden ulaşım anlamında da faydalanan Wuhan kenti, bununla birlikte söz konusu doğal kaynakları elektrik üretiminde de kullanmaktadır ve kurulu kapasite olarak dünyanın en büyük barajlarından birisine sahiptir. 3) Wuhan kenti, iç bölgelerde yer alması itibarı ile bazı savaşlarda da ülkenin merkezi olarak kullanılmış, köklü kültürel birikime sahip, turistik özellikleri haiz bir kenttir.

Peki, Wuhan kentinin bu fiziksel özellikleri ve tarihi-kültürel birikimi günümüze doğru bakıldığında son 20 yılda Çin’in değişen ekonomik yapısı çerçevesinde nasıl şekil almıştır, varsa eğer nasıl bir rol üstlenmiştir? Etkin bir rolde mi olmuştur, yoksa tarihi önemi itibarı ile yenileşmenin çevresinde mi kalmış ve dönüşen-endüstrileşen Çin kentlerini uzaktan mı seyretmektedir?

2000’lerin başından itibaren dönüşüme uğrayan Çin ekonomik yapısı, yaklaşık 20 yıllık zaman diliminde dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmuştur. Bu hızlı ekonomik büyüme modeli endüstrileşme-üretim-ihracat zinciri ile çerçevelenebilir. Wuhan kenti 1) Bu hızlı endüstrileşmeye ev sahipliği yapan ulusal kalkınma bölgelerine sahiptir. 2) Bu kalkınma bölgelerinde yer alan teknoloji geliştirme bölgelerine sahiptir 3) Bu teknoloji geliştirme bölgeleri, bünyesinde yüzlerce AR-GE hizmeti veren araştırma enstitüsü barındırmaktadır. 4) Söz konusu AR-GE firmaları ile çalışan, onların eriştiği bilgi seviyesini teknolojiye çeviren sayısı binlerle ifade edilen yüksek teknoloji şirketi mevcuttur. 5) Bu yapıyı insan kaynağı açısından besleyecek teknik üniversitelere sahiptir. Bu, hatları çizilen ekonomik yapı, Wuhan kentini yüksek teknoloji temelli bir iktisadi yoğunluk merkezi haline dönüştürdüğü için doğal olarak, mühendislik başta olmak üzere çok nitelikli, ehil-işgücünü de kendisine çekmiştir/çekmektedir.

Bir kıyaslama yapmak gerekirse, Çin’in son 20 yıllık hızlı büyüme modelinin merkezinde yer alan Wuhan kenti, son iki yılda ortalama olarak ülkemizin GSYIH’sinin üçte biri kadar katma değer üretecek aşamaya ulaşmıştır.

Açık hava hapishanesi

Son bir buçuk ay içinde ise Wuhan kenti açık hava hapishanesi haline dönüşmüş; belirli sürelerde sokağa çıkma yasağının da uygulandığı bir karantina bölgesi olmuştur.

O halde şu soruyu sorabilirim: Yukarıda sayılan özelliklere sahip bir kentin Çin ekonomik yapı ve süreçlerinde “devre dışı” kalmasının öncelikle Çin ekonomisine sonra da küresel ekonomiye etkisi ne olabilir? Bu soruyu yanıtlayabilmek için İktisat Bilimi’nin Davranışsal İktisat ve Finans dalının perspektifinden faydalanmayı uygun görüyorum: Şöyle ki, herhangi bir fiyatlama, ya da fiyat oluşumu esnasındaki davranışlarında ekonomik karar vericilerin rasyonel olması “gerekliliği” vardır. 2005 yılında Nobel Ekonomi ödülüne layık görülen R.J. Aumann’ın (Robert J. Aumann. “Agreeing to Disagree” .The Annals of Statistics, Vol. 4, No. 6. (Nov., 1976), pp. 1236-1239) matematik olarak tanımlamayı başardığı bilgi hiyerarşisi, uzlaşma ve “common knowledge” kavramları bu rasyonelliğin çerçevesini oluşturur. Matematik altyapısını koşullu olasılık teorisinin oluşturduğu ve aslında Bayes-tipi ajan da dediğimiz rasyonel ekonomik ajanlar zanedemezler, zira aldıkları her birim enformasyonu yukarıda bahsedilen çerçevede işledikleri için ve ekonomik ilişkiye girdikleri her kesimin de aynı şekilde işlediğini bildikleri için “rasyonel”dirler. Bu rasyonellik, karar vericilerin enformasyonu doğru değerlendiremediklerinde, ya da değerlendiremeyecekleri yoğunlukta-hızda enformasyona maruz kaldıklarında bozulur. Rasyonelliğin bozulması da ekonomik ve ticari etkileşimi bozar. Bu da karşımıza şunu çıkarmaktadır: Koronovirüs’ün bizatihi varlığı ve yayılma hızı değil fakat, varlığı ve yayılması üzerine uluslararası haber ajanslarının geçtiği enformasyon ve hatta enformasyon bombardımanı, ekonomik karar vericilerin davranışlarını etkilemektedir. Buna delil olarak şunu gösterebilirim: Salgının ilk haftasında meydana gelen ilk ve ani etki Avrupa’dan Çin ile bağlantılı uçuş firmalarının hisselerinin değer kaybı olmuştur. Dikkat edilirse ekonomik ajanlar tarafından uçuşların iptali değil, uçuşların iptal edilme ihtimali değerlendirilmiştir. Süreç içerisindeki etkileri, önce finansal ve daha sonra reel ekonomi çerçevesinde ayrı ayrı ele alabiliriz. Çin’deki partnerleri ile ekonomik ve ticari ilişki içerisinde yer alan uluslararası ekonomik ajanlar, söz konusu enformasyon yoğunluğu ve hızı dolayısı ile karar alma süreçlerinde bozunum yaşamaktadır. İlk hafta içerisinde Çin ile olan turistik faaliyetler kısmen etkilenmişken, ilerleyen günlerde daha yoğun enformasyon akışı ile birçok ülke havayolu Çin’e uçuşlarını askıya almıştır, hatta Çin’deki vatandaşlarını geri getirmek için de yine ajanslarda sıkça haber olan operasyonlar gerçekleştirmişlerdir. Öte yandan Çin hükümetinin siyasi yapısı gereği düşük şeffaflık düzeyinde olması, ekonomik ajanların söz konusu enformasyon yoğunluğundan olumsuz etkilenmesine katkıda bulunduğu için, yaklaşık bir aylık zaman diliminde küresel tedarik zincirinde aksamalar meydana gelmiştir ve Çinli yerleşik üreticilerden sipariş iptalleri istenmiştir. Bu durum Çin’deki uluslararası ortaklı firmaların nakit akış zincirini zorlamaya başlamış, böylelikle ekonomik ve ticari süreçlerde yavaşlama meydana gelmiştir. Çin Merkez Bankası piyasaya likidite sürerek nakit akışı düzensizliği konusunda acil önlem almak yoluna gitmiştir. Bununla beraber, Çin hükümeti salgının kontrol altında olduğunun mesajını vermek için yaklaşık bir haftada hastaneler inşa ederek, karşı enformasyon yaymaktadır. Dünya’nın mevcut karbondioksit salınımının yaklaşık yüzde 30’u Çin’in üretim sisteminden kaynaklandığına göre, Çin’deki orta seviye teknolojik üretimin yarattığı katma değeri baz alarak, bu tip üretimde yüzde 1’lik azalmanın, küresel ekonominin orta ve alt seviye teknoloji temelli üretimine (tüm ülkelerde bu üretim kuşağında bulunan bütün sektörlere) etkisinin yüzde 0,3-0,5 aralığında azalma yönünde olacağını hesaplayabiliriz. Çin’in bu yıl beklenen ekonomik büyüme hızı yüzde 6-6,5 arasında iken, salgının etkisi ile bu yüzde 5-5,5 civarına düşebilir. Bu durum makroekonomik perspektifte kısa-orta dönem etkiyi göstermektedir. Küresel ekonomiye etkileri açısından Koronavirüs salgınını, 2003 yılındaki SARS virüsü salgını ile karşılaştırmayı doğru bir kıyaslama ölçütü olarak görmüyorum. Şöyle ki: Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2003 yılındaki ekonomik görünümü bugünkü durumundan çok farklıdır. İki yönü ile farkı belirtebilirim: Küresel ekonomiye hem üretim hem de finans sektörleri açısından entegrasyonu çok düşüktü. İkincisi ise ekonomik büyüklüğü bugünkü GSYIH’sinin yaklaşık yüzde 12’ si kadardı. Lakin, Çin’in kendi politikaları açısından merkezi karar alma sisteminin hiyerarşik hızı ve şeffaflık düzeyi benzerlik göstermektedir, sağlık sistemi ise göreceli olarak daha verimlidir.

İhracat ağı

Peki, orta seviye teknolojik üretimin yarattığı katma değerde kayıp yaşamak Çin ekonomisini uzun dönemli etkiler mi? Bunun önemini anlamak için Çin’in uzun dönemli ekonomi stratejisini değerlendirmemiz gerekmektedir: Çin ve rakipleri açısından bakmamız gerektiği için yine 2003 yılını baz alalım. 2003 yılında ABD Irak işgaline başladığı zaman ABD’nin GSYIH’si ile Çin’in GSYIH’si arasında sekiz kat fark vardı. ABD küresel hakimiyet yönünde dünya çapında savunma harcamalarına girişirken, Çin ise bölgesel silahlanma yolunu seçti. Kısacası, Çin’in 16 yılda izlediği yeni ekonomik büyüme stratejisi sayesinde 2019 yılı itibarı ile iki ülke arasındaki ekonomik büyüklük farkı 1,3 kata kadar inmiştir ve iki ülke sanayii sektörlerinin bir çoğunda artık başabaş yarışan firmalara sahiptir. ABD’nin ise günümüzde geliştirdiği strateji bu gidişatı durdurarak, Çin ile arasındaki ekonomik büyüklük farkını tekrar açmaktır. Sorumuza geri dönersek, ekonominin orta seviye teknoloji katmanları bu karşılıklı uzun dönemli stratejilere nasıl adapte olacaktır? Çin’in önümüzdeki dönem ekonomik planlaması iki temel üzerine kuruludur: 1) Küresel ölçekteki orta seviye teknoloji üretim kapasitesini ve ihracat ağını dönüştürmek. Bu amaç doğrultusunda 2013 yılında başlattığı Kuşak-Yol projesi bir yönü ile, Çin’in verimliliğini oldukça artırarak nerede ise rakipsiz duruma geldiği orta seviye teknolojik ürünleri küresel ölçekte uzak pazarlara, gelişmekte olan coğrafyalara minimum transport maliyeti ile sunmak projesidir. 2) Birinci madde ile rutin bir üretim sürecine ve yüksek gelirli ihracata dönüştürdüğü orta seviye teknolojilere yatırımı azaltarak, bu sektörlerden elde ettiği karları yüksek teknolojik üretim altyapısına yatırmak ve bununla birlikte bilgi seviyesinin sınırında yer alan araştırma-geliştirme çalışmalarına hız vererek, buradan elde edilecek patentleri derhal üretime kazandırmak.

‘Yaptırım’ yolları

Dolayısı ile Çin zaten önümüzdeki dönemde, ekonomisinin hantal kabuğundan, orta seviye teknolojik üretim liderliğinden sıyrılarak bilgi hiyerarşisinde daha üst seviyelere tırmanmak istemektedir. Koronavirüs’ün küresel ekonomi ve ticareti etkileyeceği kanal işte burasıdır. Yoksa, dünyanın yüksek bilgi ve tekonolojiye sahip üretim yapan sanayi sektörleri kuşağında bir etkilenme yaşanmayacaktır. Bu nedenle Koronavirüs’ün küresel ekonomik büyümeye olumsuz etkisi sınırlı kalacaktır. Buna mukabil ABD’nin ekonomik stratejisi ise Çin’i yüksek bilgi üretimi ve yüksek teknolojik ürünlere dönüştürme süreçlerinde uluslararası fikri mülkiyet haklarının sağlanması için gereken hukuki çerçeveyi uygulama aşamasına getirmektir, yani patent korumasını uygulatmaktır. Çünkü eğer Çin patent korumasını gerektiği gibi, yani Batı ülkelerinde uygulandığı şekli ile, uygularsa kendi Ar-Ge şirketlerinde “reverse engineering” dediğimiz, ürünü çözerek, başka bir versiyon özellikler ile tekrar üretme yolundan alıkonulabilir. Zaten Çin’in son 10 yıl içerisinde izlediği yöntem bu olduğu için, Çin’in büyümesini yavaşlatacak en önemli “yaptırım” budur.

Sorun şu ki, Çin bunu neden uygulasın, neden bu tip hukuki uygulamalara razı olarak stratejisinden vazgeçsin? İşte, aradığımız yanıt burada gizlidir. Hiçbir ülke böyle bir uzlaşmaya kendiliğinden onay vermek istemeyeceği içindir ki, ABD Çin hükümetini zorlayarak da olsa Ticaret Görüşmeleri’nin Faz 2 ile başlıklandırılan 2. Bölümü için masaya oturtmak istemektedir.

Dolayısı ile Koronavirüs’ün kontrol altına alınmasını takiben, önümüzdeki dönemde de Çin’i jeoekonomik açıdan olumsuz yönde etkileyecek başka bir takım olayların yaşandığını gözleyeceğimizi düşünüyorum.

Ülkemiz açısından bakıldığında, Çin’de etkilenmekte olan orta seviye teknolojik üretim sektörlerindeki siparişlerin çoğunlukla ülkemiz sanayisine yöneldiği görülmektedir. Bu durumun ülkemiz ekonomik büyümesi açısından olumlu/olumsuz nasıl sonuç vereceğini öngörebilmek için ülkemiz sanayisinin mevcut durumuna bakmamız gerekmektedir. Ülkemiz sanayii yapısının son 24 ay içerisinde hükümetimiz tarafından uygulamaya konulan sanayii teşvik modeli ve politikaları ile nereye evrilmiş olduğuna baktığımızda, öncelikle savunma sanayii ürün geliştirme ve üretim sektörlerinde yoğunlaşma olduğunu görmekteyiz. Diğer sektörlerdeki teşviklerin etkileri son iki ay içerisinde güçlenmeye başlamıştır. Sanayi üretim endeksi Aralık ayında yıllık yaklaşık yüzde 9 büyümüştür. Buna ara malı ve dayanıklı tüketim malı eşlik ederken; orta-yüksek teknoloji endeksinin katılımı düşüktür.

Türkiye’ye etkileri

Bu tablo bize şunu söylemektedir: 1) Orta seviye teknolojik üretimin Çin’den ülkemize kayması, orta seviye teknolojik sektörleri, o alanda kazanç gören yatırımcılar tarafından, iktisadi yoğunlaşmaya maruz bırakabilir. Böylelikle, orta-yüksek teknolojik seviye üretim seviyesine hem yatırım hem işgücü ilgisi artabilir dolayısı ile de eğitim perspektifi daralır. Bu 2023 hedefleri ile uyumsuz bir tablo ortaya çıkarabilir 2) Kısa-dönemde bu sektörlerde büyüme hızı yüksek olacağı için, hazır sipariş-yüksek ihracat neticesinde orta seviye teknolojik ürünler enflasyonda artışa sebep olabilir. Mevcut kapasitesinin düzeyi ile bu enflasyon etkisi daha da yüksek olabilir.

 

Bu durumu ekonomik anlamda lehimize çevirebilmek için yukarıda izah ettiğim kısa ve uzun dönem politikaları açısından iki ayrı strateji düşünülmeli ve bu iki ayrı strateji uzun dönemli ekonomik planlarımız ile uyumlu şekilde tasarlanıp uygulanmalıdır. Şöyle ki, birçok öneri getirilebilir, benim önerim; orta seviye teknolojik üretim yapan sektörler ile son 24 aydır üretim teşviği alan sektörler arasında denge kurulmalı, kamunun kaynakları orta seviye üretim için değil, yüksek teknolojiye dönüştürülebilecek bilgi üretimine analık yapan Ar-Ge firmaları için ayrılmalıdır. Çin’deki orta seviye teknolojik üretim siparişlerinin ülkemize kayması ile elde edilecek gelir üzerinden vergilendirme de bu uzun dönem plana uygun şekilde yapılmalıdır. 

 

ataozk@yahoo.com