Maykıl'ı pek severdik

Mustafa Çiftçi / Çiftçi
28.08.2020

Maykıl rahmetli olmuş, VHS kasetlerin artık nostaljisi var, internet patlamış gitmiş ve video paylaşım platformları dediğimiz deli kızın bohçası gibi olan icatlar çıkmış. Bizim arkadaşlardan biri o video paylaşımlarından birinde bundan otuz sene evvel mahallede Maykıl figürleri yapan el kadar bebelerin videosunu görünce bize haber etti. Tarık denen karın ağrısı bizim görüntüleri yıllarca saklamış ve sonra paylaşmış.



O zamanlar rahmetli Maykıl Ceksın yeni yeni ameliyatlar geçirip elini yüzünü doktor milletinin insafına bırakıyordu. Bize sorsalardı; “...hiiç ameliyata gerek yok biz senin sanatını seviyoruz ey çikolata renkli sanatçı...” derdik.

Tabii bize soran olmadı. Esasen o yaşta bizi adam yerine koyan da yoktu zaten. Ergen olmanın böyle sıkıntıları oluyor. Ne kadar çabalarsanız çabalayın adam yerine konmamak gibi bir engeliniz oluyor.

Mesela bizim mahallenin etkili ve yetkili abilerinden Mücteba Abimiz bizim için ulaşılmaz bir yıldız iken. Babası için bakkaldan yarım kilo peynir getirmesi istenen bir abimizdi. Onun bakkaldan bir şeyler alıp eve bırakması bizi pek üzüyordu da bakkal için nöbet listesi yaptıydık. Mücteba Abimizi bakkala gönderdiklerinde nöbetçi arkadaş hemen koşup bakkal işini hallediyordu. Böylece Mücteba Abimizin karizması yerlerde sürünmekten kurtuluyordu. İşte tam o günlerde babası durumu öğrenmiş ve hepimizin önünde Mücteba Abimizin kulağına asılıp rezil etmişti. “Mahallenin çocuklarını kendine memur mu ettin eşşeğin sıpası?” demişti. “Keşke biz o sahneyi görmek yerine ölseydik” dediydik.

Dans tekrar ile mümkün değil

Biz Maykıl’ın kasetlerini dinliyor ve arada sırada ekrana çıkan silüetinden dans modelleri öğrenmeye çalışıyorduk. Ama beceremiyorduk. Çünkü dans dediğin şey tekrar ile mümkün oluyor. Tekrar edebilmek için de hareketi bütün ayrıntısıyla bilmen lazım. Ama ekranda görünen üç beş dakika içinde ne kadar dans ayrıntısı beller ki insan. Yapamıyorduk ama işin güzel tarafı kimse yapamıyordu ve bu durumda pek üzülmüyorduk. Mahallece elimizden gelen buydu. Mücteba Abi bile ay yürüyüşünü birazcık yapabiliyordu. Ama alkış kıyamet, kırılıyorduk biz. Mücteba Abi fazla değil yarım saat Maykıl seyredebilse herhalde neler olur neler diyorduk. Çünkü Mücteba Abi hızlı öğrenen bir abimizdi. İki ay karate kursuna gittikten sonra kuşakları bir bir almış. Kara kuşak olmakla kalmamış, boş arsalarda mahallenin sıpalarına ders verecek kadar durumu ilerletmişti. İki aylık kurs görmeyle bu kadar yol alan Mücteba Abimiz acaba azıcık Maykıl görüntüsü seyretse neler olurdu kim bilir?

Günlerimiz böyle teker meker geçerken, Almancı Faruk minibüsün kornasına basa basa mahalleye girdi. Faruk üç oğlu ve hanımı ile tam bir Almancıydı. Hali tavrı tam Almancı olan Faruk bir de VHS video getirmişti. Ve kasetler arasında bir de Maykıl konser kaydı vardı. Haberi duyduğumuzda deliye döndüydük. Hemen seyretmek için Almancı Faruk’un evine koştuk ama kaseti elinde tutan Faruk’un büyük oğlu Tarık elinde kaset gerinerek şartlarını söylüyordu. “Bu kaseti beraberce seyrederiz ama kimlerin geleceğine ben karar vereceğim. Herkes sırayla bir yeteneğini gösterecek.”

“Yetenek göstermek nedir yani? Tarık denen sıpanın önünde maymunluk mu edeceğiz?” dedik. Ama Maykıl hasreti ağır bastı, fazla direnemedik. Çünkü Tarık konser kaydını başa sardırarak seyrettirecekti böylece dansın her ayrıntısını görebilecektik.

Sırayla Tarık’a maharetlerimiz göstermeye başladık. İlk sırada Mücteba Abimiz vardı. Birkaç karate hareketi gösterince Tarık hayran oldu. “Sen bana karate dersi vermezsen Maykıl’ı seyrettirmem.” dedi. Mücteba Abi Maykıl’ın hatrına kabul etti. Ve Tarık’la derse başladılar. Gündüz Tarık ders alıyor ikindiye doğru yorulunca bizi sıraya diziyorlar. Sırayla maharetimizi gösteriyoruz. Benim maharetim satranç idi. “Seni beş kere üst üste yenerim Tarık.” dedim. Tarık yenilme lafını duyunca kendini geri çekti. “Seninle ben satranç oynamam. Buradaki satrancı ben bilmiyorum. Alman satrancını da siz bilmiyorsunuz.” dedi. “Satrancın Almanı Türkü mü var uydurukçu Tarık?” dedim. O bana dil çıkardı. Ben de ona nanik yaptım. Ve bu hareketim sonrasında Maykıl seyretmek hakkını yitirdim tabii. Mücteba Abimiz araya girdiyse de Tarık razı olmadı. Ben hakkımı kaybetmiştim. Bari arkadaşlarım seyretsin onlar bana anlatır diyerek teselli oldum.

Yetenek testleri

Tarık uzun süren yetenek sergileme işinden sonra yeteneğini sevdiği arkadaşlarla beraber Maykıl’ı seyretmeye başladı. Her gün en fazla on beş dakika seyredebiliyorlardı. Ben seyreden arkadaşlardan Maykıl hareketlerini hemen ezberime alıyordum. Ama bir şeyi merak ediyordum. Arkadaşlarım ne yetenek göstermişlerdi de Tarık onları kabul etmişti acaba.

Sora sora öğrendim. Bir arkadaşımız; “...iyi resim yapıyorum.” demiş ama Tarık’ı ikna edememiş. Tarık boya kalemlerini çıtır çıtır yemesini istemiş. Arkadaş kırmızı boyadan başlayarak yemiş. Bir başka arkadaş Tarık’ın karşısında top sektirmiş. Tarık beğenmemiş. “Topunu bıçakla yarmama izin verirsen olur.” demiş. “Fos” diye canım topu yarmış Tarık. Sonra bir başka arkadaşımız; “Çok güzel uçurtma yaparım.” demiş. Tarık uçurtmayı bir saate yakın uçurmuş, sonra ipini salmış ve uçurtma gözden kaybolmuş.

Tüm arkadaşlarımız türlü çeşit eziyetle yoran Tarık işin sonunda bir saatlik kaseti bir haftaya yayarak seyrettirdi. Biz hareketleri hep belledik. Maykıl ustası olduk. “Bu kadar güzel dansı Maykıl bile beceremez herhalde” diyecek kadar olduk. O zaman Tarık bir laf attı ortaya. “Siz dans edin ben kameraya çekeyim. Sonra seyrederiz beraberce.” dedi. Biz başta pek razı olmadık ama sonunda kabul ettik. Tarık elinde kamera ile hepimizin Maykıl performansını kaydetti. Sonra; “...bunları seyredeceğimiz günü ben size söyleyeceğim” diye bize söz verdi. Biz acaba dansımızı tam hakkını vererek çekebildi mi diye merak içindeydik. Sonra bir sabah erkenden Tarık ve ailesinin Almanya’ya gittiğini duyduğumuzda şok olduk. Ulan hani bizim görüntüler diye Tarık’a hesap sormak istedik ama Tarık çoktan Almanya yolunu tutmuştu...

Deli kızın bohçası

Bu hadisenin üzerinden geçmiş epey bir zaman. Maykıl rahmetli olmuş, VHS kasetlerin artık nostaljisi var, internet patlamış gitmiş ve video paylaşım platformları dediğimiz deli kızın bohçası gibi olan icatlar çıkmış. Bizim arkadaşlardan biri o video paylaşımlarından birinde bundan otuz sene evvel mahallede Maykıl figürleri yapan el kadar bebelerin videosunu görünce bize haber etti. Tarık denen karın ağrısı bizim görüntüleri yıllarca saklamış ve sonra paylaşmış. Çok utandım. Çocukken ne saf oluyor insan. “Keşke Mücteba Abimiz olsaydı o da seyretseydi.” dedik. Çoktan rahmetli olmuş Mücteba Abimizi anarken Maykıl’ı da Rabbim affetsin... diyoruz gidenlerin ardından.

mustafatoros@gmail.com