Kürt siyasi kimliğinin oluşum dönemi

Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı
01.05.2021

Osmanlı devleti ve toplumundaki aidiyet farklılıklarının derinleştiği, çeşitli milliyetçilik hareketlerinin türediği, birbirinden farklı birçok etnik unsurun siyasi bakımdan Osmanlı devletinden ya bağımsızlık ya da özerklik talep ettiği bir dönemi, 1900 ila 1920 yılları arasındaki zamansal aralığı kendisine kerteriz seçen Yunus Koç geleneksel siyasetlerin ve aidiyet hislerinin yeni kalıplarda biçimlendiği bu dönemde Kürt siyasi kimliğinin oluşumunu irdeliyor.



Osmanlı devletinin son yüzyılı, tarihsel bakımdan epey bunalımlı bir dönemi ifade eder. Başta Yunanlar, Bulgarlar, Arnavutlar, Araplar olmak üzere Osmanlı devletinin tebaasını oluşturulan farklı etnisiteler bu yüzyılda bağımsız bir siyasi kimlik edinerek ortaya çıkmış; çeşitli isyanlarla Osmanlı devletinden kopardıkları coğrafyalarda kendi devletlerini kurmuş, hatta yirminci yüzyılın ilk çeyreğindeki Balkan savaşları esnasında Osmanlı devletini ittifak yaparak da olsa yenebilecek kadar önemli bir performans sergilemişlerdi. Benzer şekilde bir Ermeni sorunu da aynı yüzyılın bir ürünüdür. 19. yüzyılın sonlarından itibaren İngilizlerin, Fransızların ve Rusların kışkırtmalarıyla çeteleşen, bu çeteler aracılığıyla çeşitli isyanlar çıkartan Ermeniler belki Balkanlı etnisitelerin kazanımlarına erişememiştir; ama bu isyanların gerek Osmanlı toplumunda gerekse Ermenilerde epey acıya ve hüsrana yol açtığı da sabittir.

Cumhuriyet ile birlikte etnik farklılıkların oluşturduğu bunalımların sönümlendiğini iddia etmek de mümkün değildir. Her şeyden önce Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen bir Kürt sorunu vardır. Osmanlı devleti ve toplumundaki aidiyet farklılıklarının derinleştiği, çeşitli milliyetçilik hareketlerinin türediği, birbirinden farklı birçok etnik unsurun siyasi bakımdan Osmanlı devletinden ya bağımsızlık ya da özerklik talep ettiği bir dönemi, 1900 ila 1920 yılları arasındaki zamansal aralığı kendisine kerteriz seçen Yunus Koç geleneksel siyasetlerin ve aidiyet hislerinin yeni kalıplarda biçimlendiği bu dönemde Kürt siyasi kimliğinin oluşumunu irdeliyor.

Aidiyet kalıpları

Bu yeni siyaset ve aidiyet kalıplarının temel eksenini kaynağı Batılı olan politik bir sözlüğün oluşturduğu söylenebilir. Kitabında Kürt beyleri ve cemiyetlerinin yayınladığı Kürtçe süreli yayınları, yani 1909 ila 1920 yılları arasında yayınlanmış bütün Kürtçe dergileri incelemesine esas alarak bu yayınlarda ele alınan kimlik ve siyaset tartışmalarını, inşa edilmesi umulan kimlik ya d kimliklerin hangi milliyetçi teoriler eşliğinde okunabileceğini, inşa edilmek istenen kimlik için ne tür araçların nasıl kullanıldığını, bu tartışmaların evrildiği yönleri tahlil ediyor.

İkinci Abdülhamid'in tahtta olduğu yıllarda Kürt mirlerinin Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde eski imtiyazlı konumlarını edinmek için ayaklanmasından II. Meşrutiyetle birlikte Osmanlı devletinde hakimiyeti ele geçiren İttihat ve Terakki'nin de eski baskıcı politikaları sürdürdüğü iddiasıyla aralarında İbrahim Temo ile Abdullah Cevdet'in Osmanlı Demokrat Fırkası, Dersimli Lütfi Fikri'nin Mutedil Hürriyet Perveran Fırkası, Şerif Paşa ile Mevlanzade Rıfat Bey'in Islahatı Esasiye Osmaniye Fırkası, Diyarbakırlı Süleyman Sudi Beyin Ahali Fırkası olduğu pek çok siyasi partinin kuruluşunda etkili roller üstlenen Kürt entelijansiyasının birçok cemiyet de kurduğu söylenebilir.

Kitabında 1909'de başlayan bu süreci kurulan bu cemiyetler tarafından çıkarılan bütün dergilerdeki tartışmaları irdeleyen Koç, bu süreçte inşa edilen kimlikleri şöyle tasnif ediyor: etnik bağlamda Kürtlük, siyasi bağlamda Osmanlılık, dini bakımdan Müslüman. Tartışmalarda bu kimliklerin birbirinden ayrı ve bağımsız düşünülmediğini vurgulayan Koç, aksine onların birbirini besleyen, muhafaza eden, geliştiren bir nitelik taşıdığını da belirtiyor. Kürtçe basının sözkonusu dönemde modern bir olgu olarak Kürt kolektif kimliğinin ve hafızasının inşası amacıyla toprak, dil, eğitim, kültür, edebiyat, tarih ce tarihi şahsiyetler vb. birtakım araçlara başvurduğunu kaydeden Koç, tarihsel olay ve kişilerin de tahayyül edilen kimliğe uygun şekilde ele alındığını, bu şekilde haklılaştırılarak inşa edilmesi umulan kimliğin mümkün kılınmasının hedeflendiğini tespit ediyor.

@uzakkoku

Osmanlı'dan Cumhuriyete Kürt Kimliği Yunus Koç Vadi, 2021

Nietzsche hakkında yanlış bildiklerimize dair

Spinoza, Nietzsche, Bergson gibi filozofları kendi düşünmesinde bir araya getirerek yeni bir felsefe kurmaya uğraştığını bildiğimiz Gilles Deleuze'ün Nietzsche ve onun kavram ile fikirleri sözkonusu olduğunda sık sık düşülen yanlışları elemeyi amaçlayan kitabı Nietzsche'nin temel düşüncelerine bir giriş niteliği taşıyor. Deleuze'e kalırsa Nietzsche'nin savunduğu şekliyle bengi dönüş aynının tekrarı değil, olumlananın geri dönüşüdür; güç istencinin gücü istemekle bir ilgisi yoktur, o etkin kuvvetleri tepkisel kuvvetlerden ayırmaya yarayan bir seçim ilkesidir; üstinsan ise tarihsel bir momenti değil, tarihüstü bir dönüşüm figürünü ifade eder. Böylelikle Deleuze Nietzsche'de sık sık başvurabileceği bir filozof tipolojisini keşfeder.

Nietzsche, Gilles Deleuze, çev. İlke Karadağ, Alfa, 2021

Romanlar ve müziğin emperyalizmle ilişkisi

Oryantalizm adlı çalışmasıyla beşerî bilimlerde çığır açıcı bir yaklaşıma yol açtığı iddia edilen Edward Said'in o kitabında tasarladığı projenin ikinci önemli halkası sayılabilir Kültür ve Emperyalizm. Batı yüksek kültürünün emperyalizmle ilişkilerini tartıştığı kitabında Said, bir yandan da sömürgeleştirilenlerin emperyalizme düşünsel ve edebi direnişlerini inceliyor. Said, Kültür ve Emperyalizm isimli kitabında Joseph Conrad, Jane Austen, Charles Dickens, Rudyard Kipling, Albert Camus, André Gide gibi yazarlardan Verdi'nin Aida operasına kadar geniş bir skala içinde irdelemelerini yürütüyor. Diğer taraftan eski sömürgelerde "iktidar patolojileri"nin sonuçlarını da tartışıyor.

Kültür ve Emperyalizm, Edward Said, çev. Necmiye Alpay, Metis, 2021