‘Mazlum gurbetçi’-‘bilinçli diaspora’

Mustafa Yeneroğlu / İstanbul Milletvekili, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı
11.11.2017

Gurbetçi kavramı bir dönem sosyolojik gerçeklikle tamı tamına örtüşen bir tanımlamaydı. Yüz binlerce insan ‘gurbete’ gitmişti. Yaşananlar, dramlar, acılar ve sevinçler dünyası Türkçe’de farklı kitlesel tecrübelerle de derin kök salmış bu kavramla ifade ediliyordu. Bununla birlikte geride bırakılan 50 yılı aşkın tarihi süreç bu kesimi gurbetçilikten farklı bir noktaya getirdi. Tam da bu noktayı ifade etmek için yeni kavramsallaştırmalara ihtiyaç var. Bu kapsamda diaspora kavramı kayda değer bir alternatif sunuyor.



İşgücü anlaşmalarıyla başlayan ‘gurbet’ hayatında zamanın akışıyla şartlar da değişti. Yeni ülke, kalıcı yaşam koşulları, farklı kimlikler ve aidiyetin gelişti-rildiği bir noktaya evrildi. Ancak özellikle de Türkiye’den bu kesime yönelik yapılan tanımlama genel itibarıyla ‘gurbetçi’  ifadesinde takılı kaldı. Her ne kadar da günümüzde yurtdışında yaşayan insanlarımız içerisinde bireysel olarak ve grup sosyolojisi itibarıyla bazı kesimlerce ‘gurbetçilik’ mefhumu geçer-liliğini koruyormuş gibi gözükse de, tarihsel gelişim doğrultusunda gelinen son nokta bu kesime yönelik ülkemizde kullanılan tanımlamanın yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.  Bu noktada diaspora kavramı siyaset, medya ve akademide ilgili aktörlerin ele alması gereken bir kavram olarak duruyor. 

Diaspora, yakın geçmişe kadar, geleneksel olarak başta Ermeni ve Yahudi diasporası olmak üzere farklı politik unsurlar bağlamında olumsuzlanan bir kavram olarak kullanılageldi. Son yıllardaki akademik çalışmaların hakkını teslim etmek gerekirse de Türkiye’de kamuoyu nezdinde bu kavramın yeniden üretilmesi ihtiyacı ortada.

Zira bu kavramı kısır bir anlama hapseden hâlihazırdaki olumsuz algı, bugün çoğunluğu Batı Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli topluluğa yönelik bakış açımızı da belirliyor, dar kalıplar içinde sınırlandırıyor. “Gurbetçi” terimi üzerinden devam eden nostaljik yaklaşım, yurtdışında yerleşik, kalıcı ve asli unsur hâline gelen insanlarımızın, anavatana yönelik tasavvurlarının yanı sıra kendine has ortak özelliklerini göz ardı ederken potansiyelini de perdeliyor.

Ulus-ötesi ağların gelişmesiyle birlikte diaspora kavramını yeni bir kimlik ve bilinç olarak tanımlayan yaklaşımları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Diaspora, günümüzde yeni bir bağlama kavuşmuş durumda. Daha da önemlisi bu bağlam içinde kalkınmadan değerler üretimine kadar geniş bir iletişim ve ilişkiler ağının önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu kapsamda diasporaları, bugünün önemli ve etkin sivil toplum öğeleri olarak da görmek gerekir.

En nihayetinde bakış açısı itibarıyla bu noktaya gelebilmek için diaspora kavramına yakından bakmak ve “Türk Diasporası”na da buradan bir pencere açmak yerinde olabilir.

Bir hazin öykü

Diaspora kavramının etimolojik kökeni, “dağılma” anlamıyla Yunanca’daki karşılığına kadar uzanır. Diaspora kavramının sözlüklerdeki klasik tanı-mı, kısaca, anavatanından ayrılmış fakat bağlarını sürdüren etnik ve ulusal toplum üyeleridir. Diasporanın klasik kullanımında anavatanından kopmuş olmaya, sürgün edilmeye bir gönderme olduğu açık. Klasik yaklaşımlar daha ziyade Yahudi, Ermeni, Filistin ya da Afrika diasporası gibi zorunlu bir göçe ve daha kapalı yapıdaki topluluklara işaret eder. Bu da anavatan miti ve dinsel ya da kültürel öğeler etrafında şekillenen bir toplumsal formu akla getirir. Dolayısıyla bir azınlık vurgusu yapılırken bir ulus ya da herhangi bir inanç mensuplarının ana vatanları dışında yaşamak zorunda bırakılışları söz konusudur.

Aynı pencereden bakınca, bu klasik anlayış; diaspora mensuplarının yaşadıkları ülkelere tam olarak entegre olamayışına, genelde misafir ülke vatandaşları ile aralarında oluşan görünmez duvara da gönderme yapar.

Ancak diaspora kavramı özelinde bugüne hâkim modern anlayışın bu noktada kaldığını söylemek oldukça zor. Bu bağlamda, diaspora kavramının evrildiği nokta itibarıyla, Ermeni ve Yahudi diasporasının hâkim örnek olarak kullanılması oldukça yanıltıcıdır.

Modern diaspora: Yeni bağlam

Diaspora kavramına ilişkin modern yaklaşımlar, geri dönüş hayali veya ideolojisi üzerinden şekillenmiş değil. Hatta oluşumu itibariyle travmatik bir göç hikâyesini de barındırmak gibi bir zorunluluk atfedilmiyor.

Hatta diaspora kavramı, o kadar genişletildi ki göçmenler ve etnik gruplara ilişkin pek çok terimin yerine de kullanılır oldu. Tüm bu akademik tar-tışmalar bir yana, özüne gelince, bugün modern diaspora;göç, ulus-aşırılaşma, küreselleşme, diasporik bilinç, mobilite (hareketlilik), organizasyon ve bağlantılılık (connectivity) parametreleri etrafında yani daha geniş bir bağlamda temellendiriliyor.

Tabii ki anavatana bağlılık ve birkaç nesil üzerinden bu göçü deneyimlemek temel unsurlardan biri olsa da (öz) farkındalığın ve network yani ilişkiler ağının önemi belirleyici unsurlar arasında. Zira anavatanından ayrılmak ya da yerinden edilmiş olmak, göçmen bir nüfusu otomatik olarak diaspora yap-mayacaktır. Burada gönüllülük ve bilinç esastır. Bir topluluğun eski ve yeni ‘vatanı’nda heterojen kültür ve kimlik geliştirme yönündeki tercihinin yanı sıra, anavatanıyla olan gönüllü bağı, bilinç ve topluluklar arasındaki mekânsal ilişki düzeyi önem kazanır.

Kısaca sürekli yeniden inşa edilen, dönüşen toplumsal bir oluşumdan ve anavatanı ile hâlâ duygusal ve maddi bağlarını devam ettirme iddiasını ta-şıyan göçmen nesillerden bahsediyoruz. Bu yeni oluşumda, yeni bir kimlik ve bilinç düzeyinin şekillenmesini vurgulamakla birlikte, diasporik kimliğin etnik ve dinsel kimlikleri de kapsayıcılığını belirtmek gerekir.

Bu çerçevede “Türk diasporası” kavramsallaştırması üzerinde bir tartışma yapmak daha yerinde gibi duruyor.

“Gurbet”, sözlükte en yalın hâliyle, yerinden, yurdundan uzak olma durumunu ifade eder; “gurbetçi” de geçimini gurbette kazanan kimse.

Buna göre bugün, örneğin; Almanya’daki Türkiye kökenli milyonlar, belirli sebeplerle ayrıldıkları memleketlerine olan hasretini uzaklara dalarak bas-tırmaya çalışan ve geri dönmeyi gözleyen mazlum bir kitleden mi müteşekkil?

Neredeyse 6 milyona ulaşmış nüfusuyla ve dört nesil yetiştirmiş deneyimiyle kıyaslandığında, yurtdışında yaşayan Türk toplumu bugün sadece ge-çim kaygısıyla anavatandan uzakta olduklarını ifade etmek pek de gerçekçi durmuyor.

Sosyal ilişki, rol ve statüler ile sosyal değerleri kapsayan farklı unsurlar üzerinden irdelendiğinde de gurbetçi tanımının günümüz sosyolojik gerçek-likleri ile uyuşmadığı aşikâr.

Bugün özellikle Batı Avrupa’da yerleşik Türk toplumu, göçmenlik statüsünün ötesinde birkaç nesildir yaşadığı ülkenin asli unsuruna dönüşmüş bir statüye sahip. Yaşamın tüm veçhelerinde içinde yaşadıkları toplumlara entegre olmuş durumda olduklarını ve artık 4. nesle ulaştıklarını da hesaba katmak gerekir. Girişimcilik düzeyleri ve birbirleriyle, aynı zamanda anavatanla kurdukları maddi ve duygusal bağ ile iletişim ağı tartışmasız göz önünde bulun-durulması gereken parametreler.

Geçmişten günümüze yeniden inşa edilen bilinç düzeyi ve farkındalıkla yurtdışında yaşayan Türk toplumunun, diaspora kavramının dinamik yapı-sıyla ve modern tanımıyla uyumlu bir toplumsal form geliştirdiğini söylemek doğru olacaktır.

Tanımlamayı doğru yapmak

Sonuç olarak, “Türk diasporası” kavramına ilişkin tartışmayı doğru bir zemine taşıyabilmek için kavramın gelişimini irdelemek önemli bir çıkış nok-tası. Türkiye’de akademinin yanı sıra karar vericiler, diaspora üzerine düşünmeyi teşvik edici bir rayda yavaş yavaş da olsa hemfikir olmaya başladı.

Dünyada da literatüre baktığınızda diaspora tanımı üzerinden tam bir uzlaşı söz konusu değil. Ama bu, kavramın tipolojisi üzerinden yapılan, kap-sadığı unsurlar ve içerdiği parametreler üzerinden literatüre ilişkin bir tartışma. Yoksa “diaspora” terimi, sürgün topluluklara ya da azınlık gruplarına özgü bir kafese sıkıştırılmış değil, kitlesel işçi göçü sonrası oluşan topluluklar için de kabul edilmiş bir tanımlama.

Oysa ki; diasporalar, uluslararası kuruluşlar nezdinde, karşılıklı kalkınmaya katkı sunan ulus-ötesi topluluklar olarak olumlanan pek çok çalışmanın konusu. En önemlisi diasporanın değerlendirilmesi gereken potansiyeli üzerinde duruluyor.

Bu bağlamda, diasporaların ‘dünyayı anavatana’, ‘anavatanı ise dünyaya’ bağlayan bir pazar ve ilişkiler ağı oluşturduğu unutulmamalıdır. Türk dias-porasını da aynı şekilde ekonomik ve sosyo-kültürel işbirliklerin odak noktası olarak değerlendirmek önemli. Nitekim mevcut ilişki ağı içinde dahi, Türk diasporasının bugün yaşadıkları mesken ülkeler ile anavatan Türkiye arasında önemli bir bağlantı ve köprü görevi gördüğü gerçeğini yadsıyamayız.

@myeneroglu