Menderes'i korkudan astılar

Dr. M. Mücahit Küçükyılmaz / Yazar
29.05.2020

Menderes'i neden astılar?” sorusunun cevabı darbecilerin narsist ve psikopat kişiliklerinde gizli. Türkiye'nin maşeri vicdanı Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmesini hiçbir zaman kabullenmedi. Zaten darbeciler, 9 ay 27 gün süren yargılama boyunca haklarında dişe dokunur bir delil bulunamayan Menderes ve arkadaşlarını her şeyden evvel korkudan astılar.



İstiklal madalyalı Kurtuluş Savaşı gazisi Ali Adnan Ertekin Menderes, Türkiye’nin demokratik yolla seçilen ilk başbakanı olarak bundan 60 yıl önce yine Türkiye’nin ilk darbe girişiminin hedefi oldu. 17 Eylül 1961 günü ise, Maliye Bakanı Hasan Fahri Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dan bir gün sonra İmralı adasında “Anayasayı ihlal” suçundan idam edildi. Millet onları dualarla; katillerini ise –hatırlarsa eğer- lanetle anmaya devam ediyor. O gün, bin bir zorlukla mücadelesi verilen ve 14 Mayıs 1950’de bir demokrasi baharına erişen Türk siyasetinin sanki tılsımı gitti, bozulan demokrasi saatinin ayarı defalarca millet tarafından sandıkta yapılmış olmasına rağmen, hâlâ tam olarak düzen tutmadı. Kısaca, Menderes ve arkadaşlarının idamı ile Türk siyasetine kan düştü!

Türk tipi sosyalizm

Bu ikilemeyi kullanırken kavramlardan hangisini öncelediğiniz bile çoğu zaman duruşunuz hakkında fikir verebilir. “Türkiye’de sol sağ, sağ da soldur” diyen İdris Küçükömer, 27 Mayıs ile başlayan darbeci geleneğin kısa sürede Talat Aydemir’in başarısız darbe girişimleri, Madanoğlu cuntası ve 12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte zehirli meyvelerini vermeye başladığını görerek Türk tipi sosyalizmden duyduğu hayal kırıklığını ifade etmiştir. Bal bal, demekle ağız tatlanmadığı gibi sol sol demekle, sol özgürlükçü ve demokrat hale gelmez. Üniversitelerde, medyada, kültür-sanat camiasında hakim olan paradigma, özellikle gençlere yönelik söylem düzeyinde solun evrensel, özgürlükçü ve demokrat olduğunu; sağın ise jakoben ve gerici olduğunu iddia eder. Ne var ki, tarihi hakikatler tam tersini gösterir. Solun darbe ile devrim arasında sallanan muvazenesi Türkiye’de 27 Mayıs’tan itibaren gerçekleştirilen bütün vesayet girişimlerine ilham kaynağı olmuş; kâh ilericilik, kâh devrimcilik, kâh sulhçuluk, kâh Atatürkçülük maskeleri altında darbecilik olarak tezahür etmiştir.

Dokuz Subay olayı

27 Mayıs darbesinden önce girdiği bütün seçimleri yüzde 50’nin üzerinde oy alarak kazanan Demokrat Parti’nin 10 yıl boyunca iktidarda kalması ve artık seçimlerde mağlup edilemeyeceğinin anlaşılması, ordu ve CHP içindeki bazı kişileri demokrasi dışı arayışlara itmişti. 26 Aralık 1957’de Dokuz Subay olayı patlak verdi.

Bir kişi suçlu

Kısaca, Binbaşı Samet Kuşçu kendisiyle birlikte dokuz rütbeli askerin Yarbay Faruk Güventürk başkanlığında bir cunta kurduklarını ve Adnan Menderes hükümetini darbe yoluyla devirmek için çalıştıklarını ihbar etti. Askerlerin sivil mahkemelerde değil, askerî mahkemede yargılanması kuralı gereği, Tümgeneral Cemal Tural başkanlığında bir askerî mahkeme kurularak cuntacılar yargılanmaya başlandı. Lakin güvenlik sektöründe sıkça görülen meslekî dayanışma refleksi devreye girdi ve cuntacılar suçsuz bulundu; bir kişi hariç: İhbarcı Samet Kuşçu! Eh, zaten o da kendisini ihbar ederek suçu kabul etmişti ama diğer cuntacılar suçlamaları reddettikleri için aklanmışlardı!

Aslında darbe “Geliyorum” diyordu ve Menderes hükümetine her yerden ihbar mektupları yağıyordu. Ancak basiret bağlanması mı, yoksa Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşmemiş bir cürümün artık tarihin tozlu sayfalarında kaldığı yanılgısından mıdır, bilinmez, bunların pek çoğu ya ciddiye alınmadı ya da hükümete ulaşmadı. Mesela, eski bakanlardan Ali Naili Erdem, DP Kemalpaşa ilçe başkanı olduğu yıllarda Menderes’i Manisa’daki Demirköprü Barajına giderken karşılamış ve birkaç gün önce İsmet Paşa’nın söylediği “Şartlar uygun olursa müdahale mukadder hale gelir, sizi ben bile kurtaramam” sözünü hatırlatmıştı. Merhum Menderes ise kendisine, “Türkiye Kemalpaşa’dan görüldüğü gibi değildir” cevabını vermişti.

Gerçi o sırada İsmet Paşa hakkında hem bu sözü, hem de yakın zamanda 19 Nisan 1960 tarihinde askerî darbenin yaşandığı Güney Kore ile ilgili olarak söylediği “Türk ordusu Kore ordusundan daha az şerefli değildir!” sözü nedeniyle TBMM tarafından soruşturma açılmıştı. Hatta Paşa “Askerî darbeyi teşvik ettiği gerekçesiyle” 12 oturumdan men cezası almıştı. CHP’li bazı vekillerin bazı cuntacı subaylarla irtibat halinde olduğu istihbaratı üzerine Mecliste “Tahkikat Komisyonu” kurulmuş ve CHP hakkında soruşturma açılmıştı. Darbe böyle bir ortamda geldi ve Yassıada’da yargılanan DP’lilerden 15’i idama mahkûm olurken, bunlardan 12’sinin infazı çeşitli gerekçelerle ya müebbet hapse çevrildi ya da affedildi. Darbeyi Albaylar cuntası gerçekleştirmişti; ancak rütbeli ihtiyacı nedeniyle darbenin başına Orgeneral Cemal Gürsel getirildi.

Darbe mahkemesinin savcısı Ömer Altay Egesel, hâkimi Salim Başol, Yassıada komutanı ise Tarık Güryay’dı. DP, CHP’lilerin çabasıyla Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, kongresini zamanında yapmadığı gerekçesiyle, 29 Eylül 1960’ta kapatılmıştı. Yine CHP’lilerin çabasıyla hazırlanan geçici Anayasa ile 8 Haziran 1961’de özel mahkemeler kurularak Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesine giden yol açılmıştı!

Menderes’in günahı neydi?

Peki, Adnan Menderes’in idam edilmesini gerektirecek günahı neydi?

Başta “Anayasayı ihlal” dedik ama Menderes’i idama götüren mahkemede hakkında ileri sürülen ve La Fontaine’in Kurt ile Kuzu masalına rahmet okutturacak bazı iddialar kabaca şunlardı: Bazı firmalara Vakıfbank’tan kredi kullandırtmak. Kırşehir’in ilçe yapılması. İstanbul’da bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın arazisini istimlâk etmek. Üniversite öğrencilerini kıyma makinesine attırmak ve halka ateş açtırtmak. Sanatçı Ayhan Aydan’dan çocuk sahibi olup yeni doğan bebeği öldürmek. Döviz yasasını ihlal etmek.

Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak. Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek. Yargı bağımsızlığını ihlal etmek. 1957 seçimlerini erkene almak. 6-7 Eylül olaylarına önceden müdahale etmemek. Örtülü ödenekten zimmete para geçirmek. Vatan Cephesi örgütünü kurmak. Çoğu yalan olduğu sonradan anlaşılan, incir çekirdeğini doldurmayan ama idam sehpasını kuran, ipe sapa gelmeyen ama idam ipine gelen iddialar böylece uzayıp gidiyor. Ancak gerçekte Menderes hatasıyla sevabıyla neler yapmıştı, onların bir kısmına bakalım:

Neler yapmıştı?

CHP döneminde yasaklanan ezanı aslına uygun olarak okuttu. Paralardan İsmet İnönü’nün resmini kaldırıp Atatürk’ünkini bastırdı. CHP döneminde yasaklanan Hac ibadetini serbest bıraktı. Kıbrıs’ta EOKA terör eylemlerinin başlaması üzerine Türk Mukavemet teşkilatı kurdu. Sultan I. Abdülhamid tarafından kurulan İstanbul Teknik Üniversitesine (Mühendishane-i Berri Hümayun) ilaveten Orta Doğu Teknik ile Karadeniz Teknik Üniversitelerini kurdu. Bin 600 kilometrelik asfalt karayolu ağını 5 bin 400 kilometreye çıkardı. Türkiye ekonomisini ortalama yüzde 7,8 büyüttü. Ülkenin gayri safi millî hâsılasını dünya toplamının binde 6,43’ünden binde 7,52’sine yükseltti. 11 liman, 5 havaalanı, 26 baraj, 19 çimento fabrikası, 13 şeker fabrikası, 88 büyük ölçekli fabrika, 5 termik santral, 3 petrol rafinerisi…

Bu liste de böylece uzayıp gider ama ülkeyi NATO’ya sokarak Batı bloğuna bağımlı hale getirmekle eleştirilen Menderes’in bu konuda çıkış yolları aradığını ve darbe olmasaydı, Temmuz 1960’da Moskova gezisi planladığını söylemeden geçmeyelim.

Darbecilerin psikopatisi

1. Salim Başol

1954 yılında DP Hükümeti tarafından Yargıtay ikinci başkanlığına atanmış olan mahkeme başkanı Salim Başol, Menderes’in Yassıada’daki gayri insani tutukluluk şartlarına itirazı üzerine şöyle cevap vermişti: “Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor!”

2. Tarık Güryay

Ailesi Yassıada’ya ziyarete geldiğinde Menderes’i ayakta tutup kendisi koltuğa kurulmuş fotoğrafıyla meşhur ada komutanı Tarık Güryay ise 1980’li yıllarda Emin Çölaşan’a şunları konuşur: “Sert bir komutandım. Devlet Başkanı Cemal Gürsel beni eskiden tanır ve severdi. Göreve başlayınca emrimdeki çocuklara ilk emrim bunlara fiske bile vurulmayacak oldu. Ama bazıları Yassıada’ya getirilirken subaylardan dayak yemişler.” Yani Güryay’ın adamları fiske bile vurmamış ama bazı DP’liler dayak yemişler, demek ki suç DP’lilerde! Dayak yemeselermiş! Aynı Güryay’ın emir subayı sonradan 28 Şubat darbesinin Jandarma Genel Komutanı olacak Teoman Koman’dır ve Menderes’i bir keresinde tokatlar! Tarık Güryay devam ediyor:

“Fatin Rüştü Zorlu bir üsteğmenle kavga etti, birbirlerine yumruk atmışlar. Fatin’in gözü o yüzden morarmıştı… Disiplinsizlik yapan bazılarını Bizans döneminden kalan mahzenlere attırdım. Söyledikleri gibi mahzenlerde su falan yok. Kupkuru ama karanlık. Oraya lamba yaptırdım. (Lütfetmiş!) Disipline aykırı hareket edenleri atıyordum içeriye. Atıyorduk Bizans mahzenine birkaç saatliğine ve uslanıyorlardı orada… Duruşma salonunda özel bir yerim vardı ama bunu sanıklara gözdağı vermek için kullanmazdım. Orada alarm düğmesi vardı… Kararlar açıklanmadan önce Millî Birlik Komitesi’nin iki üyesi Mucip Ataklı ve Suphi Gürsoytrak odama yemeğe geldiler. Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’u da çağırdık. İki Komite üyesi Başol’a dediler ki, ‘Reis Bey, kararlarda 60’tan aşağı idam çıkarsa biz Komite olarak gayrimeşru duruma düşeriz. Yani 59 kişi bile bizi meşru kılmaz.’…

Sonra 15 kişilik idam listesi geldi bize.” Menderes’in idam öncesi intihar girişimi de Güryay’ı çok üzmüş ve kendisine şöyle demiş: “Bak senin yüzünden bir sürü subay tutuklandı. Bize de bir zarar gelmesini istemiyorsan doğruyu söyle. Bu işi kendin mi yaptın, yoksa başkaları mı sana yaptırdı?”

‘Beni aramadı’ sitemi

Çölaşan aracılığıyla vicdanını rahatlatmaya çalışan Güryay’ın ve diğer darbecilerin ne denli psikopat birer kişilik olduğunu ise şu cümleler bize tarif eder:

“Kimseye en ufak bir haksızlık etmedim. Ama Celal Bayar benim bu kadar iyiliğime rağmen tahliye edildikten sonra beni hiç arayıp sormadı. Menderes beni severdi. Tahmin ediyorum ki asılmasaydı beni arayıp sorardı…” Celal Bayar onu aramamış da, Menderes asılmasaymış onu arayıp sorarmış da… Acaba asıldığı için aramamış olabilir mi? Nasıl bir narsist ruh halidir ki, Menderes’in onu arayıp sormamasını, Menderes’in canice idam edilmesinden daha önemli görebiliyor!

3. Cemal Madanoğlu

Benzer bir kişilik bozukluğu cuntacı General Cemal Madanoğlu’nun Doğu Perinçek’e söylediği sözlerde de kendisini belli eder. CIA’nın durumu bilmediğini, ama muhtemelen ihtilâle memnun olduğunu dile getiren Madanoğlu şöyle devam eder:

“Ama bilmiyorlardı ki, işler demokrasiye gidecek. Kitapçıların rafları sol, ilerici kitaplarla dolacaktı. CIA işe sonradan el attı ve ordunun içine girdi. Milli Emniyet teşkilatı iyice örgütlendi. Ordu da kıpırdayamaz oldu. ‘Bugün her beş subaydan biri MİT’e rapor verir’ diyorlar. Ne birlik duygusu kaldı, ne de asker arkadaşlığı.” Vah vah, MİT darbecilere karşı önlem alınca ordu kıpırdayamaz olmuş ve darbe yapmanın zorlaşması beyefendinin pek zoruna gitmiş!

İşte “Menderes’i neden astılar?” sorusunun cevabı darbecilerin narsist ve psikopat kişiliklerinde gizli. Türkiye’nin maşeri vicdanı Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idam edilmesini hiçbir zaman kabullenmedi. Zaten darbeciler, 9 ay 27 gün süren yargılama boyunca haklarında dişe dokunur bir delil bulunamayan Menderes ve arkadaşlarını her şeyden evvel korkudan astılar. Meşruiyetleri yoktu; milletin hesap sormasından korktular ve bu cürmü işlediler. Tıpkı 15 Temmuz gecesi FETÖ darbecilerinin aynı korkuyla halka ateş açıp 251 insanımızı şehit etmesi gibi…

Zira suçlular korkak olur!

mmucahit@gmail.com