Muavin bu yolların çocuğudur

Dr. Necdet Subaşı / Yazar
25.09.2021

Muavin sadece muavin değildir. Çıktığımız bir yolculukta bindiğimiz araç, bize şoförün sadece şoför muavinin de sadece muavin olmadığını öğretmekte gecikmez. Biz bunu kavrarız. Şoföre hayran kalır, muavine acırız.



Uzun ve meşakkatli yollara yanımızda bir muavin olmadan çıkmak cesaret ister. Yol dediğin karmaşık bir mecradır. Nerde ne olacağı belli olmaz. Bizi nelerin karşılayacağı sır gibi saklıdır; önümüze çıkanlar olur, üzerimize düşen, arkamızdan hızla yaklaşan. Yoldur, yolculuktur, bir yardımcıya ihtiyacımız olur. Muavin yedek şoförümüz değildir. Darda kaldığımızda varlığına ihtiyaç duyarız ama arabayı ona vermek gibi bir itiyadımız yoktur. Sanki her durumda acemidir, hep toydur, hâlâ pişmemiştir. Ama o da ister, onun gönlünde yatan aslan da henüz uyanmamıştır. O aslan ilk ayıldığında aklından geçireceği şey hiç kuşkumuz olmasın şoförün durduğu yere kurulmak olacaktır. Bu normaldir, zaten her gelen de öyle gelmiştir, hikâye böyle işler. Şoför yola ne kadar malik olursa olsun, onun sağı solu görmesine yardımcı olacak, mevcut gidişata göz kulak olacak olan odur. Ona boşuna muavin de denmemiştir. Yolcuların derdi temaşa ise onunkisi pürdikkattir. Nereden bakılırsa bakılsın o sadece bir yardımcıdır. Direksiyona mıhlanmış duran ve önündekinden başkasına dikkat kesildiği zaman işi bir hayli zorlaşacak şoförün, yanını arkasını gözetleyecek bir elemana her daim ihtiyacı vardır. Bu kadar büyük bir arabayı evirip çevirmek şoföre kalsa da etrafı kolaçan etme işi ona kalmıştır.

Örnek yaşanmış olandır

Muavinin işi ne kadar zor olursa olsun şoför için o sadece bir elemandır. Ondandır arada onu azarlamaktan çekinmez, zaman zaman hırçın davrandığı olur, sık sık taşıdığı sorumlulukların üzerine binen yükünü vurgulayarak muavine yüklenir, demediğini bırakmaz. Aradaki mesafe hiç yerinden oynamaz. Otorite ve ast üst ilişkileri başka bilindik örnekleri aratmaz. Onu ancak böyle yetiştirebileceğini düşünür, zaten kendi tecrübesinden kalan müfredat da üç aşağı beş yukarı bu kadardır, istese de elinden başka bir şey gelmez. Örnek yaşanmış olandır, gerisi fantastiktir. Ne var ki muavinin hayali de bir an önce eleman olmaktan kurtulmaktır. Birkaç araba birkaç şoför değiştirdikten sonra eğer hâlâ bu işten bıkmadıysa ne yapacağını biliyordur, artık şoför olacaktır. Yeter bu kadarı, yeter bu kadar azar, bu kadar sıkıntı. Bir gün gelecek artık bu arabayı belki de o sürecektir. Bu olmaz başkası olur; bir gün gelecek belki de daha büyüğünü o kullanacaktır. Kim bilir daha ağır ve oturaklı olanı getirilip ona teslim edilecektir. "Gel buyur", denecektir, "araba senin!"

Arzulanan yükler

Muavin de araba sürer, belki ufak tefek bir aracı da vardır ama o başka bu başkadır. Sorumluluğun sadece kendinde olduğu bir şeyden o hazzı duyamaz. Kendisine teslim edilmesini arzu ettiği yükler vardır, belki dizinin dibinde durup büyüdüğü şoförlerden daha farklı bir şeyler yapacaktır. Bir viraj alışı olacaktır, kimse denememiştir. Bir çalım istasyona girecektir, milletin ağzı açık kalacaktır. Arkada yolcularla dere tepe düz gidilir; güvenliğini dert edenler şoföre, rahat ve konforunu düşünenler muavine dikkat kesilirler. Muavin varsa su vardır, çay vardır. O varsa kesin arada yolcuların arasına dalıp onların sesine kulak verecektir. Muavinsiz olmaz, bizi kim dinleyecektir?

Gözünü buralarda açmış

Muavin bu yolların çocuğudur. Sanki gözünü buralarda açmıştır. Ne ustalar görmüş, ne ağır ellerde pişmiştir. Araba yolcularla doluysa bir kulağı hep onlarda olacaktır. Şayet bir yük aracındaysa işi daha da zordur, tek görevi zorluklarda kaptana yardımcı olmak, ona eşlik etmek değildir. Ayrıca ona bir güzel arkadaşlık da edecek, sık sık seviyesini ve sınırını gözeterek onun belki de çekilmez muhabbetine ortak olacaktır. Uyumayacak, uyutmayacaktır. Dinlenmek ona haramdır, uyanıklık uyurgezerlikten bir adım ileride gibidir. Muavinlik zordur. Tahammül ister, dayanma gücü giderek artık her şeyi oluruna bırakmaya yol veren bir tevekküle dönüşür. Önceden bir şoförün isteklerine boyun eğmek her zaman bir teslimiyet istese de zamanla bu zorunluluk hissizleşmeye başlar. Muavin işini bir otomat gibi yapmaya başlar. Bu durum araç değiştirmenin vakti geldiği anlamına gelir. Fırça üstüne fırça yediğinde, arka arkaya azarlar işittiğinde yaşadığı gerilimin ona fısıldadığı şeyler bellidir. Ne var ki bütün bunlardan arta kalan bakiyenin şoför tarafına da bir geri dönüşünün olması gerekir. Hissizleşme kaptanın tatmin duygusunu köreltir. Şoför kendine yeni bir çömez arar, muavin kendine başka bir araba bakar.

Ne var ki yolcular için muavinle şoför arasındaki hiyerarşik gerilim bir görünmez perde gibi aşılmaz bir yüke dönüşür. Nihayetinde iki istasyon arasında çaresiz bir şekilde dayanmak ve katlanmak zorunda kalacağınız bu gerilim inince sırtınızdan düşecektir ama arabada bu hiyerarşi varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Muavin, yollarda olmadık hikâyelerde pişerek büyür ve olgunlaşır. Ona işini öğreten çoktur. Ustası ona bir araba içinde olabilecek her türden ayak işini emanet eder. Bembeyazlığı neredeyse kurumsallaşmış gömleğiyle ve bağı çözülmemiş kravatıyla yolcularla aynı hizada bir yolculuğa eşlik eder.

Ustadan ustaya, kaptandan kaptana evrile evrile büyürler. Arabesk bir dünyanın içinden gelindiği kesindir, orada yer tutmaktan memnun gibidir. Öğrendikleri her şey ileride şoför koltuğuna oturduklarında işlerini kolaylaştıracak evladiyelik birer hasıladır. Başkasının elinde yoğrulur, kendi elleriyle sorumluluk üstlenirler. Her seferinde değişen yolcularıyla çeşitlilik içeren bir kanaat önderine dönüşürler. Duraklarda yarı bellerine kadar dışarıya cambaz gibi sarkan, çocuk yaşta hayatı öğrenen ve buna mecbur bırakılan küçük bedenleriyle muavinler zamanla birer korkusuz cengaver olarak bu yolların fatihi olacaklardır. Ondandır muavinler hayatın akışını hızla ilerleyen dört teker üzerinden takip ederler. Arabayı dolduran ve adeta istiflenmiş gibi sıralı sıralı oturan yolcuların her birinde hayatın bambaşka izleri vardır. Muavin arada koridorda dolaştığında insan sarraflığını pekiştirecek kişisel deneyimler edinir. Ona insandan sorarsanız size yolculardan yola çıkarak inanılması güç izlenimler sıralayacaktır.

Sesler onda birikir

Sözüm ona birlikte sorumluluk yüklendiği bir arabanın ancak şoförün yokluğunda kendine fırsat yaratması onu kamçılar. Yolcuları saymak, gerekli anonsları yapmak, kontağı çevirmek, arabayı yıkamak bir de sanki sadece eziyet için yaratılmış yolculara servis yapmak onun işi gibidir. Bu çoğu zaman yorucu, yaralayıcı ve yakıcı bir azap olsa da muavinlik denen de böyle bir şeydir. Oysa onun ufkunda uzun yolculuklar, kaptanın yerini alarak gerçekleştireceği zorlu inişler, geçişler ve tırmanışlar vardır. Bir gün bütün bunların da zamanının geleceğini düşünerek arkadan çağıran gece kuşu yolcusunun gereksiz isteklerini karşılamak üzere arkaya doğru yönlenir. Olsun vakti gelecektir.

Ama muavin işini bilir. Bazen gördüklerini yutar, arkadan gelen sesler onda birikir ve kaybolur. Şoförü sadece araba kullanmaya ikna eden ve ona "gerisini merak etme" diyen odur. Hakkından geldiği şeyler yolcularla arasında cereyan eder. Kaptanın dikiz aynasına odaklanmasına imkan ve ihtimal yoktur. Çoğu kere şoför, arkaya hafif bir göz atıp muavini yanına çağırmakla yetinir. Arada ne olup bittiğini, yolcu ahalisinin ne yiyip ne içtiğini bilmesine imkan yoktur. Orada olup bitenler muavinin uhdesinde buharlaşıp uçacaktır. Aksi de mümkündür ama çoğu şoför kendine iş getiren muavinlerden hoşlanmaz. Zaten işi başından aşkındır, şu meymenetsiz yokuşu kazasız belasız tırmanması gerekir, şu belalı rampadan arabayı sağa soka savurmadan, frenleri patlatmadan hayırlısıyla geçmesi gerekir. Uyku bastırmadan yol almak, iyice yorulmadan yolcuları bekleyenlerine kavuşturmak gerekir. Hem muavinin işi de ne ki? Baksın, halletsin.

Ondandır bazen yollarda akıllarda kalan bazı garip işlerin sahipleri hep muavinler olur. Muavin kimi zaman bir temsil havasındadır, araba onundur, şoföre de o iş vermiştir. Buna inanmamızı bekleyen tripleri olur, bazen de yerinin farkındadır, daha fazlasını talep ettiğimizde kaptanı gösterir. Ama ne var ki kaptana ulaşamayız, arada bizi karşılayan kendisi olur. Muavin sadece muavin değildir. Çıktığımız bir yolculukta bindiğimiz araç, bize şoförün sadece şoför muavinin de sadece muavin olmadığını öğretmekte gecikmez. Biz bunu kavrarız. Şoföre hayran kalır, muavine acırız.

@darulmedya