Trump, küresel vicdan için bir felaket değil, acı bir reçetedir. O, Batı medeniyetinin ahlaki üstünlük iddiasını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde intihar ettirmiştir. Artık ortada, demokrasi götürme vaadiyle kandırılacak halklar değil, sadece tüccarlarla pazarlık yapacak müşteriler kalmıştır. Bu durum herkes için korkutucu görünebilir. Ancak sahte bir cennet hayalinden, sert bir hakikat zeminine uyanmak her zaman daha iyidir.
Prof. Dr. Celalettin Yanık/ Bursa Uludağ Üniversitesi
Modern siyasetin bir arızası veya sistemin verdiği bir hata mıdır Trump? Bilakis hayır. Ama bir hata, arıza ya da çılgınlık vb. tanımlamalara odaklandığımızda meselenin derinine inmek daha çok zorlaşacaktır. Çünkü Trump, Batılı neo-liberal siyaset kavrayışının yarattığı faydacı ruhun makyajının döküldüğü, bu ruhun kendisini en çıplak ve en vahşi haliyle ifşa ettiği suretidir. Venezuela olayında herkes, onun tüccar kimliğine odaklandı ve bunu bir siyasetsizlik veya cehalet örneğiymiş gibi sunarak sahte bir ahlaki şok yaşıyormuş gibi davrandı. Oysa asıl hata işte tam da bu noktadaydı.
Trump'ın tüccar tavrı, Batı siyasi paradigmalarının doğasına aykırı bir sapma değildir. O tavır daha çok, Batılı egemenlerin yüzyıllardır 'demokrasi', 'insan hakları' veya 'küresel barış' kelimelerinin ardına sakladığı sömürü mekanizmasının, artık illüzyona ihtiyaç duymayan en dürüst halidir. Trump, bireysel çıkarı her şeyin üstünde tutan o kutsal liberal öğretisini, diplomatik nezaket maskesini yırtıp atarak pratiğe döken sadık bir müritten başkası değildir.
Aynadaki yansımlar
O, dünya siyasetine yön vermeye kalktığında karşısındakilere asla egemen bir devlet olarak bakmaz. Onları daha çok bilançosu bozulmuş, ucuza kapatılacak kelepir bir şirket veya zorla el konulması gereken bir gayrimenkul olarak görmektedir. İşte tam da bu yüzden Venezuela olayı, söz konusu kavrayışın en sarih ve görünen yüzüdür. Zira Trump'ın Venezuela olayındaki tavrı, diplomatik bir çözüm arayışından daha çok agresif bir şirket ele geçirme teşebbüsüdür. Bu teşebbüse bakan Batılı liderler, aslında kendi yüzlerinin aynadaki yansımalarını görmüş ve bu nedenle ses çıkarmamıştır ve asla da ses çıkarmayacaklardır. Bu ses çıkarmamaları üzerine kurdukları siyasetin özü, Trump'a baktıklarında bir öteki veya bir sapma görmemeleridir. Onların gördükleri tek şey, kravatını gevşetmiş, elindeki 'demokrasi götürme' broşürünü çöpe atmış ve sadece metaya odaklanmış kendi suretleridir.
Modern beyaz adamın yükü
Bir noktayı unutmamak gerekiyor. Trump'ın tavrı, Avrupa'nın geleneksel sinsi diplomasisinden ayrı düşünülemeyecek ince ama keskin bir çizgiye sahiptir. Onun tavrı bu geleneksel diplomasinin bir arızası olmasından daha çok bu zihniyetin evrimleşmiş ve filtresiz halidir. Burada ayırt edilebilecek tek fark, yöntem değildir, maliyet hesabıdır. Bu tavırda dürüstlük kavramı en tehlikeli hali barındırır. Modernitenin bağrında şekillenen ve üretilen geleneksel sömürgecilik ve şarkiyatçılık, talep ettiği kaynağı 'medeniyet', 'demokrasi' veya 'kalkınma' vaatleriyle illüze ederek alır. Söz konusu vaatleri tedavüle sokarak gasp etme fiilinin kendisini de meşrulaştırmış olur. Adeta zihinlere kazınılan beyaz adamın yükü tahkiyesi de bir nevi bu fiilin ahlaki bir zemine oturtulması adına sergilenen bir tiyatro gösterisinin en ihtişamlı rolüdür. Bu riyakârlık, gayri meşru görünüyor olsa bile, uluslararası hukuk denilen o kırılgan mutabakatı, en azından söylemler ve propagandalar düzeyinde hayatta tutar. Çünkü kötülük, fazilete bir saygı duruş olarak kendini gizleme ihtiyacı hisseder.
Tüccar aklı
Trump'ın temsil ettiği ve abideleştirdiği tüccar 'aklı', modern sömürgeciliğin bu ahlaki kılıfı gizleme ihtiyacını gereksiz bir maliyet kalemi olarak görür. Görmekle kalmaz denklemi sadeleştirir ve gizleme ihtiyacını da ortadan kaldırır. İşte asıl tehlike buradadır. Zira riyakârlığın bittiği yerde utanç da sona erer. Utancın olmadığı bir düzende güçlünün zayıfı ezmesi adına hiçbir ahlaki veya hukuki bahane üretilmesine gerek kalmaz. Bu yeni aşama, sömürgeciliğin bitişi değil, sömürgeciliğin görünen yüzü haline gelen vahşileşerek dürüstleşmesidir. Bu doğrultuda geliştirilecek her bir eylem, gücün kendisinden meşruiyet devşirir. Trump'ın Venezuela'ya veya diğerlerine bakışı, küresel sistemin kural temelli işleyişinden, güç temelli orman kanununa geçişin ilanıdır. Bu dürüstlük, bir şeffaflık devrimi midir? O, aslında, medeniyet dediğimiz o ince kabuğun çatlaması ve yeni sömürgeciliğin şeffaf hale gelişidir.
İllüzyonun sonu tehlikeli özgürlük
Peki, bu kendini şeffaf kılan yeni sömürgecilik karşısında ne yapmalı? Trump'ı, yine modern zihniyetin ürettiği hukuk, demokrasi veya adalet kavramlarıyla yargılamaya kalkışmak, kendi ölümünü sağlayacak celladından merhamet dilenen kurbanın çaresizliğinden farksızdır. Çünkü bu kavramlar, ne yazık ki sömürü çarkının dişlileri arasına sıkışmış birer susturucudan başka bir şey haline dönüşmüyor. Trump'ı bu kavramlarla eleştirmek, zımnen bu köhnemiş düzeni onaylamak, 'bizi sömürün ama lütfen bunu eskisi gibi kibarca yapın' demekten başka bir anlama gelmiyor ne yazık ki.
Asıl görmemiz gereken hakikat, gözlerimizin önünde adeta sarih hale geldi. Trump, küresel vicdan için bir felaket değil, acı bir reçetedir. O, Batı medeniyetinin ahlaki üstünlük iddiasını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde intihar ettirmiştir. Artık ortada, demokrasi götürme vaadiyle kandırılacak halklar değil, sadece tüccarlarla pazarlık yapacak müşteriler kalmıştır. Bu durum herkes için korkutucu görünebilir. Ancak sahte bir cennet hayalinden, sert bir hakikat zeminine uyanmak her zaman daha iyidir.
Adil bina inşası
Venezuela örneğinin bir hakikat olarak bizlere sunduğu vaat, kralın sadece çıplak olmadığı, kralın artık giyinme zahmetine bile girmemesidir. O halde yapılacak olan şey nedir? Krala yeni kıyafetler dikmektense kralların olmadığı bir dünya tasavvuru veya Batı'nın 'vicdanlı' görünen ama aynı paradigmadan beslenen unsurlarıyla beyhude ittifaklar kurmak değildir. Bunun ötesine geçmek, Hallaq'ın ifade ettiği zemine ulaşmak, yani modernitenin bize inandırmaya çalıştığı ahlaki putları yıkmaktır. Zira bu ahlaki zemin bir güç makinesidir. Bu güç makinesinin dişlilerini onarmaya çalışmaktansa müteal ve ahlaki bir zeminde yeniden inşaya daha fazla hazırlığa ihtiyacımız var. Çünkü ahlaksız bir modern temel üzerine, adil bir bina inşa edilemez.