Kürtçülük Kürtlüğü yok ediyor

Doç. Dr. Adem Palabıyık / Bitlis Eren Üniversitesi
25.09.2021

Kürtlük, siyasal Kürtçülük karşısında kendi öz sübjektif tecrübesinin düzenleyicisi olarak onu dönüştürmelidir. Kürtlük iç-bilinci ise pasif bir içselleştirici olmakla kalmamalı, aynı zamanda toplumsalın ve kendisinin ortak üreticisi konumuna gelmelidir.



Bir süre önce Açık Görüş'te Siyasal Kürtçülüğün İflası başlıklı bir makale yazmış ve makalemde Oliver Roy'un teorik hatalara düştüğü Siyasal İslamcılığın İflası tezinden yola çıkarak meseleyi farklı bir kuramsal bağlamda iç siyasete evirmiş ve ülkemizde Siyasal Kürtçülüğün iflas ettiğini ileri sürmüştüm. Çalışmamdaki temel iddiam, Kürt kavramı-içkinliği ve Kürtlüğün halleri ile Kürtçülük arasında bir kopuş olduğunu ve hem Öcalan-PKK ikilemi hem de Kürt siyasi partilerinin, Kürtlük halleri dışında ve Kürtlüğe içkin olmayan olguları siyasal açıdan savunulur hale getirmeleriydi. Çünkü Kürtlüğün halleri arasında sosyalizm, komünizm veya LGBT gibi savunuların olmadığı ve bu kavramların Kürtlüğe de içkin olmadığı aşikârdı. HEP ile başlayan siyasal sürecin Kürtçülük politik inşası ile feci bir çöküşe doğru sürüklenmesi ve Kürtlük ile aralarına istemli bir mesafe koyulması, Türkiye'de siyaset ürettiğini zanneden Kürt siyasal partilerinin siyasal Kürtçülüğün iflasına sebep olacağıydı ve öyle de oldu.

Üçlü diyalektik

Kürtlüğün hallerine dair ortaya konulacak argümanların üç aşamada Kürtler tarafından işlevsel hale geleceği ya da değerlendirileceği açıktır. Berger'in meşhur tezi olan nesnelleşme sürecinin Kürtlük halleri ile yakından ilişkisi şöyledir: Kürtler öncelikle geleneksel değerlerin benimsenmesi yahut kabulü için dış dünya ile ilişki kurma arayışına girerler ve bu aşamada Kürtler, Kürtlüğe içkin olan geleneksel değerleri tanımaya başlarlar. Kürtlüğe dair değerler (İslam, tutum, olgu veya tavırlar) mevcut geleneğin bir parçası olarak kendisine değer arayan Kürt vatandaşa sunulur ve Kürt bir birey, bu değerlerden geleneğine entegre edilebilecek olanını tercih ederek dışsallaşma sürecini tamamlamaya çalışır. Bu süreç aslında Kürtlük hallerinin ilk evresidir ve Kürt olma bilincinin bir taraftan sosyo-psikolojik alanını oluşturur öte taraftan ise kimlik arayışı içinde olan ve bunun eksikliğini hisseden Kürtlük bilincinin şekillenmesini sağlar. Berger'in ifadesiyle birey, arayışını bu evrede tamamlamaya çalışır.

Kürtlük hallerinin totalini oluşturan değerleri benimseyen birey ikinci evrede ise nesnelleşme adımını başlatır ve böylece ilk aşamada kazandığı geleneksel değerleri benimseyerek, eyleme dökmeye başlar. Böylece Kürtlüğün halleri olan olgusal tavırlar, eylemler, tutumlar veya davranışlarla birlikte ortaya çıkabilecek düşünme biçimi yavaş yavaş içkinleşir ve Kürtlüğün değer bağlamı sonrası için akışkan bir zemin hazırlar. Bu zemin Kürtlüğün, dış dünya tarafından algılanış biçimini şekillendirir ve böylece Kürt vatandaş, Kürtlüğe dair kodlamaları herkeste olan şekli ile yaşamaya çalışacağını düşünerek algısal durumunu kültürel kodlarla güçlendirir. Dışsallaşma ile elde edilen kültürel kazanımlar nesnelleşme ile toplumsallaşmanın bir aracı aygıtı haline dönüşür ve Kürtlüğe dair kazanımı olan birey Kürtlüğün hallerinden yabancılaşmaz.

Üçüncü aşama olan içselleşme ile birlikte Kürtlüğün halleri tamamen bilinçte yer alır ve birey, bilinçdışı aktörlerin algılama alanları arasına dahil olur. Bu süreçte Kürtlüğün halleri kültürel kodlardan zihinsel kodlara dönüşür ve Kürt olma bilincinin tamamlanma aşaması gerçekleşir. Toplum, Kürt olma bilincini şekillendiren vasıta görevi yapar ve Kürt olan birey, içselleşme cereyan edene kadar hem dünyanın unsurlarını dışsal gerçeklik fenomeni olarak anlar hem de bu unsurlardan süzülenleri öz benliğine ait içsel bir fenomen olarak tanımlar. Üçüncü aşama ile içkinlik meydana gelir ve Kürtlüğe dair içkin olmak, ileri dönemde ortaya çıkacak Kürtlüğün hallerini oluşturur. Böylece Kürt olma halleri hem bilinçte hem de somut düzlemde karşılık bulur.

Dışsallaşma, nesnelleşme...

Kürtlük hallerini sonradan içkin olma haline dönüştüren dışsallaşma, nesnelleşme ve içselleşme sürecinin işlevsel olabilmesi için değerlerin değişmemesi yahut değişen değerlerin yine gelenek içinde üretilmesi gereklidir. Çünkü yeni olan değerler mevcut akışkan işlevsellikte yeniden kodlanmaya muhtaçtır ve bunun için uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Kürtlük bilinci, oluşabilecek olan bilinçdışı aktörü tanımlamada zorlanacak veya tanımlayamayacaktır. Toplumsallaşamayan Kürtlük bilinci, Kürtçülük manifestosunun bir parçası haline gelecek ve siyasal alana dahil edilmeye çalışılan ideolojik yansımalar sebebiyle siyasal Kürtçülüğün iflası yaşanacaktır.

Kürtlük halleri ile Kürtlüğe içkin olan arasındaki organik bağ da maalesef bu süreçte ortadan kalkacak ve bir erke dönergeci taslağına bürünecektir. Kürtlüğe içkin olmayan PKK, sekülerleşme, LGBT, sosyalizm, komünizm, anarşizm ve benzeri dış bilinç ürünleri ancak siyasal alanın bir tercihi olarak kabul ettirilebilecektir. Günümüzde HDP, kendi tüzüğünde ortaya koyduğu yahut ileri sürdüğü ve Kürt olma hallerine içkin olmayan ve aynı zamanda dışsal bilincin ürünleri olan kavramsallaştırmaları, Kürt olmanın hallerine angaje etmeye çalışmaktadır. Buna ek olarak PKK ve HDP'nin, Türkçülük üzerinden kopyaladığı Turancılık kavramsallaştırması ile İran-Irak-Türkiye ve Suriye devletlerini de içine alacak "Büyük Kürdistan" hayali de yine yabancılaşan bilincin dışsal gerçekliği olarak Kürtlük hallerinin bir parçası sayılmaya çabalanacaktır. Kürtlük hallerine ve Kürtlüğe içkin olmayan bu tür dış bilinç ürünlerinin teorik sağlayıcısı konumunda bulunan Öcalan ve PKK da ancak bu şekilde kendine alan açabilecektir. Öcalan-PKK ve HDP'nin bilinçdışı ve illegal olarak oluşturmaya çalıştığı Kürtçülük paradigması böylece Kürtlüğü dönüştürebilecek bir algının da oluşmasına sebep olacak ve oluşan yaralı/yabancılaşmış bilinç ise günümüzdeki PKK savunusunu yapabilmenin yegane odağı haline gelecektir. Böylece oluşturulan heterodoks Kürtçülük bilinci Kürtlüğe içkin olmayan, Kürtlük hallerinde yaşama şansı bulamayan ve siyasal alanın mottosu haline gelmemeye çalışan ham Kürt olma kurgusu tarafından da ötekileştirilecektir. Bugün yaşadığımız HDP, Öcalan ve PKK karşıtlığının esas sebebi de aslında budur. Kürtlüğe dair olanın muhafaza edildiği ham Kürt olma niteliği ile Kürtlüğün siyasal alana aktarılmasını zorlayan ve Kürtlüğe içkin olmayan değerlerin (ideolojik düşünceler, LGB, vb.) öyleymiş gibi gösterilmesini amaçlayan siyasal Kürtçülük ile ciddi çatışmalar tam da bu sebeplerden yaşanmaktadır. Siyasal Kürtçülük kaybetmiştir çünkü toplumsallaşamamıştır.

Asla dönüş

HEP'ten HDP'ye ve PKK'ya kadar gelen sürecin Kürt olma hallerine verdiği zararın telafisinin mümkün görünüp görünmediği konusunda ciddi soru işaretleri mevcuttur. Eğer bir başlangıç yapılacaksa en baştan başlanması gerekecek ve Kürt meselesinde, Kürtlük bilinci ile Kürtlüğün hallerinin temsiliyetini yansıtan bir tanımlama yapılmalıdır. Kürt bilinci dışı aktörlerinin (HEP'ten HDP'ye, PKK'dan Öcalan'a kadar) bir kenara bırakılarak Kürtlüğe içkin olan kültürel bilincin gelenek ile birlikte yeniden güncellenmesi gerekecektir. Kürtlüğe içkin olmayan aktörler tarafından oluşturulan yabancılaşma ve anomi ile istikameti kaybettirilen Kürtlerin, geleneği yeniden anlamlandırma ve kendi kimliğini tanımasında temel olan içkinlik ve anomi sorunlarının çözülmesi ile yapılandırma sürecine girilmiş olunur. Siyasal Kürtçülüğün yerini alacak Kürtlüğün bir hali olan sosyalleşme, düzenin olduğu gibi kabul edilmesinin içselleştirildiği oranda başarılı olur. Bu da ancak geleneğin en önemli belirleyicisi olan İslam yani din ile mümkün olur. Her ne kadar kutsal, Kürtlüğün geleneğinden kopuk bilinç dışı aktörler tarafından insan dışı bir şey olarak tanımlansa da yine de Kürtlüğün kendisi ile ilgili olmakla insana işaret eder. O halde Kürtlüğün hallerinin ontolojisi olan insan olma eyleminin, Kürtlüğe içkin olan bir tanımlama yapması gerekirse Kürt meselesi; ilk olarak AK Parti'nin kuruluşuna kadar "Cumhuriyetin tıkanmışlığının ve rejimin ürettiği veya bazı ön kabullerden dolayı bir yönüyle de kırsaldan şiddete evirilen bir kimlik veya tanınma sorunu"dur. İkinci olarak AK Parti'nin kuruluşundan Çözüm Süreci'nin sonuna kadar "anlaşılmamış/tanınmamış ama anlaşılmaya çalışılan Kürt kimliği, PKK ile net olarak ayrışmış lakin PKK şiddeti sebebiyle kaçırılmış anayasal fırsatlar sorunu"dur. Ve üçüncü olarak da çözüm sürecinden sonra ise "PKK sorunundan tamamıyla ayrılan fakat Kürt kimliğini/kavramsallaştırmasını istila etmiş bir güvercin tedirginliği sorunu"dur. Yani Kürtlüğün hallerine dair bir tanımlama yapılacaksa Kürt meselesi, etnik kimlikten veya tanınmama refleksinden şiddete, şiddetten kaçırılan bir hukuki fırsata ve sonrasında ise anlaşılmamış olma tedirginliği ile ifade edilebilecek; bürokratik, hukuki, siyasi ve toplumsal bağlamlara sahip olan eklektik bir sorundur.

Bilinç dışı aktörler

Görülüyor ki, Kürtlüğün halleri ve Kürtlüğe içkin olma olgular arasındaki dengesiyle ontolojik açıdan gelenekten beslenmektedir. Kürtlüğü tanımlamayan, özüne yabancılaştıran ve eğreti durarak içkinlik karşısında aslında bir dışkınlık ya da taşkınlık olarak kendisini var etmiş olan Kürtlüğün bilinç dışı aktörlerinin (HEP'ten HDP'ye, PKK'dan Öcalan'a) Kürtlük hakkında sahip olduğu terminoloji de Kürt olma halleri ile ilişkili değildir. Bu sebepten Kürtlük, siyasal Kürtçülük karşısında kendi öz sübjektif tecrübesinin düzenleyicisi olmak üzere onu dönüştürmelidir. Kürtlük iç-bilinci ise pasif bir içselleştirici olmakla kalmamalı, aynı zamanda toplumsalın ve kendisinin ortak üreticisi konumuna gelmelidir. Böylelikle Kürtlüğe içkin olmak sosyal bir aktör olarak çeşitli manaların ortak bir mana düzeni içerisinde bütünleşmesini sağlar ve içkinlik, hem objektif hem de subjektif olarak Kürtlüğün bilinç dışı aktörlerine karşı anlamlı bir bütünlük oluşturabilir. Mevcut subjektif gerçeklik ise içkinliğe ait olanın (yani AK Parti'nin) diyaloğuna bağlıdır. Bu bağ sıkılaştırılmalı, İslam'dan beslenmeli, HDP ve PKK üzerinden kurgulanmış ve öz halkına yabancılaşmış komünist modernleşmeye karşı durabilmeli ve siyasal Kürtçülüğe meydan okuyabilmelidir.

adem.palabiyik@hotmail.com