Maksat İbo şov bahane

Mustafa Çiftçi / Yazar
23.10.2020

Yıllar öncesinden bir manşet bu. “Maksat İbo şov bahane” o zamanlar İbo kaset çıkarmaya devam ediyordu. İbo'nun kaseti çıkacağı zaman diğer sanatçılar kaset çıkarmayı erteliyorlardı. Bu durumu İbo'ya sormuşlardı da “Tır gelince diğerleri ona göre yolunu değiştirir” gibi bir şeyler söylemişti.



Yıllar öncesinden bir manşet bu. “Maksat İbo şov bahane” o zamanlar İbo kaset çıkarmaya devam ediyordu. İbo’nun kaseti çıkacağı zaman diğer sanatçılar kaset çıkarmayı erteliyorlardı. Bu durumu İbo’ya sormuşlardı da “Tır gelince diğerleri ona göre yolunu değiştirir.” gibi bir şeyler söylemişti. O zaman bir kere daha anlamıştık ki türkücüler konuşmayı pek beceremiyorlardı. Hoş, onlardan konuşmalarını isteyen de pek yoktu. Kaset çıkarsınlar yetiyordu. Merhum Özal da köprüden geçerken Semra Hanım’dan bir kaset istiyordu neşesini bulmak için.

Şöhreti neye borçlu?

İbo’nun kaseti çıkacağı zaman bir gece kuyrukta bekleyip sabahlayanlar haber oluyordu. Vatandaş İbo’yu çepeçevre sarıyor, bazı konser çıkışlarında ayağından ayakkabısını alacak kadar fanatikler çıkıyordu. İbo bu kadar şöhret olmasını neye borçluydu? Bu soru artık herhalde akademisyenlerin ilgi alanıdır. Ama bir gerçek vardı ki karizması yanında İbo piyasa kurallarını çözmüştü. Öyle ki okul yüzü görmemiş olması bile İbo için reklam vesilesiydi.

Mesela arabesk kaset sattırıyorsa kasetin bir yüzü arabesk oluyordu. Ama diğer yüzü her zaman türkülerden oluşuyordu. Geleneksel damarı hiç bırakmadan popüler olanı kovalayarak devam ediyordu yoluna. Popüler olmak için magazine malzeme vermek gerekiyorsa İbo magazincilere haber olmak için gerekli her şeye sahipti. Aşık olması, ayrılması, sevmesi, kızması hatta sövmesi haberdi gazeteciler için. Kediler keskin bir yeri yalayınca dilleri kesilir ve kan tadı alırlarmış zannederler ki orada et var ve yalamaya devam ederlermiş. Böylece dilleri lime lime olurmuş. Magazincilerin de dişine kan değmişti. İbo’nun marifetlerini haber yaparak gazeteciliklerini lime lime etmişlerdi. Bizim gündemimizi kirletmişlerdi.

Gerekirse ezmenin türkücüsü

Yoksulluktan gelen “Mağarada doğdum. İnşaatlarda yattım” diyen bir İbo şimdi konserlerinde izdiham oluşturacak kadar şöhretliydi. Ben İbo’nun gariplerle, ezilenlerle ilgili bir şey söylediğine pek rastlamadım. Son yıllarda duygulanıp ağlamasını saymazsak İbo gariplerden bir garip değildi. O, gariplerin hayattan intikam alacak ve İstanbul’a doğru “Seni yeneceğim İstanbul bana İbrahim Bey diyeceksin” diye haykıran modeliydi. Mesela Orhan Gencebay kliplerinde garipleri, ezilenleri gösteren onlarla beraber türkü-şarkı söyleyen bir profil sergiler. Diğer arabeskçiler de her zaman gariplere selam gönderirken ve “ben de sizdenim” mesajı verirken İbo başka bir türkü söyler her zaman. O türkücüler için de rol modeldir. “Muhsin Bey” filminde şöhret olmak için İstanbul’a gelen Ali Nazik “İbraam gibi” olmayı diler. İbo ezilmenin değil, gerekirse ezmenin türkücüsüdür.

İbo kaset çıkarmakla kalmaz. İş adamı olur. Hamburger ve lahmacunu bir araya getirip “Lahburger” gibi absürd işleri olsa da “Tatlıses” adını marka yapmayı becerir. Otobüs firmasında bir efsanesi dolaşırdı. “Bazı seyahatlerde İbo da otobüse biniyor yolcularla muhabbet ediyormuş.” derlerdi. Efsanesi olan her iş gibi İbo da anlatıldıkça büyüyordu. İbo ile iş anlaşması yapan bir gencin hikayesi kişisel gelişim kitaplarında “başarı hikayesi” olarak anlatılıyordu. “İnsan isterse İbo ile iş yapmayı bile becerebilir.” mesajıyla bir kez daha İbo’ya yarıyordu bu hikaye de.

İbo yapınca...

İbo kaset çıkarır da klip çekmezse olmayacağından klip yönetmeni koltuğuna da kuruldu. Mesela “Nankör Kedi” parçasında gerçekten kedi gösterdi. Başkası yapsa yıllarca dalga geçilecekken İbo yapınca gülümseten bir ayrıntı oluyordu.

İbo filmleri için bir ayrım yaparlar. İbo’nun dublajla seslendirildiği filmler ve kendi sesiyle oynadığı filmler. Dublajlı İbo henüz İstanbul’a alışma safhasında olan gariban iken kendi sesiyle oynadığı filmlerde İstanbul’a posta koyan İbo olur. Mersedes arabasıyla, yanında sevgilisi ve üzerinde takım elbisesiyle İstanbul’a çelme takmayı becermiştir İbo. Bu halini bir hırs olarak görenler olsa da aşikar olan İbo’nun bu halinin iyi sattığıdır. İbo İstanbul’a karşı haykırdıkça kasetler, konserler, programlar yani her şey köpürmekte ve daha çok satmaktadır. İbo bir “proje adam” olmaktan en küçük bir çekince duymaz. Sattığı müddetçe “proce” olmak hiç sıkıntı değildir.

İbo İstanbul’a kendince yemek yemeyi de öğretir. Çiğ köfte ve lahmacun nasıl yenir gösterir. Sonunda İbo İstanbul,’u yener ve Ahu Tuğba’nın uzun tırnaklarını keserek zaferini taçlandırır.

Tekerine taş değmesin

Popüler olan her zaman yenidir ya. İbo da her kasetinde günün modasını yansıtan parçalar koyar. Bir zamanlar ud eşliğinde şarkı söyleyen sanatçılar popüler olmuş ve İbo adaşı olan İbrahim Erkal’dan parça almıştır. Yeter ki İbo’nun tekerine taş değmesin ve İbo ismi hep yukarılara yazılsın. Bunun için Zülfü Livaneli de Kayahan da İbo’ya parça verir. Hiç mesele değildir yani. İbo’yu fuarda dinlemek de başka bir maceradır. İzmir Fuarı’nda İbo sahne alır. İbo’nun sahne almadığı yer, sahne yoktur esasında, Almanya konseri efsane olur. Bodrum gecelerinde görünür. Belediye konserleri, festival geceleri her zaman her yerde karşınıza çıkabilir. Mesela şöyle bir efsanesi vardır. “İbo’nun konseri için iki yıl öncesinden sıra alınmalıymış. Yani İbo’nun iki yıllık programı doluymuş.”

Misafirler değişir o kalır

Şöhretler gelir geçer İbo hep ayaktadır. İbo şova katılanları hesap edelim kaç tanesi ayaktadır? Ama İbo’nun misafirleri değişir hem İbo şov hem de İbo kalıcıdır. İbo ile iyi geçinmek sanatçılar için de artık bir töre olmuş gibidir. Bir keresinde Oğuz Yılmaz isimli türkücü İbo Şov’da İbo’ya karşı gelmek gibi tarihi bir yanılgıya düşmüştü de herkes ayıplamıştı. İbo’ya yapılan yanlış milletçe hepimizi yaralıyordu sanki.

İbo’nun hayatı hepimizin her gün seyrettiği bir dizi olmuş akıp giderken İbo kafasından kurşun yedi. Filmlerinde defalarca oynadığı vurulma sahnesi bu sefer gerçek oldu. Öldürmeyen Allah öldürmüyor dedirten vurulması ve sonrası da beraberce izlediğimiz bir macera oldu, yanlış tedaviler, uzun süren iyileşme süreci hepsi gözümüzün önünde cereyan etti, ediyor.

Şimdi İbo Şov tekrar yayına başlayacakmış. Şov haberini duyunca aklıma gelenler bunlar. “İbo türkülerini severim kendini sevmem” diyenlere sormak isterim. “Kendiyle ne işin var senin? İbo senin hayatının neresindedir. O türkü söyleyecek, sen satın alacaksın. bu ilişki böylece devam edecek. Bu kadar basit bir ilişkiyi karmaşık hale getirmek ve kişiliğini sevmediğini söylemek meseleyi hak etmediği bir yere taşımak değil midir?

mustafatoros@gmail.com