Modern Türkiye'nin oluşumunda Amerikan ‘hayırseverliğinin' rolü

Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı
30.01.2021

Kitabında Ford ve Rockefeller vakıfları ile Robert Kolej'in faaliyetlerini birincil kaynakların ayrıntılı analiziyle araştıran Ali Erken, Türkiye'nin vizyonunun Batı'ya yöneltilmesi konusunda Türk siyasetçiler, entelektüeller, sanatçılar ile Amerikan vakıf yetkilileri arasında süregiden bir iş birliği bulunduğunu ortaya koyuyor.



Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki ilişkilerin İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte Stalin eliyle Türkiye’ye yönelen SSCB tehdidine karşı Türkiye’nin çok partili hayata geçmeyi kabul etmesi ve Truman Doktrini sonrası ülkeye Marshall yardımları diye de bilinen yardımların ertesinde başladığına dair son derece yaygın ve kuvvetli bir kanaat vardır. Ancak, 1870’li yıllara kadar uzanan ve büyük ölçüde Osmanlı tebaası azınlıklara, kısmen de Türk unsura yönelik bir biçimde başta eğitim kurumları, hastaneler vb. kuruluşu, çeşitli hayır çalışmaları vb. çeşitli aygıtlar eliyle yürütülen ABD’nin ‘yumuşak diplomasisi’ne dayalı ilişki ve etkileşimlere literatürde pek değinildiğine şahit olmayız.

Eğitimli elitler

Osmanlı Devleti’nde 1824 ile 1910 arasında 500’den fazla okul kurulduğunu, bu okullara yaklaşık 30 bin kayıtlı öğrencinin olduğu biliniyor oysa. Gerek Balkanlarda gerekse Ortadoğu’da kurulan yeni devletlerin yönetici sınıflarının büyük ölçüde Osmanlı’da kurulan ilk Amerikan eğitim kurumu olan Robert Kolej mezunu olması bu ‘yumuşak diplomasi’nin etkilerini görmek bakımından çarpıcıdır.

Modern Türkiye’nin ortaya çıkışında etkili siyasi süreçlere dönük kapsamlı araştırmalar literatürde yaygınken Türkiye’nin Batılılaştırılmasında doğrudan Batılı sivil toplum örgütlerinin oynadığı rol genelde bütün ayrıntılarıyla birlikte ele alınmamış halde bulunuyor. Türkiye’nin modernleşmesi/Batılılaşmasına yönelik çabalarda ilk bakışta göze çarpmayan, sadece idari ve siyasi düzenlemeler yoluyla açıklanmaya çalışılan çeşitli süreçlerin perde arkasında yer alan kültürel ve bilimsel etkileşimleri, Türkiye’deki “eğitimli elitler” ile Batı kurumları, özellikle de ABD’nin STK’ları arasında kurulan ittifakları ele alan Ali Erken, Amerika ve Modern Türkiye’nin Oluşumu başlıklı kitabında bu etkileşimin Türkiye’deki modern zihinsel dönüşümü nasıl sağladığını göstermeye çalışıyor.

Çalışmasında "Modern Türkiye'nin oluşumunda Amerikan hayırseverlik faaliyetleri, Türk yönetici seçkinlerinin siyasal vizyonunu hangi biçimlerde tamamladı? İki ülke arasında bilgi ağları kurulmasında rol oynayan ortak söylem çerçeveleri nelerdi? Türkiye'nin kültürel ve teknolojik dönüşümüne yapılan bu hayırseverlik katkısının kilit aygıtları ve stratejileri nelerdi?" sorularını baz alarak siyaset, hayırseverlik vakıfları ve entelektüeller arasındaki bağlantıların konuyla ilgili mevcut literatürde ortaya konduğunu belirten Erken, Amerikalı kurumların Türkiye'de beşerî bilimler, tıp, temel bilimler ve mühendislik alanlarında yürüttükleri faaliyetlerin ise araştırılmadığını, oysa Türkiye'deki tecrübenin Osmanlı devletinde 19. yüzyılın ortalarında başlayarak misyonerlerin uzun vadeli varlığı sebebiyle Amerikan hayırseverlik faaliyetlerindeki dönüşümün en önemli örneklerinden biri olduğunu vurguluyor. Ali Erken "Türk olmayan âmillerin modern Türkiye'nin tarihindeki rolü"nün çoğu kez gözden kaçırıldığını bilhassa belirtiyor.

Amerikalı kurumların Türkiye'deki modernleşme misyonuna katkılarının Batı Avrupa ya da Latin Amerika'da karşılaştıkları sıkıntılardan daha farklı ve daha zor başka bir sorun alanıyla uğraşmak zorunda kaldığını da belirten Erken bu sorun alanının da sözkonusu kurumlar için İslam'ın sosyal ve entelektüel pratiklerde oynadığı dinamik rol olduğunun altını çiziyor.

Kitabında Ford ve Rockefeller vakıfları ile Robert Kolej'in faaliyetlerini birincil kaynakların ayrıntılı analiziyle araştıran Ali Erken, Türkiye'nin vizyonunun Batı'ya yöneltilmesi konusunda Türk siyasetçiler, entelektüeller, sanatçılar ile Amerikan vakıf yetkilileri arasında süregiden bir iş birliği bulunduğunu da ortaya koyuyor. Erken'in kitabının Türkiye ile ABD arasındaki siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin arkaplanına önemli bir fon sağladığını söylemek mümkün.

'Hayalet Tümen'in ünlü komutanı

İkinci Dünya Savaşı’nın ünlü komutanlarından biri olarak bilinen Erwin Rommel’i ele alan kitap onun askerî yaşamına, komutanlığına, güçlü ve zayıf yanlarına yoğunlaştığı kadar bu kadar ünlü bir komutan haline nasıl dönüştüğünü de araştırıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda cesareti dolayısıyla Almanya’nın en üstün cesaret madalyası olan Pour le Mérite’le ödüllendirilen Rommell’in İkinci Dünya Savaşı esnasında da müttefiklerin Normandiya çıkarmasına karşı ‘hayalet tümeni’yle yaptığı başarılı savunmanın onun ününe ün kattığını biliyoruz. Rommell’in Hitler’e karşı gerçekleştirilen suikast girişimiyle ilişkili olduğu gerekçesiyle savaş henüz sona ermeden intihar etmeye zorlanmasıyla sonuçlanan fırtınalı hayatını ele alan kitap bir roman tadını taşıyor.

Erwin Rommell, Pier P. Battistelli çev. Barbaros Uzunköprü, Kronik, 2021

Şimdiki zaman, tarihe konu olur mu?

Tarih ne zaman yazılır? Yaşandığı iddia edilen olaylar silsilesiyle araya mesafe konmaksızın iyi tarih yazılamayacağını, tarihçinin sahneye ancak incelemekte olduğu aktörler sahneyi tamamen terk ettikten sonra girebileceğini söyleyen bakış açısı doğru mudur? Yahut bir tarihsel anın, hatta sıra dışı bir anın doğrudan ve saf deneyimi ile olay üzerine edinilmiş bilgiyle üretilen anlatı arasında dağlar kadar farkın var olduğunu söyleyerek gerçek tarihçinin incelenen olaylara tanıklık eden kişi olduğunu mu iddia etmeliyiz acaba? ‘Minerva’nın baykuşu’nun alacakaranlıkta uçtuğunu iddia eden Hegel’in bakış açısına yakın tarihçilikler ile şimdiki zaman tarihçilikleri arasındaki farklılaşmaları irdeliyor Mısır doğumlu Fransız tarihçi Henry Rousso.

Şimdiki Zamanın Tarihini Yazmak, Henry Rousso, İletişim, 2021

@uzakkoku