Mahremiyetin dönüşümünü Müslümanca düşünmek

Açık Görüş Kitaplığı/ Murat Güzel
06.04.2019

Nazife Şişman’ın editörlüğünü üstlendiği ‘Mahremiyet: Hayatın Sırları ve Sınırları’ isimli kitapta mahremiyet fıkhi, sosyolojik, iktisadi ve tarihsel bakımlardan detaylı bir biçimde ele alınıyor. Mahremiyet konusuna disiplinlerarası bir bakışı içeren haliyle derleme, güncel meseleleri tarihi ıskalamayan bir bakışla ele almamıza imkan tanıyor.



Akıllı makinelerin, yapay zekanın, bilgisayar, cep telefonu, internet ve sosyal medya gibi dijital teknoloji ve iletişim kanallarının yaygınlaşmasıyla birlikte içinde yaşadığımız toplumları kuran ya da belirleyen temel olgunun bir “gözetleme” olduğu ileri sürülebilir. Fransız filozof Michel Foucault’un okullar, hastaneler, hapishaneler, ordu, fabrika vb. kurumlar etrafında modern devleti, modern bireyi ve hatta bütün modernliği bir gözetlenme bilinci, bu gözetim altında disiplinli ve uyumlu bir şekilde çalışan vatandaşı ortaya çıkaran bir panoptikon olarak okuduğunu biliyoruz.

Gözetim altında olmak neredeyse modern olmanın ayırt edici vasfı, ancak günümüzde gözetlemenin panotikona özgü sayabileceğimiz gibi tek boyutlu ve tek merkezli olmadığı da aşikar. Artık gözetleyenlerin bile gözetlenebileceği, çok yönlü, çok merkezli bir “gözetleme” söz konusu. Handiy-se günümüz toplumlarında hep izliyoruz, hem de bizi izleyen birtakım “göz”lere karşı karşı korumasız kalmayı göze alabiliyoruz. Bu durum günümüz toplumları ve bireyleri bakımından mahremiyetin sadece ‘gözetim’ çerçevesinden ele alınmasının mümkün olmayacağı bir durum.

Teşhirin, ifşanın, gündelik hayatı pazarlanan bir ürün haline dönüştürmenin, ölümü bile bir performansa dönüştürmenin yeğlendiği bir çağda mahremiyetin geçirdiği dönüşümleri Müslümanca bir hassasiyetle kavramaya çalışmanın birçok zorluğu da var. Bu zorlukların başında elbette mah-remiyetin sadece yalın kat bir fıkhi kavram ve yine sadece görme-görünmeyle alakalı olmayışı geliyor. Mahremiyetin sadece gözetleme-güvenlik ilişkisi ve ifşa kültürü üzerinden ele alınması yeterli değil, ayrıca tarihsel ve kültürel olarak farklı katmanlarda da tartışılması gerekiyor.

Felsefi şecere

Nazife Şişman’ın derlediği Mahremiyet: Hayatın Sırları ve Sınırları kitabı bugünün sorunları içinden okumaya çalışan yazılardan oluşuyor. Ki-taptaki yazısında Hakan Poyraz, mahremiyeti özgürlükle ilgisi üzerinden okuyor ve onun kavramsal-felsefi bir şeceresini çıkarıyor. Ali Osman Gün-doğan ise dini ve kültürel farklılıkların özel yaşamın ve mahremiyetin çerçevesini belirlemede etkilerini tartışarak mahremiyeti ele alışımıza tarihsel bir vüsat kazandırıyor. Bu noktadan itibaren mahremiyeti sadece toplumsal ve fıkhi bir mesele olarak tartışamayacağımız da ortaya çıkıyor. Onun meta-fizik ve ahlaki bir çerçeve içinde de ele alınması elzem. Ömer Türker’in yazısı ‘haya’ kavramını gündeme getirmesi bakımından bile önemli. Gerçi teknoloji sözkonusu olduğunda ‘ahlaki’ çerçevelerin, ahlakın emir ve yasaklarının etkisi tartışmalı bir konuma dönüşüyor.

Derlemede ayrıca Fatma Tunç Yaşar, Beyza Karakaya, Özgen Felek, Mehmet Anık, Abdullah Kahraman, Fatih Karakaya, Mesut Hazır ile Esra Gültekin’in makaleleri de bulunuyor. Bu makalelerde mahremiyet fıkhi, sosyolojik, iktisadi ve tarihsel bakımlardan detaylı bir biçimde ele alınıyor. Mahremiyet konusuna disiplinlerarası bir bakışı içeren haliyle derleme güncel meseleleri tarihi ıskalamayan bir bakışla ele almamıza da imkan tanı-yor.

Bir bilim olarak tarihe titiz eleştiri

Geçmişte yaşanmış olaylar bütünlüğünü ifade etmek için kullandığımız tarih kelimesi aynı zamanda bu olayların belirlenmesi, araştırılması, ayırt edilmesi ve yazılması anlamlarına da gelen bir disipline işaret eder. Modern düşüncede tarihin bir disiplin olarak doğa bilimleri gibi kendine has yol, yordam ve yöntemler içeren bir bilim olup olmadığı konusu da epey tartışılmıştır. John Tosh’un kitabı tarihyazımında başvurulan kaynaklardan bir bilim olarak tarihin politika, felsefe, ekonomi, toplum ve zihniyet gibi farklı alanlardaki araştırmalara yapabileceği katkılara kadar geniş bir eksende modern akademik tarihe damgasını vurmuş olan titiz eleştiri yöntemine uygun bir tarih araştırmasının nasıl yapılabileceğini tartışıyor.

Tarihin Peşinde, John Tosh, çev. Özden Arıkan, Kronik, 2019

Osmanlı’nın zorlu dönemine dair

Kırım Savaşı ile Birinci Meşrutiyet arasındaki bir dönemi işaretleyen 19. yüzyılın ikinci yarısı Osmanlı Devleti açısından zorlu bir sürece tekabül eder. Sultan Abdülmecid ile Abdülaziz’in tahtta olduğu bu dönemde İstanbul’da Kırım’dan gelmiş bir öğrenci ve sonra hekimlik, öğretmenlik gibi görevlerde bulunmuş Hristo Stambolski’nin anıları bu zorlu döneme şahitlik ediyor. Mali buhranlar, Karadağ, Sırbistan, Romanya ve Girit ve Bulgar İsyanı, devlet yönetiminde süreklilik ve istikrarın bir türlü sağlanamaması, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ile birlikte üzerinde hala bir esrar perdesi bulunan “intiharı” gibi bu zorlu sürece damga vuran olaylar silsilesine tanıklık ediyor onun hatırlattı.

İmparatorluğun Zor Yılları, Hristo Stambolski, Kitap, 2019