Mültecilik evrensel bir sorundur

Cuma Obuz / Yazar
26.03.2022

Mülteciler, insanlık ortak paydasının konusudur. Kitle imha silahlarına muhatap olan bir sivilin göz rengine, konuştuğu dile bakılmaz. İnsanlık, sadece yardım etmeyi, paylaşmayı önceler. Avrupa, bu zamana kadar hem Doğu'dan hem Batı'dan biriken medeniyetin ekmeğini yedi. Yani o birikimi tüketerek bir aşamaya geldi. Üzerine bir değer üretip eklemezseniz Doğu'nun ve Batı'nın ortak değerler birikimi bir gün biter.



Sosyal bilimler alanında çalışan hemen hemen herkesi yakından ilgilendiren konular vardır. Bu konuların sadece listesini yapmaya kalksak bir cilt eser ortaya çıkar diye düşünüyorum. Çünkü sosyal bilimler özellikle sosyoloji, birçok bilim dalından veya disiplinden yararlanır.

Multi disiplin

Zygmunt Bauman bu konuyu bir kütüphane ve rafları ile betimliyor. Bir kütüphaneye girdiğinizde birbirinden ayrı birçok alanın raflarına rastlarsınız. Psikoloji, ekonomi, felsefe ve daha birçok alanın rafları vardır. Her raf birbiri ile ilişkili olsa da disiplinler birbirinden ayrıdır. Fakat sosyoloji, tüm disiplinlerden bir parça taşır. Böylelikle hepsinden parça parça alan multi bir disiplin haline gelir. Bu bakış açısı Bauman'ın görüşünün özetidir. Buna karşı çıkanlar veya eleştirenler muhakkak olacaktır ama ben bu görüşe katılıyorum. Son yaşanan gelişmeler de bu tezi daha da güçlü kılmıştır. Yaşadığımız birçok şeyin doğrudan sosyoloji ile ilgisinin olduğunu her fırsatta daha derin düşünerek tecrübe ettim.Bu bakış açısının ışığında son yaşanan Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş sırasında bir kez daha gündeme gelen mültecilik konusunu okumak kaçınılmaz oldu. Çünkü mültecilik konusu neredeyse tüm dünyanın sorunu. ABD ve Meksika arasında ciddi bir kriz, Suriye'de başlı başına bir sorun. Afrika'da tüm kıtaya yayılmış bir sorun. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri. Keza şu sıralar da Ukrayna ile Avrupa ülkeleri arasında bir sorun. Mülteci konusu siyasi gibi gözükse de özünde toplumsal bir sorundur. Mültecilik konusunda özellikle Batı medyasında çıkan ırkçı haberler ve ayrımcılığı iliklerimize kadar hissettiren açıklamalar, bir kez daha oturup düşünmenin şart olduğunu ortaya serdi.

Kimi sarı saçlı mavi gözlü diyerek Hitler gibi Avrupalı tarifi yaptı, kimi çıktı Suriyeli mültecilere "Çadırlarınızı Ukraynalı mültecilere verin" çağrısında bulundu. Ama hiçbiri şaşırtmadı ve hepsi insanlık adına bir kez daha utanmamıza neden oldu.

Bu konuda hem medyada hem de siyasette birçok isim açıklamalar yaptı. Bu açıklamalardan sadece ikisini alıp sosyolojik bir incelemeye tabi tutalım.

İlk açıklama aslında ırkçı söylemlerine alışık olduğumuz Fransız siyasetçi Le Pen'e ait.

"Ukrayna bir Avrupa ülkesidir. Avrupa ülkelerinin sadece Avrupalı mültecileri kabul etmesi doğaldır."

Avrupa merkezcilik

Le Pen bu söyleminde çok haklı. Çünkü Avrupa'yı iyi tanımak gerekir bu sözün doğru olduğunu anlamak için. Şimdi elimize bir felsefe kitabı alalım. Okumaya başlayan aklı selim bir insan çok rahat bir şekilde anlar ki felsefede hakim olan Avrupa merkezciliktir. Sadece felsefede değil sanatta, edebiyatta, siyasette, spor müsabakalarında, tarihte, müzikte, kültürde ve daha birçok alanda aslında hakim söylem Avrupa merkezciliktir.

Bunun tek bir nedeni yoktur. Bu durumu Avrupa'nım sömürge politikalarının bir sonucu olarak da okumak mümkün. Bunun yanında Avrupa'nın kültür endüstrisindeki başarısı olarak okumak da mümkün. Yine Doğu'nun elindeki büyük mirasın farkındalığını kaybetmesi veya sömürgeye boyun eğmesi olarak da görülebilir.

Bu Avrupa merkezci bakış açısının elbette siyasette ve toplumsal konularda da etkisi olacaktı. Fakat bu kibirli bakış açısı her alanı aşarak insani alanda da kendini bu sözler ile dışavuruyor. Yani aslında Le Pen, Avrupa'da hızla yükselen ırkçı ve faşist damarın sözcülüğünü yapmış ve Avrupalı mülteci ve Avrupalı olmayan mülteci ayrımını dile getirmiştir. Bu açıdan Le Pen bir gerçeği dile getirmiştir. Fakat her ne kadar doğru olsa da bu sözler ırkçı ve korkutucu derecede nefret söylemi olarak görülmelidir.

'Medeni Avrupa'

Gelelim ikinci örneğimize. Bu sefer sözü aşırı sağcı bir siyasetçiye değil bir muhabire bırakalım.

CBS News Muhabiri Charlie D'Agata'nın açıklaması da sosyolojik olarak analiz edilmesi gereken bir açıklama.

"Burası on yıllardır kaosla yaşayan Irak veya Afganistan değil. Burası böyle şeyleri görmeyi hiç ummadığımız medeni Avrupalılara has bir kent."

Bu açıklamada asıl dikkat edilmesi gereken yer ilk cümle. Yani Batı'nın Doğu'ya baktığı projeksiyon. Onlar için Doğu tam olarak bu cümlede saklı. Kaosla yaşayan, medeni olmayan ve üçüncü dünya ülkeleri. Bu bakışın sahibi kendilerini ise medeni ve birinci sınıf olarak tanımlıyor.

Aslında birçok soru sorulabilir bu ırkçı açıklamadan.

* Afganistan ve Irak'ın kaos içinde yaşamasının ana nedeni nedir?

* Üçüncü dünya ülkeleri neden geri bırakılmıştır?

* Bu ülkelerde yaşayan halkları kimler, nasıl sömürmüştür?

* Batı birinci sınıf olmayı sadece kendi üretimleri ve disiplinlerine mi borçludur?

* Irkçı söylemler sadece Batı ve destekledikleri hakkında olunca mı suçtur?

* Peki tarihteki en büyük soykırımlardan biri olarak kabul edilen Holokost'un mimarları da Avrupa dışındaki üçüncü dünya ülkeleri halkları mıydı?

* Avrupa'nın yaşadığı demokrasinin bedelini kimler ödedi?

Bu can alıcı soruları uzatmak mümkün. Fakat olayın anlaşılması adına bu kadarı yeterli olur diye düşünüyorum.

İdeolojik saplantılar

Bu açıklamayı bir gazetecinin yapıyor olması da özellikle üzerinde durulması gereken bir konu. Çünkü nefret söylemlerinin en çok yayıldığı alan medya ve yayanlar da bu sektörde çalışanlar diyebiliriz. Daha önceki yazılarımızda gazeteciliğin çok onurlu bir meslek olduğunu defalarca dile getirdik fakat bu söylemlerin artması, mesleki açıdan da hayli korkutucu.

Bu iki örnekten yola çıkarak bir çıkarım yapacak olursak ırkçı söylemlerin üretim alt yapısında yer alan ideolojik saplantıların insanlık ortak paydasının önüne geçtiğini görebiliriz. Ukrayna Savaşı'nda Batı'nın çok hızlı reaksiyon verdiğini ve Ukraynalı mülteciler için her şeyi yapabileceklerini gördük. Bu durum daha önce aynı tür bombardımanlardan kaçan, canını ve ailesini korumak adına mülteci yolculuğuna çıkan Suriyeli veya diğer milletlerden insanlara karşı böyle olmamıştı. Tüm dünya Avrupa'nın mültecileri kaldıramayacağını düşünmeye başlamışken Ukrayna Savaşı, tüm denklemi alt üst etti.

Kim ne açıklama yaparsa yapsın sosyal bilimler ışığında çıkarılması gereken sonuç: Mültecilik evrenseldir. Mülteciler, insanlık ortak paydasının konusudur. Kitle imha silahlarına muhatap olan bir sivile göz rengi veya konuştuğu dil sorulmaz. İnsanlık duygusu sadece yardım etmeyi, paylaşmayı önceler.

Aydın eksikliği

Tüm bunları düşünerek mültecilik kavramını daha evrensel boyutta ele alacak, sorunu sorun olmaktan çıkarmak adına önerilerde bulunabilecek, nefret söylemine düşmeyecek aydınlara daha fazla ihtiyaç olduğunu bir kez daha görüyoruz. Açıkçası Ukrayna'dan Avrupa'ya doğru akın eden mülteciler ile ilgili ekranlarda konuşturulan isimlere ve onların söylemlerine bakınca insan şunu sormadan edemiyor: Demek aklı selim aydın eksikliği sadece Türkiye için değil Avrupa için de önemli bir sorun.

Avrupa, bu zamana kadar hem Doğu'dan hem Batı'dan biriken medeniyetin ekmeğini yedi. Yani o birikimi tüketerek bir aşamaya geldi. Üzerine bir değer üretip eklemezseniz Doğu'nun ve Batı'nın ortak değerler birikimi bir gün biter. Tükettiğiniz değerlerin bittiği noktada ise medeniyet yerini insanlık dışı söylemlere bırakır. Avrupa'da giderek yükselen aşırı sağ potansiyeli bunun en net göstergesidir. Bir gün aşırı sağın ve popülizmin iktidarlarını Avrupa'da gördüğümüzde nefretin egemen olduğu Nazi dönemleri yeniden palazlanacaktır. Bu mantık dünyayı İkinci Dünya Savaşı'ndan daha yıkıcı bir savaşın eşiğine sürükleyebilir.

Özellikle mülteci olmanın psikolojisini de herkesin yeniden düşünmesi gerekiyor. Doğup büyüdüğünüz toprakları terk etmek zorunda kalmak gerçekten dayanılmaz bir acı. Konvansiyonel silahların kullanıldığı bir savaşta başınızdan bombaların atıldığı bir ortamda hayatta kalmak, ailenizi korumak için yerinizi yurdunuzu terk etmek çok zor. Hele ki gittiğiniz yerde sizi nelerin beklediğini bilmeden bir yolculuğa çıkmanın insan psikolojisindeki tahribatını sadece yaşayanlar anlar. Bir de refahları yerinde olan siyasilerin ve medyatik tiplerin çıkıp sizin hakkınızda bu ve benzeri söylemlerde bulunduğunu düşünün...

Şundan eminim ki Ukraynalı mültecilerin çoğu Avrupalı siyasetçilerin veya gazetecilerin söylemlerinden rahatsız olmuştur. Çünkü onlar da mülteci olmanın ağır psikolojisini yaşıyor.

Unutmayalım; Mültecilik evrensel bir sorundur.

[email protected]