Mevlid-i Nebi Haftası'na yeni bir bilinç yüklenmeli

Sıbğatullah Kaya / Yazar
30.10.2020

Onu kıyasıya savunur ve kollarsınız, ancak bütün bunları yaparken onun meşru görmediği yol ve yöntemlere başvurmazsınız. Lakin bütün dünyaya varlığınızı hissettiren bir kararlılıkla şu mesajı vermekten de asla geri durmazsınız: Benim Peygamberim mağarada yalnız değil.



Her Kameri yılın 12 Rebilülevvel’ini Mevlid-i Nebi gecesi olarak idrak etmekte ve bu geceyi içeren haftayı Mevlid-i-Nebi Hafta’sı olarak kutlamaktayız. Bu geceye Hz. Peygamberin doğumunu kutlama sevinci atfeder, bu vesileyle onu salat ve selamla anar, onun ümmetinden olduğumuz için şükrümüzü tekrarlarız.

Buna itirazım yok, ama içinde bulunduğumuz zamanların, bu geceye yeni bir bilinç ve önem atfetme zorunluluğu içinde olduğumuzu düşünüyorum.

Saldırılar her gün artıyor

Çünkü dünya çapında artan “İslamofobyaya” paralel olarak İslam Peygamberine yönelik saldırı ve hakaretlerin de arttığına hep birlikte tanık olmaktayız. İslam’a ve İslam Peygamberine yönelik bu saldırı ve hakaretlerin artık Batılı devlet başkanları tarafından da yapılıyor olması, işin hangi vahamet noktasına geldiğini fazlasıyla göstermektedir.

Peygamber, aşağılanma ve hakaret saldırısı altında olduğunda bir Müslüman ne yapmalıdır? Bu hakaretleri yapanlara benzeri hakaretlerle cevap vermek, hatta daha da ileri gidip bu hakaretlere alet olan bir iki zavallının kafasını keserek dünyaya gözdağı vermek midir, Müslümanın görevi. Elbetteki hayır! Çünkü bu yöntemlerin hiçbiri meşru ve İslami değildir. Bir Müslüman meşru olmayan yöntemlerle hareket edemez. Aksi takdirde gayrı meşru olanlardan hiçbir farkı kalmaz.

Peygamber saldırı altında olduğunda bir Müslümanın görevi onun yanında yer almak, ona yardım etmek, ona ensar olmaktır. Kur’an-ı Kerim, Peygambere ensar olma işini “Eğer siz ona yardım yardımcı olmazsanız, biliniz ki, Allah daha önce ona yardım etmişti.” şeklinde kodlamıştır. Bu kod, onu gereğince koruyacak Müslüman kalmazsa, koruma işini Allah’ın üstleneceğini, ancak Müslümanların imtihanı kaybedeceklerini göstermektedir.

Bu konuyla ilgili olarak inen ayeti kerime aynen şöyledir: “Siz O’na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O’na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir. Böylece Allah O’na huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti; O’nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (söylemini) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi (söylemi), yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/40)

Peygamberin ölümcül saldırı altında bulunduğu zamanlarda Kur’an-ı Kerim, Müslümanlardan onun yanında yer almalarını istemiştir. Bu ilahi istek, her türlü aşağılanma ve hakaret saldırılarını da kapsamaktadır. Kuran’ın koyduğu tabloya göre, Müslümanların kendi Peygamberlerine sahip çıkması zorunludur. Aksi takdirde koruma kollama işini Allah üstlenecektir. Bu da Müslümanların imtihanı kaybetmeleri demektir.

Onun Ebubekir’i olmak

Peygamberi korumak onun yanında olmak demektir. Onun yanında olmanın en yüksek rol-modeli onun Ebubekir’i olmaktır. Onun Ebubekir’i olursanız onu herkesten fazla tanırsınız. Ahlakını, edebini, ağırbaşlılığını, alçak gönüllülüğünü, merhametini, yardımseverliğini, insan sevgisini ve diğer eşsiz özelliklerini herkesten iyi siz bilirsiniz. Dolayısıyla ona atılan iftiralar sizi zerre kadar şüpheye düşürmez. Acı acı güler, geçersiniz. Onun Ebubekir’i iseniz, ölümcül takipte mağarada bile onunlasınız, demektir. Onun metanetine, kararlılığına, tevekkülüne yakından tanık olursunuz, demektir. Düşmanlar kapıya dayanır, bu işin sonu geldi galiba diye endişelenirsiniz. Ya Rasulallah, galiba yakalandık dediğinizde onun tarafından teselli edilirsiniz.

Mahzun olma, Allah bizimle

Gözlerinizin içine bakar ve “Mahzun olma, Allah bizimle beraberdir.” der sadece. Gözlerinin içinde bir cesaret denizi olduğunu fark edersiniz. Hüznünüz o an geçer. Onunla beraberseniz, onun Ebubekir’i iseniz, göklerden gelen mucizelere de siz tanık olursunuz, demektir.

Onun Ebubekir’i mi olmak istiyorsunuz? Öyleyse onu tanımak, tanıtmak, korumak ve kollamak işinde gönüllüsünüz, demektir. Bütün dünya ona atılan iftiraları sizin aracılığınızla tashih eder, sizin yaşam tarzınızda Peygamberinizin ahlakını görür. Onu kıyasıya savunur ve kollarsınız, ancak bütün bunları yaparken onun meşru görmediği yol ve yöntemlere başvurmazsınız.

Lakin bütün dünyaya varlığınızı hissettiren bir kararlılıkla şu mesajı vermekten de asla geri durmazsınız: Benim Peygamberim mağarada yalnız değil.

sabgatullahkaya@hotmail.com