Mesnevî art niyetlilere sırrını açmaz

Cemal Aydın/ Yazar
05.12.2019

Hazreti Pîr’in bir uyarısı vardır: “Bizim Mesnevîmiz de, tıpkı Kur’ân gibi, art niyetlilere sırrını açmaz. Âdeta bir duvaklı geline benzer ve suiniyetli kişiye, bir gelin misali, ‘Benim duvağımı açma! Ben çirkinim!’ diyerek onu kendisinden uzaklaştırır!” der.



“Ben bütün Batı klasiklerini okudum, onları bir kere daha okuma ihtiyacı duymadım ve duymam, fakat Mesnevî’yi ne kadar okusam doymam, çünkü her okuyuşumda bana yepyeni ufuklar açar!” diyordu son Mesnevîhanlardan Şefik Can merhum. Mesnevî’yi tarafsız bir gözle okuyabilen herkes, ki buna Prof. Nicholson, Prof. Arberry, Hadlan Davis, Erich Fromm gibi nice yabancı otoriteler de dâhil, aynı gerçeği kabul ve tasdik ederler.
 
Mesnevî bizim klasiklerimizin önde gelenlerindendir. O yüzden ülkemizde bir aydın veya entelektüel eğer Mesnevî’yi okumamışsa, kesinlikle ona bu ülkenin yerli aydını veya entelektüeli diyemeyiz. Hiçbir Batılı aydın veya entelektüel yoktur ki Eski Ahit’i, Yeni Ahit’i ve onların yanında dünden bugüne kadar uzanan önemli Hıristiyan düşünür ve ilâhiyatçıların eserlerini okumamış olsun! Esasen bütün dünyanın aydın ve entelektüelleri, ateist olsalar dahi, fikir namusu gereği, kendi halklarının inandığı kutsal kitapları ve kendi milletlerinin klasiklerini mutlaka okurlar.
Oysa bizde maalesef, aşırı Batı hayranlığı ve buna bağlı olarak mütedeyyin halkımızı hakir görme saplantısı yüzünden, aydın veya entelektüel geçinenlerimiz, bir Kur’ân meâli okumayı, tefsir ve hadis kitaplarını incelemeyi, bu arada da Mesnevî’yi gözden geçirmeyi gericilik addederler. Üstelik Batılı aydınların özelliklerini hiç tanımadan. İşte bizimkiler böyle bir karanlık içerisindeler! Bu kesimin tutarsızlığı için söylenecek fazla laf yok.
 
Bunların karşısında ise, din konusunda ahkâm kesen bazı akademisyen ve ilâhiyatçılarımız var ki evlere şenlik! Bunlar Mesnevî’yi okumak zahmetine bile katlanmadan, kulaktan dolma bilgilerle Mevlâna hazretlerine çamur atıyorlar. Bu kesimin okuyanları ise, sırf kusur bulma niyetiyle, önyargılı okuyorlar. Şeytanî bir vesvese ile Mesnevî’nin içinde bir sürü kusur görüyor ve buna dayanarak, Hz. Mevlâna gibi büyük bir veliye hadsiz bir üslûpla veryansın ediyorlar.
 
Çağlar üstü bir veli
 
Kimi Mesnevî’de anlatılan bazı hikâyelerden ötürü Hazreti Pîr’i yerden yere vuruyor. Kimi onu müşrik ilân edecek kadar haddini aşıyor. Moğol casusu iftirasını atacak kadar sapıtan, akıl ve iz’ânını kaybedenleri de var.
Eserleriyle bütün dünya entelektüellerine parmak ısırtan birine bu türden sataşmalarda bulunanlar, aslında kendi zavallılıklarını sergilemekten başka bir şey yapmıyorlar.
 
Şahsen ben Batılı düşünür, papaz ve aydınlarla konuşurken Mevlâna hazretlerinin büyüklüğüne misal olarak Mesnevî’sini gösteririm. İslâm dininin inanç, ahlâk ve güzelliğini, şiir diliyle, 50 bin mısrada, herkesin anlayabileceği bir şekilde anlattığını söylerim. Hayranlıkla, daha doğrusu bir tür kıskançlıkla yüzüme bakarlar. Çünkü onların azizleri, keşişleri ve rahipleri arasında böyle biri yoktur!
 
Batılılar, Mesnevî’yi okuyor ve ondan dersler alıyor, hatta kopya ederek hikâyeler, romanlar yazıyorlar. Meselâ “Simyacı” romanı, tamamen Mesnevî’den alınma bir romandır. O romanın yazarı da zaten bunu açıkça itiraf ediyor. Evet, Batılılar bunu yaparken, bizim Mevlâna düşmanları Mesnevî’ye at gözlüğüyle bakmakta ısrar ediyorlar. 
Hâlbuki Mevlâna hazretleri çağlar üstü bir velidir. Her döneme seslenmesini bilen bir ermiş, her devirde insanları Allah’a yönlendiren kâmil bir mürşittir. Kitaplarıyla insanlara her asırda hidayet yolunu gösterir. Onun bu özelliklerini gözler önüne seren misaller saymakla bitmez.
 
Mısırlı bir felsefe profesörü Mehmet Âkif’in yanına gelir ve “Üstâdım, felsefeyle uğraşa uğraşa Allah’a olan inancımı kaybettim. Bunun dayanılmaz acısıyla kıvranıyorum. Bana yardımcı olur musun?” der. Rahmetli Âkif de ona “Hemen git bir Mesnevî al ve oku!” tavsiyesinde bulunur. O felsefeci Mesnevî okuyarak sonunda yeniden Allah’ına kavuşur.
“İslâm’ın Güleryüzü” kitabının yazarı Fransız profesör hanım Eva de Vitray-Meyerovitch (Eva dö Vitre-Meyeroviç), Mesnevî’yi okuyarak Müslüman olmuştur. Kendisi bana,“Bir insan Mesnevî’yi okusun da Müslüman olmasın, hiç mümkün mü?” demişti.,
 
Maurice Béjart (Moris Bejar) adlı dünyaca tanınan bir koreograf vardı. Kendisi Fransa’nın ünlü bir filozofunun da oğluydu. Bir gün Mevlâna hazretlerinin “Fîhi MâFîh” kitabının Eva de Vitray-Meyerovitch tarafından yapılmış Fransızca tercümesini alır. Akşam okumaya başlar, sabaha dek elinden bırakamaz. Gün doğarken kelime-i şehadet getirerek Müslüman olur. Daha buna benzer sayısız misaller vardır.
 
Hazreti Pir’in uyarısı
 
Hazreti Mevlâna kendi zamanından bugüne kadar belki milyonları bulan kişinin hidayetine vesile olmuştur, olmaya da devam ediyor. Böyle bir âlim ve mutasavvıfa sahip olmaktan dolayı övünmek, ondan ilhamla insanların hidayetine vesile olacak eserler ortaya koymak varken, ona sataşmaya kalkışmak da ne demek? Bunu benim aklım, havsalam almıyor.
 
Gerçi Hazreti Pîr’in bir uyarısı vardır: “Bizim Mesnevîmiz de, tıpkı Kur’ân gibi, art niyetlilere sırrını açmaz. Âdeta bir duvaklı geline benzer ve suiniyetli kişiye, bir gelin misali, ‘Benim duvağımı açma! Ben çirkinim!’ diyerek onu kendisinden uzaklaştırır!” der.  Sahiden de öyledir. Niceleri vardır, Mesnevî’yi zevkle okur, o okuma sayesinde gönül huzuruna erer! Niceleri de vardır, birkaç sayfa okuyup bırakır, hiçbir zevk almaz! Bu durum denemelerle sabittir. Nitekim Mesnevî’yi okudukça içi ferahlayan, gönlüne nurlar saçılan bazı kimseler, dostları da aynı huzuru tatsınlar umuduyla onlara Mesnevî armağan ederler de ancak çok az dostunun o ölümsüz şaheserden etkilendiğini görürler.
Hazreti Mevlâna’yı kendi çağında da, sonradan da tenkit edenler oldu, şimdi de oluyor, şüphesiz ileride de olacak. Fakat geçmişteki tenkitçilerin adı sanı unutulup gitti. Günümüzdeki gafillerden de yarına bir şey kalmayacak. Mesnevî ise kıyamet kopuncaya dek ışıldamaya devam edecek.
 
Çünkü Hazreti Mevlâna gerçek anlamda bir Allah eridir. Onun dâvâsı benlik değil, insanları sapkınlıktan, yoldan çıkmışlıktan kurtarmak, mânevî çöküşten çekip alarak İslâm ahlâkıyla kuşatmaktır. 
 
Hazreti Mevlâna’ya çok ağır ithamlarda bulunan, İslâm büyüklerini karalayarak şöhret olmaya çalışan, kibirleri tavan yapmış benlik dâvâsındaki bu türden kimselere, Hazreti Mevlâna’nın Mesnevî’de anlattığı ve onlar tarafından müstehcen kabul edilen şöyle bir hikâye vardır: Bir delikanlı annesini öldürür. Herkes delikanlıya saldırır. Dokuz ay on gün karnında taşıyan, iki-üç yıl emziren, yemeyip yediren, giymeyip giydiren annesini insan nasıl olur da öldürür diye… Delikanlı sonunda dayanamaz “Annemi öldürmeyeydim de, bütün erkek milletini mi öldürseydim?” der. Hikâyenin bu noktasından sonra Hazreti Pîr, bizleri silkeleyip uyandıran şu dersi verir: “Behey, ona buna saldırıp duran, sadece kendini gerçek mümin görüp başkalarını müşriklikle suçlayan arsız! Eğer herkes kötü de bir tek sen iyiysen, herkes sapıtmış da bir tek sen doğru yoldaysan, bil ki asıl yolunu şaşırmış olan sensin! Söz konusu o anne, aslında senin bizzat kendi nefsindir! Onu öldür, öldür nefsini ki Allah’ın kullarına çamur atıp durmaktan kurtulasın!”
Miskinliğe sevkediyor iddiası
 
Kimileri de Mevlevîliğin insanları miskinliğe ittiğini iddia ederek, asılsız, tutarsız ve dayanaksız iftiralarda bulunuyor. Mesnevî’yi okusa, o kitapta insanların sürekli çaba sarfetmeye, gayretli olmaya, hem küçük, hem de büyük cihada teşvik edildiğini görür. Omurgasızlarla, korkaklarla, tabansızlara alenen dalga geçildiğine şahit olur.
Nitekim Ahmed Hamdi Tanpınar, şairliği yanında gerçek bir tarih felsefecisi de olan hocası Yahya Kemal’e sorar: “Üstadım, biz Viyanalara kadar nasıl gittik?” Ve Mevlevîliği miskinlik olarak görenlerin suratına bir şamar gibi inmesi gereken şu cevabı alır: “Pilav kaşıklayarak, Mesnevî okuyarak!”,
 
İngilizlerin Shakespeare’i, İspanyolların Cervantes’i, İtalyanların Dante’si gibi değerleri, Hazreti Mevlâna’nın yanında son derece cüce kalır. Millî Eğitim Bakanlığımızın bu hakikati öğrencilerin zihinlerine mutlaka yerleştirmesi gerekir. Çünkü kendimize gelmemiz, ancak kendi değerlerimizi başkalarının değerlerinden daha üstün görmemizle mümkün olur. İngilizler hem kendi, hem de diğer ülkelerin gençlerinin beyinlerine Shakespeare efsanesini yerleştirip kökleştirirken, bizim Hazreti Mevlâna başta olmak üzere bütün dâhilerimizi kendi çocuklarımıza ve gençlerimize anlatamazsak, kültür emperyalizmin tuzaklarından kurtulamayız. Kültür emperyalizmin kurbanı oluruz. Sonuçta da Hazreti Mevlâna’ya çamur atacak kadar çapsız ve derinliği olmayan insanların çoğalmasına yol açarız.
Kendi dehalarına sahip çıkmayan ülke, çocuklarını, gençlerini ve halkını başka milletlerin kültürel saldırılarına kurban verir.
cemal40aydin@gmail.com