Makarna gariplerin öğünüdür

Mustafa Çiftçi / Yazar
29.01.2021

Makarna her ne kadar lezzetli bir yemek olsa da esasen gariban öğünüdür. Makarna, hazır çorba, bir de ekmek ile iftar eden garipleri görünce içim burkulur. İşte aynen o garip iftar sofraları gibi bu kızcağızın sade makarna haşlayıp azıcık yiyerek sonra hayırsız kocasını beklediği sahne hiç aklımdan çıkmıyor. Makarna sosu ile ayağa kaldırılır yoksa sade makarna bir insana ancak yokluğunu hatırlatır.



Makarnayı pek severim. Her türlüsüne kendimi pek yakın hissederim. Hatta her öğünde olsa yok demem. Makarnayı seven çocuklarla ilgili bir film gelir aklıma. Fransız filmiydi. Üç kardeş bir de anne babadan oluşan bir aileydi. Belki çocuk sayısı bir fazlaydı hatırımda kalmamış. Anne baba bir seyahate çıkar. Çocuklar evde kalacaktır. Kendilerine bırakılan parayı nasıl harcayacaklarını düşünürken akıllarına şöyle bir metot gelir; Çocukların hepsi makarnayı pek sevmektedir. Kendilerine bırakılan parayla makarna depolamak, her öğünde makarna yemek geriye kalan miktarı da kafalarına göre harcamak. Dedikleri gibi yaparlar eve makarna doldurulur. Çocuklar istedikleri oyuncakları falan alırlar. Artık her öğünde makarna yerler. Olaylar gelişir. Zamanla makarna yemekten sıkılırlar. Film öylece akar gider...

Ben de o filmdeki çocuklar gibiyim. Her öğünde makarna olsa razıyım. Makarnaya bu kadar bağlıyım ama şeker hastalığım sebebiyle artık makarna bana uzak bir ihtimaldir. Makarna yediğim zaman suç işlemişim gibi hissederim. Perhizi bozmak da bir nevi suç değil midir?

Makarna konusundaki hissiyatımın yanında bir makarna sahnesi hiç aklımdan çıkmaz. Hikayesi şöyledir. Bir hanımefendiden dinlemiştim. Hayırsız bir oğlu vardı. Ama hayırsızlık olur da bu kadar mı olur demeyelim. Ellerde neler var. Böyle evlat düşman başına diyeceğiniz bir sıpadan bahsediyoruz. Okuldayken yaptıkları öyle cam kırmak, arkadaşının saçını çekmek türünden okul yaramazlıkları değil. Daha çok insanı tedirgin edecek işlerdir. Mesela okulun simit ve çay satılan kooperatifini soymuş. Bunu yapmak için yanına arkadaş ararken suça ortak olmak istemeyen iki çocuğu dövmüş. O çocuklar ihbarda bulunmasınlar diye de çocuklara okula gelmeyi yasaklamış. Kooperatifi soyunca, parasıyla kendine bir sustalı bıçak temin edip bıçak marifetiyle çocukları sıkıştırarak haraca bağlamış. Sonra okul minibüsünü kaçırıp benzini bitene kadar gezmişler. Yanında kendisi gibi iki üç çocukla yapıyor bu işleri. O yaşında okul yönetimi belki ilk defa bir öğrenciyi tasdikname ile okuldan uzaklaştırmış. Bu sıpayı kabul edecek okul bulunamamış da okulu dışarıdan bitirme imtihanına girmiş. İmtihanda kendisine zor soru sorduğu için hocanın arabasını çizip aynasını kırarak kendince intikam almış.

Madem adım deliye çıktı...

Anam bu nasıl çocuk. Bir doktora götürün denilmiş. Doktorlar testlere tabi tutmuşlar, görüşmeler yapmışlar. Neticede ciddi davranış bozukluğu, şiddete meyil, iletişim problemleri sebebiyle ilaçla ve terapilerle bir tedavi tavsiye edilmiş. Ama bu sefer oğlan iyice zıvanadan çıkmış. “Siz benim adımı deliye çıkaracaksınız madem bir delilik yapayım da adıma yakışsın” diyerek evi yakmaya kalkmış. Sonra polis,itfaiye falan derken evi tümden yanmaktan kurtarmışlar.

Bu çocuğun hallerine en çok annesi yanardı. Çok hassa ruhlu bir insandı. Yere düşen sarı yaprağa bile duygulanan şair ruhlu insanlardandı. Annesi yandı yakıldı ama çocuk hiç düzelmedi. Artık eve gelen polisler, şikayetçi komşular alışılmış işlerdendi. Oğlan bu haline de bakmadan bir de kız kaçırdı. Ve işin garibi kız zorla kaçırılmamış. Bu oğlanı sevmiş de kaçmış. Kızın yaşı büyük olduğundan dava, adliye işleri de olmadı. Kızı kaçıran bu çocuk türlü dalavere işlerle bir daire kiralıyor, içine az buçuk eşya koyuyor. Kız boş dairede yeni gelin olarak akşam olunca kocasının yolunu gözlüyor. İlk günlerde işler yolundayken. Hatta çocuk eve ekmek getiriyorken sonraki günlerde evi de boşlayan çocuk yine kayıplara karışıyor. Kızcağız o dairede çile çekerken. Bir de çocuk oluyor. Bizim hayırsız sıpamız artık baba oldum diye şişinerek geziyor bir zaman.

Gelin asil kızdı

Ama baba oldum demeyle baba olunmadığından çocuğa bakım yapılması, anneye itina gösterilmesi gerektiğinden bizim hayırsız yine kayıplara karışıyor. İşte o günlerde Annesi dayanamayıp oğlunun bir daireye hapsettiği gelini görmeye gidiyor. Gelin çok asil bir kızmış. O kadar yokluğa karşı en ufak çiğ bir harekette bulunmuyor ve kayınvalidesini ihtiramla, güzelce karşılıyor. Tabii kucağında bebek ile. Kayınvalidesi diyecek şey bulamıyor da sen yeni annesin dinlen kızım diyerek onu yatırıyor. Kendisi de mutfağa geçiyor. Mutfakta bir şeyler hazırlayıp gelini ve minik torunuyla bir sofraya oturmak istiyor. Ama mutfakta kahvaltı malzemesi bile olmadığını sadece küçük bir tencerede makarna olduğunu görüyor. Soslu, salçalı, yağlı, yüzlü bir makarna değil dikkat isterim. Sade bir makarnadan bahsediyoruz. Kızcağız acıktıkça o makarnadan bir parça yiyor ki bebeğine süt olsun diye. Kayınvalide kendi oğluna yani bizim hayırsız sıpaya gıyabında epeyce kızıyor. Kendi yaramazlıkları yetmediği gibi şu gariplere de sebep oldu. Aç bıraktıkların kendi hanımınla çocuğun bu kadar mı vicdanın kurudu diye kızıyor ama ne çare.

O gün gelinini de ikna edip evi boşaltıyorlar. Artık gelin kayınvalidenin yanında kalmaya başlıyor. Nice zaman sonra ortaya çıkan hayırsız oğul bu sefer de verin benim oğlumu, eşimi diye feryat edecek oluyor ama artık canlarına tak etmiş ailesi kaya gibi sağlam duruyor da gelin ve torun sefil olmaktan kurtuluyorlar. Hayırsız oğlanın borçla düzdüğü evin eşyası satılıyor. Birikmiş kiralar ödeniyor. Eşya aldığı yerlere borçlar kapatılıyor.

Sade makarna ve yokluk

Bana bu sade makarna olayını anlatan hanımefendi beni can evimden vurduğunu bilmiyordu tabii. Makarna her ne kadar lezzetli bir yemek olsa da esasen gariban öğünüdür. Makarna, hazır çorba, bir de ekmek ile iftar eden garipleri görünce içim burkulur. İşte aynen o garip iftar sofraları gibi bu kızcağızın sade makarna haşlayıp azıcık yiyerek sonra hayırsız kocasını beklediği sahne hiç aklımdan çıkmıyor. Makarna sosu ile ayağa kaldırılır yoksa sade makarna bir insana ancak yokluğunu hatırlatır.

Bu çocuğu arada bir görüyorum. Koluna kanadına dövmeler yaptırmış. Sigaraya ve müskirata düşmüş, köpek ve horoz dövüştürerek para kazanıyormuş. Allah ıslah etsin demekten başka çaremiz yok. Bu çocukta gördüğüm bir başka hal ise körlüğüdür. Yaşadığı hayat onu körleştirmiştir. Anne babasına, hanımına ve yavrusuna karşı kör olmuştur bu çocuk. İnsanın görmesini sağlayan gönül gözüdür. Yoksa bakar kör olmak kaçınılmazdır. Günahın insanı körleştiren bir şey olduğunu ben bu çocukta gördüm. Onun körleşmiş halinin simgesi ise o sade makarna görüntüsüdür. Sade makarnanın böylesi acıklı bir hikayeye konu olması ise makarnayı çok seven benim için ibretlik olmuştur. Makarnaya her kaşık salladığımızda garipleri unutmamak dileğiyle bu haftalık da bu kadar olsun vesselam...

mustafatoros@gmail.com