‘Kuş ölür sen uçuşu hatırla’

Tarık Şebik / 15 Temmuz Derneği Başkanı
14.07.2019

251 şehidimizin ailelerinin yaşadıkları büyük şoku atlattıktan sonra yas sürecine girdiğini ancak bu sürece geçişin -özellikle ilk dönemlerde medyanın ve toplumun yoğun ilgisi nedeniyle- bir süre ertelendiğini söyleyebiliriz. Bazı ailelerimiz öfke ve özlem dönemlerini bitirip kabullenme evresine geçti, bazı ailelerimiz hala öfke ve özlem safhasında yaşamaya devam ediyor.



15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden üç yıl geçti. Millet olarak o gece dahil bu üç yıla pek çok mücadeleyi, olayı ve duyguyu sığdırdık. Yaşadığımız kayıplar bizleri olgunlaştırırken, yaralarımızın sızısı henüz dinmedi. Özellikle 251 şehidimizin emaneti olan aileleri ile uzuv kaybı yaşayan, tedavi süreci devam eden ve hayata kaldığı yerden devam etmeye çalışan kahraman gazilerimiz için durum böyle. Millet olarak yaşadığımız travma ve güven kaybının sonuçlarını ise hala zihinlerimizden ve ruhlarımızdan silebilmiş değiliz. 

Hepimizin bildiği gibi üç yıl önce bir temmuz gecesi ülkemiz, devletimizin içine sızan hainler tarafından işgal edilmek istendi. Asker kılığına girmiş teröristler uçaklarla, tanklarla ve silahlarla halkımızın üzerine ateş açtı. O ateşin yaktığı ocaklarda ise acı hiç dinmedi. Yaşanan ani kayıplar evladını, annesini, babasını, kardeşini yitiren aileleri derinden sarstı. İlk anda ortaya çıkan şok yerini bir süre sonra öfkeye ardından özleme şimdilerde ise sızısı bir türlü dinmeyen kabuk bağlamış bir yaraya bıraktı. 

Benzerini yaşamadık

Yüzyıllar boyu varlığını devam ettiren vatanımızın her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış, bu ülke şuhedanın yurdu olmuştur. İslam ile mayalanan bu millet, şehitlik ve gazilik mertebelerinin değerini hep bilmiş ve buna göre bir kültür geliştirmiştir. “Vatan sağolsun” cümlesi annelerin, babaların ağızlarından hep vakur bir edayla çıkmıştır. Bu vatan yüzyıllar boyu pek çok ihanete, savaşa ve terör olayına şahitlik etmiş, ayağa kalkıp yaralarını sarmıştır. Ancak 15 Temmuz’da yaşadığımız ihanetin bir benzerini ne tarih kitaplarında ne de sözlü kültürümüzde görmek mümkün değildir. Kardeşimiz, dostumuz, komşumuz, çalışma arkadaşımız dediğimiz insanların bizi sırtımızdan bıçaklaması belki de yaşadığımız travmanın en büyük sebebidir. Çünkü düşman bildiklerimizle savaşmaya, mücadele etmeye alışkınız. Ancak düşmanın kim olduğunu bilmediğimiz böyle bir örgütle yüzleşmek, en temel duygularımızdan biri olan “güven” duygumuzu zedelemiştir. Millet olarak atlattığımız bu badirenin toplumsal yansımalarını elbette sosyologlarımız, psikologlarımız ileriki süreçlerde daha iyi analiz edeceklerdir. Bizler ise bu yazıda birebir iletişim kurduğumuz, acılarını paylaşmaya gayret ettiğimiz şehit ailelerimiz ve gazilerimizle ilgili gözlemlerimizi sizlere aktarmaya çalışacağız. 

O gece 81 milyon insanımız büyük bir şok yaşamıştır. Mesela yedi aylık hamile bir kardeşimizin sonik patlamalar nedeniyle düşük yaptığını ardından uzun süre psikolojik tedavi gördüğünü biliyoruz. Yine o geceden sonra tek başına uyuyamayan ortaokul çocuklarının varlığından haberdarız. Bunun anlamı o gece millet olarak büyük bir mağduriyet yaşadık. Çok şükür ki kendimizi hızla toparlayıp ayağa kalktık. 

251 şehidimizin ailelerinin yaşadıkları büyük şoku atlattıktan sonra yas sürecine girdiğini ancak bu sürece geçişin -özellikle ilk dönemlerde medyanın ve toplumun yoğun ilgisi nedeniyle- bir süre ertelendiğini söyleyebiliriz. Yas sürecine geç giren ailelerimiz ise bu süreci farklı farklı yaşamakta. Bazı ailelerimiz öfke ve özlem dönemlerini bitirip kabullenme evresine geçti, bazı ailelerimiz hala öfke ve özlem safhasında yaşamaya devam ediyor. 

  

Paylaşım platformları

15 Temmuz Derneği olarak ilk günden itibaren ailelerimize psikolojik ve sosyal destek sağlamak için harekete geçtik. Uzman psikologlarımız ve saha ekibimiz taziye evlerinden bugüne tüm şehitlerimizin aileleriyle birebir ilgilendi. İlk günlerin sıcaklığı geçip aileler biraz daha kendi başına kaldıklarında da onları yalnız bırakmadık. Düzenli olarak yapılan ev ziyaretlerinde psikolojik olarak destek alması gereken aile fertlerini en doğru şekilde yönlendirdik. Ve üç yılda şunu gördük. Şehit ailelerimiz kapılarının çalınmasını, dertlerine ortak olunmasını, yüklendikleri ağır sorumlulukların paylaşılmasını istiyorlar. Şehit ailelerimizi bir araya getirdiğimiz buluşmalar ise birer paylaşım platformuna dönüştü. Benzer acıları yaşayan ailelerimiz kısa zamanda yeni dostluklar geliştirdi, aynı dili konuştukları kardeşler kazandı. 

15 Temmuz Derneği bünyesinde kurduğumuz Kadın ve Gençlik Komisyonlarımız ise şehit eşleri ve anneleri ile çocuklarının farklı etkinlikler etrafında bir araya geldikleri birimler olarak hizmet veriyor. Sulu boya atölyesi, nakış atölyesi, hadis sohbetleri gibi programları dışarıdan gözleyenler bizlere “bunlarla mı uğraşıyorsunuz?” şeklinde eleştiriler getiriyor. Elbette her türlü yapıcı eleştiriye açığız ancak bu cümleyi kuranlar şehit annelerinin ve eşlerinin bu etkinliklerle hayata bağlandıklarını, sosyal bir çevrenin içine girerek iyileştiklerini gözden kaçırıyorlar. Şehit çocukları için yaptığımız panel, konferans, gezi gibi faaliyetler de yine aynı amaca hizmet ediyor. 

Şehit yakınlarının hayata tutunmalarını sağlayan farklı dinamikler var. Şehit eşleri çocuklarına, evli olmayan yakınlar ise işlerine, güçlerine sarılarak ayakta duruyor. Tüm şehit ailelerinin iyileşmesine yardımcı olan en önemli faktör ise dini inanç. İslam’ın şehitlik ve gazilik makamıyla ilgili yaklaşımı ailelerin en büyük teselli kaynağı. Peygamber Efendimize komşu olan şehitlerimizin aileleri, 15 Temmuz’un yıkıcı etkileriyle Kur’an ve Sünnete sığınarak baş ediyor. 

Şehit yakınları katıldıkları sosyal projelerle de kendilerini iyi hissettiklerini söylüyor. Mesela Afrika’da bir şehidimizin adını taşıyan su kuyusunun açılışına giden eşi “Onun adını bu şekilde yaşatmak ve hayır işlemek bana çok iyi geldi” diyor. Bosna Hersek’e bir yardım organizasyonuna giden başka bir şehit eşi “Bosna’nın savaştan nasıl etkilendiğini gördüm. 15 Temmuz’u gördüm ve acıların en büyüğünü yaşadım. Geride kalan yetimler için elimden ne gelirse yapacağım” şeklinde konuşuyor. Bu tür programlar şehit yakınlarının ruhlarına iyi geliyor ve onları iyileştiriyor. 

 Babalarını, annelerini daha çok küçükken kaybeden çocuklar yaşadıkları hasretle baş etmenin yollarını arıyor. Mesela babasını kaybettiğinde sekiz yaşında olan bir kızımız hasretini dindirmek için hala oyuncak ayısına babasının parfümünü sıkıp ona sarılarak uyuyor. En küçük şehitlerimizden birinin küçük kardeşi ağabeyinin mezarına gittiğinde toprağı eşeleyip onu çıkarmayı çalışıyor. Aile buluşmalarında bir araya geldiğimiz şehitlerin küçük çocukları anne-babalarının cennete gittiklerini anlatıp duruyor. Babasını beş yaşındayken kaybeden kızımızın annesine söyledikleri ise özellikle medyanın şehit yakınlarıyla ilgili yaklaşımını gözlemlemek bakımından oldukça düşündürücü. Beştepe’deki şehit polislerimizden birinin kızı annesine “Anne benim babam da kahraman. Neden diğerlerinin fotoğrafları ekrandayken benim babamın ki yok” diyor. Bu enstantanelerle fazlasıyla karşılaşıyoruz ve her defasında boğazımızda bir yumru düğümleniyor. 

Şehit anneleri ve babalarının yaşadıkları kayıplardan en çok etkilenen kesim olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle şehit annelerinin gözyaşları hiç dinmiyor. Varını yoğunu ortaya koyarak yetiştirdikleri evlatlarını kaybeden anne-babaların yas süreci kolay kolay bitecek gibi görünmüyor. Kimi evladının odasına hiç dokunmadan muhafaza ediyor, kimi şehit olduğu yerden asla geçemiyor, kimi çocuğunun en sevdiği yemekleri yapıp sofraya koyamıyor. Şehit evladının eşyalarından kendi kişisel müzesini oluşturan bir babamız bile var. 

  

Ağır bir travma

Gazilerimiz için de durum hiç kolay değil. Uzuv kaybı yaşayan ve tedavisi devam eden gazilerimiz psikolojik olarak zorlu süreçler yaşıyor. Tabii aileleri de bu sürecin en büyük tanıkları ve mağdurları. Bir anda sağlığını kaybeden gazilerimizin hayatı baştan sona yeniden şekilleniyor. Tamamen iyileşen gazilerimizin ise hayata karşı daha öfkeli olduklarını gözlemliyoruz. Elbette yaşadıkları çok ağır bir deneyim. Hepimizin bu realiteyi unutmadan kahraman gazilerimize hak ettikleri sevgi ve saygıyı göstermesi gerekiyor. 

Elbette üç yıllık bu zorlu süreçte sadece üzücü olaylarla karşılaşmadık. Kimi şehitlerimizin evlatları evlenip yuva kuruyor, kimi nişanlanıyor, kiminin çocuklar sünnet oluyor, kiminin torunları doğuyor. Hayat bir şekilde akıp yatağını buluyor. Bizler de tüm bu süreçlerde ailelerimizin yanında olmak için gayret gösteriyoruz. Bir şehit ailemizin ya da gazimizin özel bir gününde yanında olmak hem bize hem de onlara iyi geliyor. Böyle anlarda acılar kadar mutluluklar da paylaşılıyor. 

Geçtiğimiz üç yılda çok şey yaşadık. Şehit ailelerimiz ve gazilerimizle kimi zaman üzüldük, kimi zaman sevindik. En savunmasız anlarımıza, en mutlu günlerimize tanıklık ettik. Birbirimize evlerimizi, gönüllerimizi açtık. Biz büyük bir aileyiz. Bundan sonra da öyle olmaya devam edeceğiz. Aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ederek, kahraman gazilerimize hak ettikleri sevgi ve saygıyı göstererek, gelecek nesillere bu destanı doğru aktararak yolumuza devam edeceğiz. 

Ünlü şair Füruğ Ferruhzad’ın bir şiirinin ismi “Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla”dır. Halimiz biraz da bu şiirdeki gibi. Kuşlarımız vuruldu, şehadete ulaştı. Bize onların hepimiz için verdikleri mücadeleyi hatırlatmak ve şehitlerimizin hatıralarını yaşatmak kaldı.