Manastır'ın ortasında var bir havuz

Mustafa İsen / Yazar
28.02.2020

Manastır bizim nesillerde yazının başlığına ilk dizesini aldığım çocuk şarkısı ile hatırlanır. Nitekim Manastır yazdığım gören eşim, devamı olan “canım çeşme, bu yurdun kızları hepsi de seçme” şeklinde şarkıyı melodisiyle mırıldanmaya başladı.



Hayatını kültürel çalışmalara adayanlar için şehir, uğraştıkları konuların yansıdığı mekandır. Bu yüzdendir ki bu konumdaki insanlar ister istemez hayatları boyunca şu veya bu biçimde pek çok şehirle ya da onun ürünleriyle karşılaşmak ve bunlarla ilgilenmek zorunda kalır. Bu ilişkiler bazen sıkıntılı bir tablo ortaya koyabilir. Ama çoğu kez de bu alaka iflah olmaz bir aşkla sonuçlanmaktadır. İşte ben sizlere bu ilişkinin ikinci şekline düşen bir başka şehrimi anlatmak istiyorum, bugün: Osmanlı’nın Rumeli’deki çok önemli, eğitim, kültür ve ticaret merkezlerinden biri olan Manastır’ı.

Şehirlerin kuruluşunda kuşkusuz çeşitli etkiler rol oynar. Bunların bir kısmı medeniyetlerin kendilerine olan ihtiyaçları doğrultusunda önem kazanır ya da önemlerini yitirirken bir diğer bölüğü de olağanüstü coğrafî konumları, belli yol güzergahlarının üzerinde bulunması gibi bazı başka faktörlerin de etkisiyle bu önemlerini sürekli muhafaza ederler. Manastır, bu ikinci gruba girecek şehirlerdendir. Adriyatik kıyılarını Selanik limanına bağlayan yol üzerinde bulunması yüzünden şehir, Roma İmparatorluğu zamanında önemli bir merkezdi. Daha sonra Draç-Selanik karayolu üzerinde yer alışı şehre Osmanlılar döneminde başka imkanlar sağladı. Sahip olduğu bu siyasî ve iktisadî imkanlar şehri aynı zamanda bir kültür merkezi konumuna da yükseltti. İşte bu özellikleri yüzünden Manastır, hemen hemen her uygarlık döneminde aynı zamanda kültür şehri vasfını da korudu.

Manastır, 1382 yılında Kara Timurtaş Paşa tarafından Osmanlı Devleti’ne katıldı. Böylece şehir, Arnavutluk ve Kuzey Epir bölgelerine yapılacak harekât için üs olarak kullanıldı. Bu tarihten itibaren uygun coğrafî konumunun da etkisiyle hızlı bir siyasî gelişme göstermiş, bir ara Rumeli Eyaleti’nin merkezi olmuştur. Bu siyasî gelişme ona kısa bir süre sonra Türk kültür merkezi hüviyeti de kazandırmış ve şehir Osmanlı kültür coğrafyası içinde çok önemli bir konuma yükselmişti. Bütün bunların sonucu olarak da şehir pek çok mimari yapı ile süslenmiş ve tamamen bir Türk şehri görünümü kazanmış. Türkmen aşiretlerinin iskanıyla yörede Türk hakimiyeti ve ekonomisi güçlenmiş ve Manastır, Osmanlı coğrafyası içinde bulunduğu konum dolayısıyla öncelikle bir ticaret merkezi özelliği de elde etmişti. Şehir, bundan sonraki gelişmesini bu iktisadi denklik üzerine kurar. O günlerden kalan bedesteni ve muhteşem çarşısı bugün de Manastır’ın bir zamanlarki konumunu dosta düşmana göstermeye devam ediyor. Manastır çarşısı, debbağlar, saraçlar, semerciler, dikiciler, çarıkçılar, mesçiler, kürkçüler, arabacılar, ipçiler, bakırcılar, bıçakçılar, kuyumcular, sandıkçılar, kaşıkçılar, tarakçılar, boyacılar, dülgerler, sabuncular, mumcular, demirciler, gibi pek çok sanatı sinesinde barındıran bir merkezdi, eskiden. Günümüzde de onların bir kısmı yaşamaya devam ediyor.

Tanzimat’tan sonra da Manastır, hem vilayet hem de Üçüncü Ordunun merkezi oldu. Şehirde çok sayıda okul açıldı ve Manastır, Selanik’le birlikte Batılılaşma fikirlerinin geliştiği bir kent olarak dikkat çekti. Yaklaşık beş yüz yıl gibi Türk uygarlığında kalan Manastır, 1912 yılında Balkan Harbi ile birlikte elimizden çıktı.

Ender mabetler

Fethi takip eden yıllarda şehir, çok sayıda cami, medrese, hamam, bedesten, arasta, köprü ve kervansaray gibi yapılarla donatıldı. Bugün şehirde faaliyetine devam eden ender mabetlerden olan İshakiye Camii, 1481 yılında Selanik kadısı İshak Çelebi tarafından yaptırılmış. Bu eser, ilk dönem klasik Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri. Kadı Mahmut tarafından yaptırılan Yeni Cami ise 1553 yılında inşa edilmiş. 1890’da tamir görmüş. Şu anda amacı dışında kullanılıyor. Ama onlar kadar şanslı olmayanlar da var. Mesela Haydar Kadı Camii, bir dönem depo olarak kullanılıyordu, çok şükür Türkiye el attı ve yeniden asli fonksiyonuna döndü.

Beşeri sermaye

Saat kuleleri bizim uygarlığımızın şehir dokusuna kattığı güzel örneklerden biri. Bunların gerçekten son derece zarif bir örneği de Manastır’da bulunuyor. Ama atalarımızın üzerine bir hilal eklemek ihtiyacı duymadığı bizim eserimiz olan bu kuleye, Makedonlar bir işaret koyma ihtiyacı hissetmişler ve saat kulesinin üzerine şovenist bakış açılarının bir simgesi olarak haç yerleştirmişler. Bu gibi küçük hesaplara karşı Aliya İzzetbegoviç’in cevabı muhteşemdir; İstediğiniz kadar dağlara haç koyun, gökyüzüne her baktığınızda hilâli göreceksiniz.

Manastır’ın Osmanlı uygarlığının ne denli önemli bir parçası olduğunu mimari eserlerin ötesindeki başka veriler üzerinden de okumak mümkün. Örneğin yetiştirdiği beşeri sermaye açısından. Yetiştirdikleri şairler açısından bakıldığında da Manastır, Osmanlı şehirleri içinde ilk yirmi içinde yer alır. Bunların içinde Haverî, Celal Bey, Manastırlı Nâilî, Hakkı Süha Gezgin, Cenap Şehabettin gibi önemli isimler de var.

Manastır’ın askerlik ve Cumhuriyet tarihimiz açısında da son derece önemli bir konumu var: Mustafa Kemal askeri idadiyi bu kentte okumuştu. Son dönem Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan İdadi binası, bütün haşmetiyle ama şimdi başka bir görev üstlenmiş, müze olarak ayakta. İçinde de Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ün burada eğitim görmüş olmasının anısına bir köşe düzenlenmiş.

Manastır, XIX. yüzyıla da tarihi konumuna denk bir görkemle girdi. Ama bu evre artık bölgede milliyetçilik cereyanlarının kol gezdiği bir hareketli dönemdi ve onun gibi çok kültürlü yapılar barındıran şehirler için tehlike çanları çalıyordu. Şehrin konumunu belirtmek için bu yüzyılda Manastır’da on dokuz ülkenin konsolosluğu olduğundan söz edilir. Fakat yeni ulus devlet modellemesiyle çevre bağlantılarını kaybeden Manastır, artık sıradan bir şehir konumuna düşmüş. Çünkü Makedonya-Yunanistan sınırı bir kaç kilometre güneyinden geçiyor. Çok erken dönemlerde inşa edilmiş demiryolu çalışmıyor. Tarihi konumuna uygun merkezlerle irtibatı yok gibi. Bu dezavantajlar şehre sadece şu anlamda olumlu yansımış: Manastır XIX. yüzyıldaki canlı nüfusunu yitirmiş ve bu tablo kente yeni bina ve imar baskısı getirmediği için şehir, adeta bir XIX. yüzyıl müze kenti olarak ayakta kalmış. Dolayısıyla çarşısı, askeri idadisi, şarkılara konu olan havuzu, camileri hatta Sultan Reşad’ın gezisi için üç ayda yapılan ve şimdi Manastır Üniversitesi rektörlüğü olarak kullanılan küçük sarayı bile sizi bir Osmanlı kenti havasıyla karşılamaya hazır. Bunlara çevrede artık sayıları çok azalmış Kanatlı, Mecitli ve Kınalı gibi birkaç Türk köyünü de ekleyebiliriz.

Manastır’ı Makedonlar, günümüzde de bir kültür şehri olarak ayakta tutmaya gayret ediyorlar. Şehirde bu amaçla uluslararası festivaller ve pek çok başka kültürel etkinlik düzenleniyor. Yumuşayan ilişkilerle birlikte şehir, hayat alanlarıyla yeniden irtibat kurabilirse sanıyorum eski görkemli günlerine dönecektir.

Bu yurdun kızları

Manastır bizim nesillerde yazının başlığına ilk dizesini aldığım çocuk şarkısı ile hatırlanır. Nitekim Manastır yazdığım gören eşim, devamı olan “canım çeşme, bu yurdun kızları hepsi de seçme” şeklinde şarkıyı melodisiyle mırıldanmaya başladı.

Son yıllarda Makedonya bizim için önemli bir turizm destinasyonu haline geldi. Ama insanımızın aklına öncelikle Ohri ve Üsküp geliyor. Oysa Pelister dağının eteklerine kurulmuş bu tarihi şehir doğal güzellikleri ve mimari arka planıyla en az onlar kadar cazip. Üstelik hem Mustafa Kemal’in gençliğini yaşadığı mekan olması hem de yakınındaki Resne dolayısı ile ünlü ittihatçı Resneli Niyazi, onun hala ayakta olan konağı ve dağlarda birlikte dolaştığı geyiği gibi başka hikayelere sahip olması dolayısı ile bizim için tarihi arka planı olan daha çekici bir coğrafya. Dilerseniz Ohri üzerinden güzel bir yolculukla Manastır’a ulaşabilir, ya da Makedonya’nın bir diğer önemli parçası, Ege Makedonyası, yani Selanik üzerinden burayı ziyaret edebilirsiniz. Her iki güzergahın size sunacağı sürprizler de ziyaret edenlere kısmet olsun.

mustafaisen@yahoo.com