Avrupa''da bugün çöken şey liberal düzen değil, onun kendine anlattığı hûlyadır. Çöken, piyasa ile normların güç siyasetini görünmez kılabileceği yönündeki hayalperest tarih tasavvurudur. Onun yerinde yükselen ise daha sert, daha gerçekçi ve daha masraflı bir liberalizm nevidir. Güvenlik ile meşrulaşan, savunma ile tahkîm edilen, altyapı ve maliye ile derinleşen bir liberal düzen. Hattâ Avrupa'ya has bir liberal militarizm.
Salih Şimşek/ Yazar
Avrupa'da ve Avrupa hakkında son yıllarda en çok duyulan cümlelerden biri şudur: Liberal düzen çöküyor. Bu iddianın müddeilerine bakıldığında iki grup ağır basmaktadır. Birinci grup, Avrupa içerisindeki merkezkaç uçlardır. Yani mevcut düzene muhalif sağ ve sol uçlar. İkinci grup ise Avrupa'yı muhayyilesinde yalnızca özgürlük ve demokrasiyle kodlamış, AB dışında yaşayan insanlardır.
''Avrupa'da liberal düzen çöküyor'' hükmünün câzip sebepleri vardır. Zîra Avrupa, bir taraftan Rusya'nın Ukrayna'ya karşı açtığı harbin doğurduğu askerî tehditle, diğer taraftan Amerikan hegemonyasının artık otomatik ve kayıtsız şartsız bir emniyet garantisi sayılamayacağını gösteren jeopolitik belirsizlikle karşı karşıyadır. Enerji hatlarından tedârik zincirlerine, yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, savunma sanayiinden kamu maliyesine kadar uzanan geniş bir sahada Avrupa, uzun zamandır ilk defa güvenliğin yalnızca cephe hattına değil, siyasetin bütün sathına yayıldığı bir evreye intikâl etmiştir.
Ne var ki ''liberal düzen çöküyor'' vehmi, mes'elenin mahiyetini tam olarak izah etmemektedir. Çünkü burada söz konusu olan şey liberal düzenin umumî çöküşü değildir. Asıl mes'ele, liberal düzenin kendisini hangi yeni retorik ve hangi yeni tertibat içinde yeniden konfigüre ettiğidir.
Ahlâkî üstünlük retoriğinin zemini
Hâlihazırda Rusya korkusunun Avrupa'ya icbar ettiği tedbirler, sıradan bir silahlanmanın çok fevkindedir. Olan şey, esâsında Avrupa'nın varoluşunu üzerine inşa ettiği siyasî meşruiyetini yeniden dizayn etmesidir. Soğuk Savaş sonrasının Avrupası, kendi meşruiyetini hukuk, insan hakları, serbest piyasa, multilateralizm, normlar, kurumlar ve medenîleşmiş siyaset üzerinden kurmuştur. Bu meşruiyet talebinin bâtın önkabûlü : Tarihî Avrupa mes'elesi büyük ölçüde çözülmüştü. 19.asırda başlayan güç siyaseti sınırlandırılmış, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde savaşlar geri itilmişti. Kant'ın sonsuz barışı emin adımlarla ihdas oluyordu. Ekonomik rasyonalitenin ve liberalizmin galebe çalacağı rejim ufuktaydı.
Ancak son otuz yılın bu hûlyası yalnızca sarsılmamıştır. Kendisini tahkîm eden tarih tasavvuru da dumura uğramıştır.
Avrupa yaklaşık otuz yıl boyunca kendi güvenliğinin bedelini tam mânâsıyla muhasebe etmeden ahlakî bir üstünlük retoriği kurmuştur. Bunun mesnedinde ise yalnızca ahlâkî inkişâf yoktur. Çok somut bir jeopolitik konfor da vardı. Amerika sayesinde güvenlik şemsiyesi, Rusya vesilesiyle ucuz enerjiye erişim, küresel kurumlar vasıtasıyla ticaretin nispeten açık kalması, Çin pazarı aracılığıyla ucuz ve maliyet-etkin üretim imkânı ve finansal sistemin Anglo-Amerikan düzen tarafından korunmasıyla beraber, kıtanın sanayi mirasının hatırı sayılır derecede ayakta kalması.
Kısacası Avrupa, ahlakî mes'eleleri güçten bağımsızmış gibi ele almayı ve liberal düzenin ahlâk bekçisi olmayı kendine vazife edinmiştir. Fakat zikredildiği üzere, bu ahlâkî duruşun maddî zeminini büyük ölçüde başkaları taşımaktaydı. Bugün gelinen noktada ise Avrupa'nın muhayyilesi hakikatle yüzleşmektedir.
Güç siyasetinin yeniden hatırlanışı
Silahlanan Avrupa'yı hepimiz müşahede ediyoruz. Fakat bu Avrupa'yı anlamak için ''barışçı liberalizmden katı realizme geçiş'' gibi basit ve üstünkörü benzetmeler kâfî değildir. Avrupa, tarihinde ilk defa güç siyasetiyle ruberu olmamaktaıdr. Bilâkis, bu siyaset nevinin en esaslı mûcitlerinden biri bizâtihi kendisidir. Hâlihazırda, unuttuğu şeyi yeniden hatırlamaktadır.
19. asrın Avrupa'sını kuran şey yalnız hukuk, parlamento, sanayi ve bilimsel keşif değildir. Aynı zamanda Napoleon'un levée en masse ile misâl teşkîl ettiği seferberlik, maliye, demiryolu, top dökümhaneleri, zorunlu askerlik, nüfus idaresi ve büyük devlet rekabetiydi.
Liberal devlet ile askerî hazırlık bu süreçte birbirine müvazîilerlemiştir. İngiltere'nin deniz kudreti, Prusya'nın disiplinli devlet aklı, Fransa'nın kitlesel seferberlik kabiliyeti ve nihayet sanayi çağının mali-teknik devlet formu, modern Avrupa'nın siyasî omurgasını teşkil etmiştir. Bugün geri dönen şey, bu hakikatin yeni bir sûretidir.
Yeni meşruiyet dili
Almanya'da Rusya-Ukrayna Savaşı'nı takiben 2022 yılında ilan edilen ''Zeitenwende'', yani dönüm noktası kavramı, sırf siyasî retorik olarak okunmamalıdır. Mes'ele, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından bazı savunma kararlarının alınmasıyla münhâsır değildir. Mes'ele, güvenlik ve savunma kapasitesinin siyaseten yeni bir bütünlük içinde formüle edilmesidir.
Avrupa tehdidi yalnızca dışarıdaki düşmanla tarif etmemektedir. İçeride korunması gereken hayat formuyla birlikte kurgulamaktadır. Bu yüzden güvenlik söylemi, özgürlük, demokrasi ve refahla mezcedilmektedir. Askerî, iktisadî ve toplumsal unsurlar, altyapıyı da ihtivâ edecek şekilde tek bir savunma lisânı içinde toplanmaktadır.
Esas dönüşüm de budur. Devlet artık sadece top, tank, mühimmat ve asker sayısıyla konuşmamaktadır. Limanların işlevi, demiryollarının kapasitesi, enerji ağlarının güvenliği, bulut merkezlerinin korunması, kritik ham maddelere erişim, kamu maliyesinin esnekliği, sanayi üretiminin sürdürülebilirliği, teknolojik yetkinlik, siber savunma, hattâ toplumsal direnç ve siyasî dayanıklılık dahi savunma kategorisinin içine alınmaktadır. Böylelikle savunma, ordunun ve güvenlik bürokrasisinin işi olmaktan çıkıp, toplumun tamamına yayılan bir idâre prensibine, hattâ güvenlik rejimine dönüşmektedir.
Harp ihtimâlinin getirdikleri
Modern Avrupa tarihine ve modern devletlerin oluşum safhalarına bakıldığında benzer durumları müşahede etmek mümkündür. Devletler önce tehditler karşısında merkezîleşirler. Akabinde bu merkezîleşmeyi hukuk ve kamu yararı diliyle kalıcılaştırırlar. Harp, yalnızca devletin hudutlarını değil, dahilî yapısını da değiştirmektedir. Maliye reformları, vergi kapasitesi, bürokratik genişleme, iletişim ağlarının merkezîleştirilmesi, ulaştırma sistemlerinin stratejikleştirilmesi, sanayi politikalarının millîleştirilmesi vs.Bunların hepsi savaşın doğrudan sonucu olmaktan ziyade, savaş ihtimalinin kalıcılaştırdığı devlet aklının mahsulleridir. Avrupa'da bugün olup biten de bundan çok farklı değildir. Savaş ihtimâli, siyaseti yeniden düzenleme kudreti göstermektedir.
Liberalizm ve güvenlik
Bu noktadaki temel düğüm, liberal düzen ile güvenlik arasındaki ilişkinin doğru analiz edilmesidir. Mes'ele, liberalizmin güvenlik ve savunma konseptleriyle ortadan kaldırılması değildir. Karşımızdaki hâdise bize çok daha sofistike bir terkip göstermektedir. Liberalizm, kendisini savaş çağında güvenlik vasıtasıyla yeniden meşrulaştırmaktadır.
Misâlen 2022'den günümüze Alman siyasî söyleminde korunması gereken şey yalnızca devlet değildir. Aslolan, ''özgürlük, demokrasi ve refah'' diye tarif edilen liberal hayat nizâmıdır. Bu üçlü, yeni savunma siyasetinin meşruiyet çekirdeği hâline gelmiştir.
Bunun mânâsı şudur: Savunma harcaması artık yalnız askerî kapasite artışı olarak değil, demokratik hayatın sigortası, refah toplumunun muhafazası ve Avrupa düzeninin sürekliliği olarak anlatılmaktadır.
Bu, son derece mühim bir siyasî dönüşümdür. Çünkü böylelikle güvenlik, özgürlüğün karşısındaki sınırlayıcı kudret gibi değil, bizâtihî özgürlüğün idâme-i hayat şartı gibi sunulmaktadır.
Liberal siyaset burada klasik bir paradoksa yaslanmaktadır:Hürriyet korunmadığı takdirde çöker. Fakat korunma adına yapılan her tahkimat da hürriyetin alanını yeniden tarif etmektedir. Hâlihazırda Avrupa'da görülen hadise, bu paradoksun geniş ölçekte siyasallaşmasıdır. Güvenlik, istisnaî bir tedbir dili olmaktan çıkıp, normalliğin lügati hâline gelmiştir.
Yeni dil
Burada dikkat çekici olan husus, bâriz bir savaş güzellemesinin olmayışıdır. Avrupa bugün klasik bir militarist rejim diliyle konuşmaktan imtinâ etmektedir. Onun yerine çok daha rafine, daha sofistike ve bu yüzden çok daha te'sirli bir dil kurulmaktadır: caydırıcılık, dayanıklılık, hazırlık, savunma kapasitesi, stratejik özerklik, altyapı güvenliği, tedârik emniyeti, toplumsal direnç, demokratik değerlerin korunması.
Bu dilin Avrupa toplumunda mâkes bulmasının sebebi, nüfûzedici oluşudur. Zorluk bile yeni bir formülle sunulmaktadır. Âşikâr bir zorluktan ziyade, ihtiyat, sorumluluk ve müşterek hayatın korunması olarak takdim edilmektedir. Bu sebeple toplumun ekseriyeti nezdinde daha kolay kabul görmektedir.
Güvenliğin politik ekonomisi
Avrupa'nın mevcut dönüşümünü anlamak için yalnız askerî stratejiye bakmak yetmemektedir. Nazarımızı politik ekonomiye de temerküz etmemiz gerekir. Çünkü güvenlik dilinin genişlediği her yerde, maliye, sanayi ve teknoloji politikaları da değişmektedir.
Savunma kapasitesinin artırılması, kamu borçlanmasının yeniden düzenlenmesini beraberinde getirmektedir. Kritik sektörlerin desteklenmesi, rekabet hukukunun yeniden esnetilmesini doğurmaktadır. Enerji ve teknoloji bağımsızlığı, piyasa dogmalarının kısmen askıya alınmasını gündeme taşımaktadır. Altyapının stratejik sektör sayılması ise iktisadî rasyonalitenin güvenlik mantığıyla birleşmesine yol açmaktadır. Yani liberal düzen yalnız askerî bakımdan değil, iktisadî bakımdan da yeni bir evreye girmektedir. Pazar artık kendiliğinden işleyen nötr bir alan gibi görülmemektedir. Bilâkis savunulması, yönlendirilmesi ve siyaseten tahkim edilmesi gereken stratejik bir saha olarak düşünülmeye başlanmıştır.
Norm ile güç
Avrupa bir yanda hâlâ evrensel normlar, hukuk devleti, çoğulculuk ve piyasa ekonomisi dilini muhafaza etmek istemektedir. Diğer yanda ise aynı kıta, bu normatif düzenin ancak maddî kudretle korunabileceğini yeniden keşfetmektedir. Daha da mühimi, bu kudretin kendiliğinden ortaya çıkmadığını, maliyetli, planlı, siyasî ve zaman zaman sert tedbirlerle inşa edildiğini görmektedir.
Burada bir başka ihtimâle de dikkat etmek gerekir. Güvenlik dilinin genişlemesi, her zaman gerçek kudret doğurduğu mânâsına gelmemektedir. Bazen kavramlar çoğaldıkça kuvvet azalabilir. Zîra dil, eylemin ikâmesi hâline gelebilir. ''Stratejik özerklik'' mefhûmunu sarf edip, Amerikan güvenlik omurgasından fiilen ayrılamayan bir Avrupa, ''savunma sanayii kapasitesi'' deyip üretim zincirlerini siyasî kararsızlıktan kurtaramayan bir Almanya, ''dayanıklılık'' deyip toplumsal rızayı uzun vadeli maliyetlere tahvil edemeyen hükümetler, çok konuşup az tahkim eden rejimlere dönüşebilirler. Bu yüzden asıl mes'ele, güvenliği söyleme dâhil etmek değildir. Asıl mes'ele, onu ciddî bir ekosisteme dönüştürebilmektir.
Liberal düzen
Makalenin başında tevdî edilen ''liberal düzen çöküyor mu?''suâlinin doğru cevabı, ne kolay bir ''evet''ten ne de rahat bir ''hayır''dan ibarettir. Liberal düzen kesinkes eski hâlini sürdürmemektedir. Fakat yerini bütünüyle başka bir rejime de bırakmış değildir. Gözlemlenen şey, onun kendi içinden başka bir evreye geçişidir.
Bu yeni evrede güvenlik, liberal düzenin haricî hudûdunubekleyen istisnaî bir araç olmaktan çıkmakta, onun merkezî tertip ilkesi hâline gelmektedir. Özgürlük artık kendiliğinden genişleyen bir imkân gibi değil, korunması gereken kırılgan bir düzen gibi düşünülmektedir. Demokrasi yalnız temsilî meşruiyet olarak görülmemekte, savunulması gereken bir siyasî hayat şekli olarak kodlanmaktadır. Refah da artık yalnız büyüme rakamlarından ibaret sayılmamaktadır. Stratejik dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve altyapı emniyeti ile birlikte mütalaa edilmektedir.
Hülâsa, Avrupa''da bugün çöken şey liberal düzen değil, onun kendine anlattığı hûlyadır. Çöken, piyasa ile normların güç siyasetini görünmez kılabileceği yönündeki hayalperest tarih tasavvurudur. Onun yerinde yükselen ise daha sert, daha gerçekçi ve daha masraflı bir liberalizm nevidir. Güvenlik ile meşrulaşan, savunma ile tahkîm edilen, altyapı ve maliye ile derinleşen bir liberal düzen. Hattâ Avrupa'ya has bir liberal militarizm.